CeVHeR
12-28-2007, 02:01
Nedir sanat ve "ne için" yapılır?.. Ve de, "kim"dir sanatçı?.. Bu konular, yıllardır tartışılır... Yapılan iş "sanat" mıdır, yoksa "zanaat" mı?.. Evet, sanat, "ne için" yapılır?.. "Sanat, sanat için" midir, "halk" için mi?.. Kendilerine "sanatçı" diyenler, uzun yıllardır tartışmıştır bunu... Hatta, "ikiye" ayrılmışlardır... Kimi; "sanat, sanat içindir" demiştir, kimi de "sanat, halk içindir" iddiasını dillendirmiştir!..
Şahsen ben, hâlâ bir karar verebilmiş değilim; kimdir sanatçı, kimdir zanaatçı?..
Görüyorum ki, bu konu hâlâ tartışılıyor... "Sanat"ın, sözlüklerdeki birkaç tarifi şöyle:
"Amel, iş... Bir şey meydana getirme, bir iş yapma...
Yeni bir şey ortaya koyma... Ustalık, hüner, bilgi, maharet!.. Bir şeyi ustalıkla yapabilme melekesi."
Bu "tarif"lerden hareketle, şunu söyleyebiliriz:
"Yeni bir şey" ortaya koyan veya herhangi bir konuda "usta" olan, "hüner" sergileyen hemen herkes "sanatçı"dır!..
Ama bana göre;
Sanat, merhum üstad Necip Fazıl'ın tarif ettiği şeydir:
"Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış"
ADNAN ŞENSES SANATçI DEĞİL Mİ?
Aslına bakarsanız;
"Sanat tartışması" adı altında, bir "çelik-çomak oyunu" sergileniyor bugün!..
Bu ülkenin "köpek"lerini, "kedi"lerini, "kuş"larını, "dağ"larını ve "ağaç"larını seven, fakat bir türlü "insanını sevmeye" yanaşmayan Bekir Coşkun, 18 Aralık günü "Piyanist" başlıklı bir yazı yazmış...
Okumamıştım... Konu; Kadir çelik'in önceki günkü "Objektif" programında tartışılınca haberdar oldum.
Bekir, Fazıl Say için, "O, bu ülkenin gerçek sanatçısı olduğunu gösterdi" derken, isim vermeden Adnan Şenses'i hedef almış ve onun için de demiş ki;
"Bu ülke her zaman; Başbakan'ın önünde ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atan ve böylece kavşakta benzin istasyonu sahibi olan sanatçıları" "sanatçı" sandı.
Ya da; sulu, densiz, geveze, içi boş, ülkesinde olup bitenleri umursamaz, bacak arası sohbetlerle ekranlara tutunan, kalitesizliği "sanat" bildi.
Oysa sanatçılar toplumun önderleridir.
Onlar doğal liderlerdir.
Her sanatçının birer kutupyıldızı gibi insanlara yön gösterme görevi vardır."
Bu "tasnif"ten anlıyoruz ki; Fazıl Say; Bekir'in gözünde "sanatçı"dır, ama Adnan Şenses değil!..
Benim bildiğim; Bekir, "köpek"ler konusunda uzmandı... çok sevdiği "Pako"sunun ölmesinden sonra girdiği "şok"tan olsa gerek, artık "sanat eleştirmenliği"ne de soyunmuş!..
BEKİR'İN "YERLİ" SENDROMU!
Ama, burada da, "bu ülkenin insanlarını sevmediğini" gösteriyor!..
Fazıl Say'ı "sanatçı" sayarken, Adnan Şenses'i sanatçı saymıyor!..
Niye?.. Bekir'in kriteri ne?..
Fazıl Say, "piyano" çaldığı ve "kilise müziği" icra ettiği için mi "sanatçı"dır?..
Adnan Şenses, "Türk müziği" söylediği için mi sanatçı değildir?..
Yanlış anlamalara yer vermemek için, hemen söyleyeyim ki; Adnan Şenses'i sevmem... Biraz "soğuk" bulurum!..
