selahattin_ay
10-09-2007, 12:25
Şimdi sizi 70 yıl öncesine davet ediyor ve 17 Haziran 1937 tarihli Son Posta gazetesinin manşetine bakmaya çağırıyoruz. Bakın o günden bugüne terör politikası nasıl değişmiş?
Zülfü Livaneli'nin köşe yazısı
13 fidan daha!
İnsanoğlunun en önemli erdemi, kendisini başkasının yerine koyup onun hissettiklerini yaşayabilmesi, onun acısını yüreğinde duyabilmesi.
Yoksa dünya kolayca bir kan deryasına, zulmün merhameti yendiği bir cehenneme dönüşür.
Şimdi kendinizi pazar akşamı, yemeğini yemiş, biraz televizyon seyretmiş ve yatıp uykulara varmış bir ana baba olarak düşünün.
Birden telefonun acı ziliyle fırlıyorsunuz yataktan. Uyku sersemi ahizeye yapışıp “Alo!” diyorsunuz. Genelkurmay’dan aradıklarını söylüyorlar ve o anda içinize bir ateş düşüyor. Yanınızda eşiniz: “Ne olmuş, Allah aşkına kötü bir şey mi var?” diye kaygıyla kıvranarak soruyor.
Ve sonra acı gerçeği öğreniyorsunuz: Oğlunuz şehit düşmüş!
Dünyada bu trajediyle karşılaştırılabilecek çok az acı vardır herhalde.
***
Kendisini başkasının yerine koymak denildiğinde bu, sadece insan olmayla, ana baba, eş, sevgili, çocuk, arkadaş olmayla ilgili bir durumdur.
İnsan kalbi ideoloji tanımaz, insan yüreğine yasak konulamaz.
Çocuğunu dağda yitiren ananın yüreği de aynı biçimde yanar, kocasının gazetenin önünde başından vurulduğunu öğrenen eşin ve çocukların da.
Önemli olan; bu acıların tümüne birden son verebilmek.
Ve biz hem biliyoruz, hem on beş yıldır yazıp duruyoruz ki; acılar sadece askeri önlemlerle bitmez.
Siyasetçiler, toplum bilimciler, ekonomistler, iş adamları, gazeteciler “Ordu nasıl olsa çarpışıyor!” diyerek sorumluluktan kaçamaz.
Çünkü bu kadar büyük ve uluslararası bir sorun işi sadece askere havale ederek; diplomasi, siyaseti, kültürü, ekonomiyi, planlamayı gözden çıkararak çözülemez.
***
Bakın, içimizi yakan 13 fidanın ardından gazeteler yine “Hesap sorulacak!”,
“Bu sefer işleri bitirilecek!” manşetleriyle çıkıyor.
Ben size bir başka gazete manşetini örnek vereyim; gerisini siz düşünün:
“SON POSTA Gazetesi
Tarih: 17 HAZİRAN 1937
ASİLER SIKI BİR ÇEMBER İÇİNE ALINDILAR
Tunceli’nde kahraman kuvvetlerimiz vaziyete hakimdir, asiler sığındıkları sarp dağlarda imha ediliyorlar.
DERSİM MESELESİ TARİHE KARIŞTI!”
***
Şehitlerin ailelerine sabır dilerken, yeni şehitler vermemek için siyasetçilerin şapkayı önlerine koyup düşünmelerini ve bu kanamayı durduracak gerçekçi politikalarla, uluslararası çapta harekete geçmelerini talep ediyoruz.
Yazıktır, günahtır bu çocuklara!
(Vatan)
kaynak: haber7
Zülfü Livaneli'nin köşe yazısı
13 fidan daha!
İnsanoğlunun en önemli erdemi, kendisini başkasının yerine koyup onun hissettiklerini yaşayabilmesi, onun acısını yüreğinde duyabilmesi.
Yoksa dünya kolayca bir kan deryasına, zulmün merhameti yendiği bir cehenneme dönüşür.
Şimdi kendinizi pazar akşamı, yemeğini yemiş, biraz televizyon seyretmiş ve yatıp uykulara varmış bir ana baba olarak düşünün.
Birden telefonun acı ziliyle fırlıyorsunuz yataktan. Uyku sersemi ahizeye yapışıp “Alo!” diyorsunuz. Genelkurmay’dan aradıklarını söylüyorlar ve o anda içinize bir ateş düşüyor. Yanınızda eşiniz: “Ne olmuş, Allah aşkına kötü bir şey mi var?” diye kaygıyla kıvranarak soruyor.
Ve sonra acı gerçeği öğreniyorsunuz: Oğlunuz şehit düşmüş!
Dünyada bu trajediyle karşılaştırılabilecek çok az acı vardır herhalde.
***
Kendisini başkasının yerine koymak denildiğinde bu, sadece insan olmayla, ana baba, eş, sevgili, çocuk, arkadaş olmayla ilgili bir durumdur.
İnsan kalbi ideoloji tanımaz, insan yüreğine yasak konulamaz.
Çocuğunu dağda yitiren ananın yüreği de aynı biçimde yanar, kocasının gazetenin önünde başından vurulduğunu öğrenen eşin ve çocukların da.
Önemli olan; bu acıların tümüne birden son verebilmek.
Ve biz hem biliyoruz, hem on beş yıldır yazıp duruyoruz ki; acılar sadece askeri önlemlerle bitmez.
Siyasetçiler, toplum bilimciler, ekonomistler, iş adamları, gazeteciler “Ordu nasıl olsa çarpışıyor!” diyerek sorumluluktan kaçamaz.
Çünkü bu kadar büyük ve uluslararası bir sorun işi sadece askere havale ederek; diplomasi, siyaseti, kültürü, ekonomiyi, planlamayı gözden çıkararak çözülemez.
***
Bakın, içimizi yakan 13 fidanın ardından gazeteler yine “Hesap sorulacak!”,
“Bu sefer işleri bitirilecek!” manşetleriyle çıkıyor.
Ben size bir başka gazete manşetini örnek vereyim; gerisini siz düşünün:
“SON POSTA Gazetesi
Tarih: 17 HAZİRAN 1937
ASİLER SIKI BİR ÇEMBER İÇİNE ALINDILAR
Tunceli’nde kahraman kuvvetlerimiz vaziyete hakimdir, asiler sığındıkları sarp dağlarda imha ediliyorlar.
DERSİM MESELESİ TARİHE KARIŞTI!”
***
Şehitlerin ailelerine sabır dilerken, yeni şehitler vermemek için siyasetçilerin şapkayı önlerine koyup düşünmelerini ve bu kanamayı durduracak gerçekçi politikalarla, uluslararası çapta harekete geçmelerini talep ediyoruz.
Yazıktır, günahtır bu çocuklara!
(Vatan)
kaynak: haber7