![]() |
#1 |
![]() ONLARI TAKLİT MÜMKÜN MÜ?
Her şeyleriyle Allah’a yönelip bütün bir hayat boyunca, O’na hakkıyla kulluk yapabilmek için çırpınıp duran Allah Dostlarının hayatlarında bizim için çok güzel ibretler vardır. Onlar gibi olamasak bile, onlara benzemeye çalışmak, onlar gibi yapmaya ve olmaya çalışmak, her Müslüman için vaz geçilmez faydalarla doludur. Evet, dervişlerin halleri; bazen insanı kulluk ve Allah aşkı heyecanıyla sarsar; bazen ulaşılmaz gibi görünen hallari de bizleri ürkütebilir. Ancak, unutulmamalıdır ki; dinimiz sadece onların yaptığından ibaret hazır kalıplardan ibaret değildir. Onların hayatını birer örnek insan olarak görmeli, fakat onların harikulade özelliklerini kendimizde aramaya kalkışmamalıyız. Allah adamlarının halleri, dağlar gibi yüce ve uzak görünür insana ama her insan kendi maneviyatını geliştirerek o dağlara; önce dağın eteklerine, ve oradan daha yukarılara, zirveye tırmanabilir. Yani, bizden “onların dağları”na tırmanmamız değil; kendi tepemize veya bizim nasibimizin bulunduğu kendi zirvemize çıkmaktır. Manevi ve kalbi hayattan kasıt; kişinin önce başkalarını taklit ederek, güzel hal ve ahlakları tatması, ardından da kendini geliştirerek, yine kendi karakter ve mizacını bulabilmesidir. Bu satırlarda, dervişlerin hallerinden ve yaşam tarzlarında ince kesitler bulacaksınız. Belki çoğu defa okuyup veya dinleyip üzerinden geçtiğimiz ayrıntılara parmak basacağız. Onların hallerine mercek tutmaya çalışacağız. Umuyoruz, güzel ahlak ve erdemlilik adına bir pay sahibi oluruz.
![]() |
|
![]() |
![]() |
|
Sayfayı E-Mail olarak gönder |
![]() |
#2 |
![]() ALLAH’IN AYETLERİNİ DUYUNCA BAYILINCAYA KADAR AĞLARLARDI
Geçmiş büyüklerin -radıyallahu anhum- en önemli özelliklerinden birisi, kıyamet gününün dehşetinden söz edildiğinde, Allah kor*kularının artması, kıyamet sahnelerini yansı*tan âyet ve hadisleri duyduklarında bayılıp kendilerinden geçmeleri idi. Rivayete göre bir gün Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Çünkü bizim yanımızda (ağır) bukağılar var, yakıcı bir ateş var, boğazda tıkanıp kalan bir yiyecek var. (Bunlardan başka da) elem verici bir azap var.” (Müzemmil; 12-13) mealindeki âyetleri okuyunca, arkasında bulunan Humrân b. A'yen -ra- o anda ruhunu teslim edip yere kapanıverir. *** Bir gün Yezîd er-Rakkaşî, Ömer b. Abdülaziz (ra)ın huzuruna çıkınca Halife Ömer: - Yezîd bana öğütte bulun, der. - Emirü'l Mü'minîn, ilk ölecek halife sen değilsin. Ömer b. Abdülaziz ağlar ve: - Biraz daha… - Seninle atan Âdem Peygamber arasında gelen atala*rından kimse yoktur. Ömer yine ağlar ve: - Öğütlerini sürdür. -Cennet ile cehennem arasında bir başka menzil yoktur. Halife Ömer (ra), bu sözleri duyunca bayılıp yere düşer. *** Hasan b. Salih -rahimehullah- bir gün ezan okurken «Eşhedu en la ilahe illellâh» cümlesini söyler söylemez ba*yılıp düşer. Cemaat minareye çıkarak kendisini indirir. Son*ra kardeşi çıkıp ezan okur ardından imam olup namazı kıl*dırır. Bu arada Hasan'ın baygınlığı sürmektedir. Ebû Süley*man ed-Dârânî -rahimehullah-: «Ben Hasan b. Salih'ten daha fazla huşu sahibi birini görmedim, geceleyin saba*ha kadar 'Amme yetesaelun' sûresini yineleyip durur, ikide bir baygınlık geçirir her baygınlığının ardından yeniden abdest alırdı ve sûreyi bitirmeden sabah nama*zının vakti girerdi.» *** Davud et-Tâî (ks) bir gün bir kadının, bir kabristanın başın*da: «Yavrum, haşerelerin