Ama, itiraf edeyim ki;
Sanat, eğer "ustalık, maharet ve hüner" göstermek ise, Adnan Şenses, kendi alanında "usta"dır, "hünerli"dir, "maharetli"dir!..
"Ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atması"na gelince, "yeni bir şey ortaya koyduğu" için, bu da bir "sanat"tır!..
çünkü, o kadarını herkes beceremez!..
Ama, değil "şarkı" söylemek, değil "göbek" atmak, Adnan Şenses, ağzıyla kuş tutsa bile, Bekir'in gözünde "sanatçı" olamaz!..
çünkü Adnan Şenses, bir "yerli"dir!..
çünkü Adnan Şenses, "bu ülkenin çocuğu"dur!..
çünkü Adnan Şenses, "Türk müziği" söylemektedir!..
Oysa Bekir, "yerlinin düşmanı"dır!.. Bu ülkenin "köpek"lerini sever de, "bebek"lerini asla sevmez!.. Bu coğrafyanın bahşettiği "ihsan"ları sever de, "insan"larını sevmez!..
Dolayısıyla;
Adnan Şenses gibi sanatçıları sevmez, ama Fazıl Say gibileri baştacı yapar!..
çünkü Fazıl Say, kendisi gibi "başörtülülere düşman"dır!.. çünkü Fazıl Say, kendisi gibi; "bu ülke insanının inançları"na tahammülsüzdür!..
Dolayısıyla, "sanatçı"dır!..
çünkü Fazıl Say;
"Türk müziği" değil, "kilise müziği" icra etmektedir!..
KİLİSE MüZİĞİ İCRA EDİNCE!
Evet, evet; "icra" olarak, Fazıl Say'ın da, Adnan Şenses'in de birbirlerinden farkı yoktur... Her ikisi de; “üreten” ve "icat eden" değil, "icra eden"dir!.. Nihayetinde "keşfedilen müzik türü"nü icra etmektedirler!..
Geçenlerde bizim M.Emin Kazcı yazmıştı:
"Klasik müziğin enternasyonal devlerinden ve Fazıl Say'ın çok iyi yorumladığı söylenen Bach için bir çokları" "teokratik besteci" der.
Eserlerini de düpedüz "Dini müzik" olarak değerlendirirler.
Papazlık eğitimi alan Vivaldi'nin lakabı "kızıl saçlı papaz"dır.
Mozart, kilise müziği için yüzlerce eser yapmıştır. Bunlar arasında on beş orkestra duası, "Requiem motetler, hymnler ve on beş orkesta ve org sonatı başta gelir. Vivaldi ve Bach, kiliseden doğma bir biçim olan konçertoda birçok esere imza atmışlardır.
Beethoven'in ardılı sayılan Brahms, ünlü eseri "Bir Alman Requem"i, Luther'in İncil metinlerine dayandırmıştır.
Westfalyalı ünlü müzisyen Friedrich Kiel, ünlü "İsa oratoryosu"nu yazmış, aynı şekilde Alman besteci Bernhad Klein kilise orkestra şefliği yapmış ve kilise müziklerine dair sayısız eser vermiştir."
örnekleri uzatmanın alemi yok... Bu örneklerden sonra soralım: Fazıl Say, "bunlardan çok ileri biri" midir veya "onlardan farklı bir müzik türü" mü icat etmiştir ki, "sanatçı" kabul ediliyor?.. Oysa; kendisi “iyi bir taklitçi”dir...
Mesele; "farklı icra, farklı yorum" ise, bunu Adnan Şenses de yapıyor!..
Ama, dedik ya;
Bu ülkede "aydın" ve "sanatçı" kabul edilmenin "ilk ve değişmez şart"ı kendi "toplum"undan, kendi "kültür"ünden, kendi "inanç ve değer"lerinden kopukluk ve kendi toplumunun "yaşam biçimi"nden rahatsızlıktır!.
Fazıl Say, böyle olduğu için "sanatçı"dır Bekir'in gözünde!..
