Ak_Kelebek
03-05-2009, 16:07
AKP iktidarı dolayısı ile, din-siyaset ilişkisi fazlasıyla siyasileştiği için, yine bir büyük meseleyi gözden kaçırmaya başladık. O mesele; Türkiye’de muhafazakâr çevre dışındakilerin, dindar veya sadece inançlı insanla, inanmayan insanın dünyalarının farklı olduğunu kabul edememe meselesidir.
‘Acaba bu iktidar atamalarında imam-hatipli olmayı ön kriter olarak mı sayıyor, bu yönde mi davranıyor’ sorusu, siyasi bir kaygı olarak mesele haline getirilebilir, bundan rahatsızlık duyulabilir. Ama, ‘İmam-hatipliler neden bizim gibi yaşamıyorlar, bizim gibi yaşamıyorlarsa, bu bir sorundur, hadi bu sorunu eşeliyelim’ anlaşılır bir tavır değildir. Dahası, hakkaniyetsizdir, rahatsız edicidir. Muhafazakârların yayın organlarında,
‘Düz liseden çıkanlar namaz kılar mı sorusunu başlık yaptıklarında, bu ne kadar müdaheleci, baskıcı bir ima taşırsa, ‘İmam-hatipliler bara gider mi?’ sorusunu öne çıkarmak da, o denli dayatmacı bir ima taşır.
Bu yazıyı yazmama, Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’ın daha önce yaptığı bir röportaj vesilesiyle, bir imam-hatipliden aldığı maili yayımlarken attığı,
‘İmam-hatipliler bara gider mi? İmam-hatiplilerin sevgilisi olur mu?’ başlığı neden oldu. Evet, popüler gazeteciler, okumaya davet eden frapan başlıklar seçerler. Evet, Arman bu soruya samimi olarak cevap arayan, röportajlarında bu tür sorularını tekrarlayan, art niyetinden kuşku duymamak gereken birisi.
Ama ‘samimiyet’, aslında kafamızın ardındaki tabloyu daha da iyi sergileyen bir gösterge.
Bu tabloda, ‘İmam-hatiplilere yan gözle bakıyoruz, ama acaba yanlış mı yapıyoruz?’ sorusuna cevap ararken, bir yandan da, ‘O halde, göstersinler bizim gibi ‘normal’ vatandaş olduklarını bizde kuşku duymayalım’ duygusu hâkim. Arman’a ‘mail’ gönderen okuru, özetle, haklı olarak, ‘İmam-hatipten de her türlü adam çıkar’ diyor.
Yine de biz biliyoruz ki, imam-hatipten çıkanların çoğu bara falan gitmez, bu okullar dindar ailelerin çocuklarını gönderdiği din eğitimi ağırlıklı okullar. O halde, diyelim, imam-hatiplilerin çoğunun bara gitmediğini, flört etmediğini tespit ettik, ne çıkacak bundan? Tek tip insan modeli mi? Bunu da, bir çocuğun kendi seçimi olamıyacak ağır bir din eğitimi almasını da tartışabiliriz
Tüm bunlar sorun edilebilir, ama buradan, ‘hastalıklı insan portresi’ çıkarmamak lazım. Bundan kaçınmanın yolu ise, bir ‘tek tip’i sorgularken, bunu diğer bir tek tipe izafeten yapmamak, yani ‘normal’, ‘makbul’ adamı ‘bara giden, sevgilisi olan adam veya kadın’ olarak tanımlayıp, herkesi bu tanım dünyasına göre değerlendirmemek. Aksi takdirde, bir tek tipe karşı çıkar gibi yapıp, diğer bir tek tipi dayatmaktan başka bir şey yapılmış olmuyor. Arman, doğrudan bunu yapıyor demiyorum, ama bu yönde yazılan çizilenin çoğunun (kasıtlı olmadığı zaman bile) ima ettiği şey aslında bu.
‘Medeni insan’, ‘normal insan’ tanımı, ‘dindar’ veya ‘sadece inanan insan’ı o denli dışarda tutuyor ki, imam-hatipli, başörtülü insanlara sorulan, irdelenen, hep, inançlarının getirdiği kısıtlara riayet edip etmedikleri yönünde. Verdikleri cevaplar doğrultusunda, bunlara riayet ettikleri öne çıkıyorsa, ‘kabuğunu kıramayan sorunlu insan’, etmedikleri ölçüde ise, düşüncelerine itibar edilecek, normal insan tasnifi içinde takdim ediliyorlar.
Muhafazakâr medyanın ana sorunu, sadece ‘iktidar neylerse güzel eyler’ sesi çıkaran, bozuk plak veya tek sesli koro olması. Buna karşın, onun karşısındaki basının en büyük sorunlarından biri, siyaset-din ilişkilerini doğru dürüst bir yere yerleştirememesi. Dahası, din konusunda bilinçli ve/veya bilinçsiz bir dayatmacı dilden kurtulamaması. ‘Jaz dinleyen imam’, ‘flört eden başörtülü kız’, ‘bara giden İmam hatipli’ peşinde koşması, bulup haber yaptığında, diğerlerini onlar gibi olmaya telkin eden bir dile sıkı sıkıya sarılması. ‘Bırakalım, imam-hatipliler de bara gitmesin, vardır bir bildikleri, bizim meselemiz,
siyasi iktidar olduklarında başımıza ceberrut kesilmesinler’ ayarında kalamamaları.