hangi yanağından yemeğe başladıklarını bir bilebilseydim!» deyip ağladığını görünce bayılıp yere düşer. *** Bir gün Ömer b. el-Hattâb -radıyallahu anh- Tekvîr sûresini okumaya başlar. «(Amel defterleri) açılıp yayıldığı zaman» mealindeki onuncu âyetine vardığında bayılıp yere düşer ve bir süre yerde çırpınır. *** Mahallesindeki mescidinde imamlık yapmakta olan er-Rabf b. Haysem (r.aleyh), Kur’an okuyan birinin Furkân sûresinin: «O (çılgın ateş), kendilerini uzak bir yerden gördüğü zaman onlar bunun o müthiş gazaplanışını ve uğultusunu duyacak*lardır» mealindeki on ikinci âyetini okurken, dinleyince düşüp bayılır, kaldırılıp evine götürülür ve tam dört vakit kendine gelemez, öğle, ikindi akşam ve yatsı namazlarını kı*lamaz. *** Ebû Süleyman Dârânî -rahimehullah- aktarıyor: «Bir keresinde Süfyan-ı Servî, Kabe'de Makam-ı İbrahim'in arkasında iki rekât namaz kıldıktan sonra kafasını kaldırıp göğe bakar bakmaz bayılıp yere düştü. Bunun sebebi sırf göğe bakması değildi, o anda kıyametin deh*şetengiz anlarını tefekkür etmesi idi.» *** Vehb b. Münebbih -rahimehullah- aktarıyor: «Halil İb*rahim Peygamber -aleyhisselâm- (normal insanlara göre hata sayılmayacak kadar küçük bir) hatasını hatırladığında bayılıyor, kalp atışları bir millik mesafeden duyuluyordu. Kendisine: - Rahman'm dostu olmana rağmen nedir senin bu endişen? Denildiğinde şu çarpıcı cevabı veriyordu: - Hatamı andığımda dostluğumu unutuyorum! *** Fudayl b. Iyâz -rahimehullah- bir sabah namazında Yasin sûresini okumaya başlar. «(Onların yakalanması ya*hut azabı) bir tek sayhadan başka (bir şey) değildi. Artık hemen sönü(p gidi)verenler (oldular).» mealindeki (29.) âyetine varınca, oğlu Ali bayılır ve güneş doğuncaya değin kendisine gelemez. Fudayl'ın oğlu Ali, bir sureyi sonuna kadar okuyamaz, kendinden geçerdi. Yine bu zat, kıyametin dehşetini sergileyen Zilzâl sûresi ile Kâria sûrelerini dinlemeğe güç yetiremezdi. Ali babasından: «Ba*bacığım, ölmeden önce bir kerecik olsun bir sûreyi tam dinleyebilmem, bir hatim indirebilmem için benim için Allah'a dua et» diye istirhamda bulunmuştur. *** Hasan-i Basrî -rahimehullah- şöyle diyordu: «Seleften biri, geceleyin Kur'ân okuduğunda sabahleyin kendisini görenler sararıp solmasına, halsizliğine, bitkinliğine bakarak gecesini ibadetle geçirdiğini, onun yüzünden anlarlardı. Oysa bugün herhangi biri geceleyin Kur'ân'ı baştan sonuna değin okuyor ama sabahleyin kalktı*ğında sırtına hırkasını çekip uyumuş gibi yüzünde hiç bir değişiklik görülmüyor.» *** Meymûn b. Mihrân -rahimehullah- anlatıyor: «Bir kere*sinde Selmân-ı Farisî -radiyallahü anh- birisini: «Şeksiz şüphesiz onların topuna va'd olunan yer cehennemdir»(Hicr; 43) mealindeki âyeti okurken dinleyince bir nara attı, elini başına koydu, şaşkın bir halde çöllere düştü istikameti belirsiz bir vaziyette üç gün dolaşıp durdu.» *** İşte onlar tasavvuf ehliydi ve kendilerini Rablerine karşı böyle samimi yapmak için Kur’an ve Sünnet yolunda bütün gayretleriyle çalışmışlardı. Ona yöneldiklerinde, bütün kalıpları, tüm benlikleri ve ruhları ile yönelirlerdi... Allah-u Zülcelal de işte onlara bu samimiyetlerinden dolayı kendisi için ağlamayı nasip etmişti. Öyle ki ne ana, ne baba, ne yar, ne evlad-u iyal kalmıştı arada… Onlar sadece O’nun içindiler, peki ya biz kimin içiniz?... |
|
![]() |
![]() |
![]() |
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
|
|