"Türkiye orta çağ karanlığına gidiyor. Biz yüzde 30, yüzde 70'e karşı kaybettik. Bakan eşleri türban takıyor. Kızımı da alıp ülkeden gitmeyi düşünüyorum. örneğin Zürih'e yerleşebilirim" dediği için baştacıdır!..
Adnan Şenses ise, "halkın önünde göbek attığı" için sanatçı değildir!.. Evet; "kilise"nin değil, "bu ülkenin müziğini icra ettiği" için sanatçı değildir!..
BENZİN İSTASYONU MESELESİ
Olayın, "sanat" bölümünü, herhalde yeterince yazdık... Şimdi de, olayın "ideolojik" bölümüne bakalım...
"Bekir'in karın ağrısı" bu yazısına da yansımış...
Diyor ki:
"Bu ülke her zaman; Başbakan'ın önünde, ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atan ve böylece kavşakta benzin istasyonu sahibi olan sanatçıları "sanatçı" sandı."
Bekir'in asıl derdi, işte bu cümlede!.
Adnan Şenses üzerinden "Başbakan'a gönderme" yapıyor!..
Demek istiyor ki;
Adnan Şenses, o "benzin istasyonu"na "Başbakan'ın önünde göbek atarak" sahip oldu!..
Benim bildiğim;
Adnan Şenses, o benzin istasyonuna 1999'da ve 850 bin dolar ödeyerek sahip oldu. Ruhsatı için de 17 ay uğraştı...
Peki, şimdi Bekir'e sormak gerekmez mi; Adnan Şenses, "Başbakan'ın önünde göbek atarak" benzin istasyonuna sahip olduğuna göre; senin patronun Aydın Doğan, POAŞ'a sahip olmak için kimin önünde "ne" attı?..
"Göbek" mi attı, "takla" mı?..
Yoksa, "cambazlık" mı yaptı?..
ERTUĞRUL'UN CAMBAZLIKLARI
"Cambazlık" dedim de aklıma geldi... Bekir'in en yakın arkadaşlarından Emin çölaşan son kitabında şöyle yazıyor:
"Ertuğrul özkök hep arkadan vuruyordu. Bana dokunduran köşe yazıları yazıyordu. Hükümet aleyhinde yazmamamı istiyor. Beni kimin şikâyet ettiğini sorup ‘Tayyip mi’ dedim... "Yorum yok" cevabını verdi. Peki Bekir Coşkun'u da şikâyet ediyor muydu hükümet?.. özkök "O mizah üslubu ile yazdığı için kimse iplemiyor" dedi...
TRT'yi dolandırdığı Yargıtay kararı ile sabit olan Mehmet Ali Birand aleyhinde de yazmamam isteniyordu.
Ertuğrul bir gün bana "Ben gazeteci değilim, cambazım ve jonglörüm' dedi. Hürriyet'i yönetmek için cambazlık yaptığını, beş topu havaya atıp tutarak jonglörlük yaptığını anlatıp şunları söyledi:
"Ben rüzgarın karşısında kavak ağacı gibiyim. Rüzgar nereden eserse o yöne eğilirim. Patronla uğraşıyorum, kızıyla ve damadıyla uğraşıyorum. Yediğim fırçaların haddi hesabı yok. Hangisine dert anlatacağımı şaşırıyorum. Hükümeti az yaz. Hiç merak etme, biz bu iktidarla er veya geç papaz olacağız. Zamanı gelecek. Biz onlara dünyayı dar edeceğiz. Kimse merak etmesin.”
Hele söyle Bekir;
Ertuğrul özkök, bu "cambazlık"ları, bu "kavak ağacı gibi eğilme"leri kimin için ve neden yapıyordu?..
Sen de biliyorsun ki, POAŞ için!..
Dün, Ali İhsan Karahasanoğlu kardeşim yazmıştı:
"Doğan Grubu, İş Bankası ile birlikte POAŞ'ı alıyor... Sonra, İş-Doğan birleşmesi gerçekleşiyor: "Niye yapıyorlar, ne elde edecekler" uzun hikaye.
Geçtiğimiz yıl 275 trilyonluk uzlaşma ile kapatılan 1.2 katrilyonluk vergi kaçakçılığı dosyasının bir başka yönü de bu!