RADİKAL
‘Acaba bu iktidar atamalarında imam-hatipli olmayı ön kriter olarak mı sayıyor, bu yönde mi davranıyor’ sorusu, siyasi bir kaygı olarak mesele haline getirilebilir, bundan rahatsızlık duyulabilir. Ama, ‘İmam-hatipliler neden bizim gibi yaşamıyorlar, bizim gibi yaşamıyorlarsa, bu bir sorundur, hadi bu sorunu eşeliyelim’ anlaşılır bir tavır değildir. Dahası, hakkaniyetsizdir, rahatsız edicidir. Muhafazakârların yayın organlarında,
‘Düz liseden çıkanlar namaz kılar mı sorusunu başlık yaptıklarında, bu ne kadar müdaheleci, baskıcı bir ima taşırsa, ‘İmam-hatipliler bara gider mi?’ sorusunu öne çıkarmak da, o denli dayatmacı bir ima taşır.
Bu yazıyı yazmama, Hürriyet gazetesinde Ayşe Arman’ın daha önce yaptığı bir röportaj vesilesiyle, bir imam-hatipliden aldığı maili yayımlarken attığı,
‘İmam-hatipliler bara gider mi? İmam-hatiplilerin sevgilisi olur mu?’ başlığı neden oldu. Evet, popüler gazeteciler, okumaya davet eden frapan başlıklar seçerler. Evet, Arman bu soruya samimi olarak cevap arayan, röportajlarında bu tür sorularını tekrarlayan, art niyetinden kuşku duymamak gereken birisi.
Ama ‘samimiyet’, aslında kafamızın ardındaki tabloyu daha da iyi sergileyen bir gösterge.
Bu tabloda, ‘İmam-hatiplilere yan gözle bakıyoruz, ama acaba yanlış mı yapıyoruz?’ sorusuna cevap ararken, bir yandan da, ‘O halde, göstersinler bizim gibi ‘normal’ vatandaş olduklarını bizde kuşku duymayalım’ duygusu hâkim. Arman’a ‘mail’ gönderen okuru, özetle, haklı olarak, ‘İmam-hatipten de her türlü adam çıkar’ diyor.
Yine de biz biliyoruz ki, imam-hatipten çıkanların çoğu bara falan gitmez, bu okullar dindar ailelerin çocuklarını gönderdiği din eğitimi ağırlıklı okullar. O halde, diyelim, imam-hatiplilerin çoğunun bara gitmediğini, flört etmediğini tespit ettik, ne çıkacak bundan? Tek tip insan modeli mi? Bunu da, bir çocuğun kendi seçimi olamıyacak ağır bir din eğitimi almasını da tartışabiliriz
Tüm bunlar sorun edilebilir, ama buradan, ‘hastalıklı insan portresi’ çıkarmamak lazım. Bundan kaçınmanın yolu ise, bir ‘tek tip’i sorgularken, bunu diğer bir tek tipe izafeten yapmamak, yani ‘normal’, ‘makbul’ adamı ‘bara giden, sevgilisi olan adam veya kadın’ olarak tanımlayıp, herkesi bu tanım dünyasına göre değerlendirmemek. Aksi takdirde, bir tek tipe karşı çıkar gibi yapıp, diğer bir tek tipi dayatmaktan başka bir şey yapılmış olmuyor. Arman, doğrudan bunu yapıyor demiyorum, ama bu yönde yazılan çizilenin çoğunun (kasıtlı olmadığı zaman bile) ima ettiği şey aslında bu.
‘Medeni insan’, ‘normal insan’ tanımı, ‘dindar’ veya ‘sadece inanan insan’ı o denli dışarda tutuyor ki, imam-hatipli, başörtülü insanlara sorulan, irdelenen, hep, inançlarının getirdiği kısıtlara riayet edip etmedikleri yönünde. Verdikleri cevaplar doğrultusunda, bunlara riayet ettikleri öne çıkıyorsa, ‘kabuğunu kıramayan sorunlu insan’, etmedikleri ölçüde ise, düşüncelerine itibar edilecek, normal insan tasnifi içinde takdim ediliyorlar.
Muhafazakâr medyanın ana sorunu, sadece ‘iktidar neylerse güzel eyler’ sesi çıkaran, bozuk plak veya tek sesli koro olması. Buna karşın, onun karşısındaki basının en büyük sorunlarından biri, siyaset-din ilişkilerini doğru dürüst bir yere yerleştirememesi. Dahası, din konusunda bilinçli ve/veya bilinçsiz bir dayatmacı dilden kurtulamaması. ‘Jaz dinleyen imam’, ‘flört eden başörtülü kız’, ‘bara giden İmam hatipli’ peşinde koşması, bulup haber yaptığında, diğerlerini onlar gibi olmaya telkin eden bir dile sıkı sıkıya sarılması. ‘Bırakalım, imam-hatipliler de bara gitmesin, vardır bir bildikleri, bizim meselemiz,
siyasi iktidar olduklarında başımıza ceberrut kesilmesinler’ ayarında kalamamaları.
RADİKAL