Olay, 2002'de yaşanıyor. Ortaya çıkması ise 2003 yılını buluyor. Aydın Doğan'ın bir numaralı mali işler sorumlusu İmre Barmanbek ve yine aynı grubun 5 yöneticisi hakkında SPK'nın suç duyurusu üzerine iddianame düzenleniyor.
İddianamedeki suçlama şu: "İş-Doğan birleşmesini SPK'ya bildirmeyip spekülasyon yapmak ve kamuoyunu yanıltıcı açıklamalarda bulunmak.."
Ertuğrul özkök, “kavak ağacı” gibi eğiliyor... Ertuğrul özkök “cambazlık” yapıyor!.. Ertuğrul özkök “jonglörlük” yapıyor!.. Ertuğrul özkök eğiliyor, bükülüyor!..
Kim için yapıyor bunları?.. Elbette patronu Aydın Doğan için... Ne için?.. Elbette “İş-Doğan birleşmesi”nden dolayı verilen “katrilyonluk ceza”yı kurtarmak için...
EN BüYüK SANATçI AYDIN DOĞAN!
Sonuçta “ustalık, hüner, bilgi ve maharet” gerektiren bu “cambazlıklar”lar sonucu; patronu Aydın Doğan’a rahat bir nefes aldırıyor Ertuğrul!..
Bana göre Ertuğrul, bu haliyle “gerçek bir sanatçı”dır!..
Dile kolay;
“1 katrilyon 200 trilyonluk bir ceza”yı, binbir “emek” ve “ustalık” sergileyerek “sadece 275 trilyon lira”ya indirmeyi başarmıştır!..
Evet, bir “sanatçı”dır Ertuğrul!.. çünkü “sanat”ın bir diğer tarifi de şöyledir: “İş, kazanç temin edilen çalışma!”
Ertuğrul’un “sanatçı” olduğu bir ülkede, Aydın Doğan, “büyük bir şef”tir!..
Evet; “orkestra şefi!”
Gelelim Bekir Coşkun’un değerlendirmesine:
Bekir’e bir noktada katılıyorum... Adnan Şenses Başbakan’ın önünde “göbek” atarak “bir tek benzin istasyonu”na sahip olduğu için, gerçekten de “sanatçı” değildir!..
Aydın Doğan’ın POAŞ’ının ise, “tam 3 bin 300 benzin istasyonu” vardır!.. O halde, gerçek sanatçı Aydın Doğan’dır!..
Ama, Bekir bunları yazamaz!.. Yazarsa, işinden olur!..
O halde; “çelik-çomak oynamaya” devam!..
Hasan KARAKAYA / VAKİT 27/12/2007
Şahsen ben, hâlâ bir karar verebilmiş değilim; kimdir sanatçı, kimdir zanaatçı?..
Görüyorum ki, bu konu hâlâ tartışılıyor... "Sanat"ın, sözlüklerdeki birkaç tarifi şöyle:
"Amel, iş... Bir şey meydana getirme, bir iş yapma...
Yeni bir şey ortaya koyma... Ustalık, hüner, bilgi, maharet!.. Bir şeyi ustalıkla yapabilme melekesi."
Bu "tarif"lerden hareketle, şunu söyleyebiliriz:
"Yeni bir şey" ortaya koyan veya herhangi bir konuda "usta" olan, "hüner" sergileyen hemen herkes "sanatçı"dır!..
Ama bana göre;
Sanat, merhum üstad Necip Fazıl'ın tarif ettiği şeydir:
"Anladım işi, sanat Allah'ı aramakmış
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış"
ADNAN ŞENSES SANATçI DEĞİL Mİ?
Aslına bakarsanız;
"Sanat tartışması" adı altında, bir "çelik-çomak oyunu" sergileniyor bugün!..
Bu ülkenin "köpek"lerini, "kedi"lerini, "kuş"larını, "dağ"larını ve "ağaç"larını seven, fakat bir türlü "insanını sevmeye" yanaşmayan Bekir Coşkun, 18 Aralık günü "Piyanist" başlıklı bir yazı yazmış...
Okumamıştım... Konu; Kadir çelik'in önceki günkü "Objektif" programında tartışılınca haberdar oldum.
Bekir, Fazıl Say için, "O, bu ülkenin gerçek sanatçısı olduğunu gösterdi" derken, isim vermeden Adnan Şenses'i hedef almış ve onun için de demiş ki;
"Bu ülke her zaman; Başbakan'ın önünde ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atan ve böylece kavşakta benzin istasyonu sahibi olan sanatçıları" "sanatçı" sandı.
Ya da; sulu, densiz, geveze, içi boş, ülkesinde olup bitenleri umursamaz, bacak arası sohbetlerle ekranlara tutunan, kalitesizliği "sanat" bildi.
Oysa sanatçılar toplumun önderleridir.
Onlar doğal liderlerdir.
Her sanatçının birer kutupyıldızı gibi insanlara yön gösterme görevi vardır."
Bu "tasnif"ten anlıyoruz ki; Fazıl Say; Bekir'in gözünde "sanatçı"dır, ama Adnan Şenses değil!..
Benim bildiğim; Bekir, "köpek"ler konusunda uzmandı... çok sevdiği "Pako"sunun ölmesinden sonra girdiği "şok"tan olsa gerek, artık "sanat eleştirmenliği"ne de soyunmuş!..
BEKİR'İN "YERLİ" SENDROMU!
Ama, burada da, "bu ülkenin insanlarını sevmediğini" gösteriyor!..
Fazıl Say'ı "sanatçı" sayarken, Adnan Şenses'i sanatçı saymıyor!..
Niye?.. Bekir'in kriteri ne?..
Fazıl Say, "piyano" çaldığı ve "kilise müziği" icra ettiği için mi "sanatçı"dır?..
Adnan Şenses, "Türk müziği" söylediği için mi sanatçı değildir?..
Yanlış anlamalara yer vermemek için, hemen söyleyeyim ki; Adnan Şenses'i sevmem... Biraz "soğuk" bulurum!..
Ama, itiraf edeyim ki;
Sanat, eğer "ustalık, maharet ve hüner" göstermek ise, Adnan Şenses, kendi alanında "usta"dır, "hünerli"dir, "maharetli"dir!..
"Ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atması"na gelince, "yeni bir şey ortaya koyduğu" için, bu da bir "sanat"tır!..
çünkü, o kadarını herkes beceremez!..
Ama, değil "şarkı" söylemek, değil "göbek" atmak, Adnan Şenses, ağzıyla kuş tutsa bile, Bekir'in gözünde "sanatçı" olamaz!..
çünkü Adnan Şenses, bir "yerli"dir!..
çünkü Adnan Şenses, "bu ülkenin çocuğu"dur!..
çünkü Adnan Şenses, "Türk müziği" söylemektedir!..
Oysa Bekir, "yerlinin düşmanı"dır!.. Bu ülkenin "köpek"lerini sever de, "bebek"lerini asla sevmez!.. Bu coğrafyanın bahşettiği "ihsan"ları sever de, "insan"larını sevmez!..
Dolayısıyla;
Adnan Şenses gibi sanatçıları sevmez, ama Fazıl Say gibileri baştacı yapar!..
çünkü Fazıl Say, kendisi gibi "başörtülülere düşman"dır!.. çünkü Fazıl Say, kendisi gibi; "bu ülke insanının inançları"na tahammülsüzdür!..
Dolayısıyla, "sanatçı"dır!..
çünkü Fazıl Say;
"Türk müziği" değil, "kilise müziği" icra etmektedir!..
KİLİSE MüZİĞİ İCRA EDİNCE!
Evet, evet; "icra" olarak, Fazıl Say'ın da, Adnan Şenses'in de birbirlerinden farkı yoktur... Her ikisi de; “üreten” ve "icat eden" değil, "icra eden"dir!.. Nihayetinde "keşfedilen müzik türü"nü icra etmektedirler!..
Geçenlerde bizim M.Emin Kazcı yazmıştı:
"Klasik müziğin enternasyonal devlerinden ve Fazıl Say'ın çok iyi yorumladığı söylenen Bach için bir çokları" "teokratik besteci" der.
Eserlerini de düpedüz "Dini müzik" olarak değerlendirirler.
Papazlık eğitimi alan Vivaldi'nin lakabı "kızıl saçlı papaz"dır.
Mozart, kilise müziği için yüzlerce eser yapmıştır. Bunlar arasında on beş orkestra duası, "Requiem motetler, hymnler ve on beş orkesta ve org sonatı başta gelir. Vivaldi ve Bach, kiliseden doğma bir biçim olan konçertoda birçok esere imza atmışlardır.
Beethoven'in ardılı sayılan Brahms, ünlü eseri "Bir Alman Requem"i, Luther'in İncil metinlerine dayandırmıştır.
Westfalyalı ünlü müzisyen Friedrich Kiel, ünlü "İsa oratoryosu"nu yazmış, aynı şekilde Alman besteci Bernhad Klein kilise orkestra şefliği yapmış ve kilise müziklerine dair sayısız eser vermiştir."
örnekleri uzatmanın alemi yok... Bu örneklerden sonra soralım: Fazıl Say, "bunlardan çok ileri biri" midir veya "onlardan farklı bir müzik türü" mü icat etmiştir ki, "sanatçı" kabul ediliyor?.. Oysa; kendisi “iyi bir taklitçi”dir...
Mesele; "farklı icra, farklı yorum" ise, bunu Adnan Şenses de yapıyor!..
Ama, dedik ya;
Bu ülkede "aydın" ve "sanatçı" kabul edilmenin "ilk ve değişmez şart"ı kendi "toplum"undan, kendi "kültür"ünden, kendi "inanç ve değer"lerinden kopukluk ve kendi toplumunun "yaşam biçimi"nden rahatsızlıktır!.
Fazıl Say, böyle olduğu için "sanatçı"dır Bekir'in gözünde!..
"Türkiye orta çağ karanlığına gidiyor. Biz yüzde 30, yüzde 70'e karşı kaybettik. Bakan eşleri türban takıyor. Kızımı da alıp ülkeden gitmeyi düşünüyorum. örneğin Zürih'e yerleşebilirim" dediği için baştacıdır!..
Adnan Şenses ise, "halkın önünde göbek attığı" için sanatçı değildir!.. Evet; "kilise"nin değil, "bu ülkenin müziğini icra ettiği" için sanatçı değildir!..
BENZİN İSTASYONU MESELESİ
Olayın, "sanat" bölümünü, herhalde yeterince yazdık... Şimdi de, olayın "ideolojik" bölümüne bakalım...
"Bekir'in karın ağrısı" bu yazısına da yansımış...
Diyor ki:
"Bu ülke her zaman; Başbakan'ın önünde, ceketini kemerine sıkıştırıp göbek atan ve böylece kavşakta benzin istasyonu sahibi olan sanatçıları "sanatçı" sandı."
Bekir'in asıl derdi, işte bu cümlede!.
Adnan Şenses üzerinden "Başbakan'a gönderme" yapıyor!..
Demek istiyor ki;
Adnan Şenses, o "benzin istasyonu"na "Başbakan'ın önünde göbek atarak" sahip oldu!..
Benim bildiğim;
Adnan Şenses, o benzin istasyonuna 1999'da ve 850 bin dolar ödeyerek sahip oldu. Ruhsatı için de 17 ay uğraştı...
Peki, şimdi Bekir'e sormak gerekmez mi; Adnan Şenses, "Başbakan'ın önünde göbek atarak" benzin istasyonuna sahip olduğuna göre; senin patronun Aydın Doğan, POAŞ'a sahip olmak için kimin önünde "ne" attı?..
"Göbek" mi attı, "takla" mı?..
Yoksa, "cambazlık" mı yaptı?..
ERTUĞRUL'UN CAMBAZLIKLARI
"Cambazlık" dedim de aklıma geldi... Bekir'in en yakın arkadaşlarından Emin çölaşan son kitabında şöyle yazıyor:
"Ertuğrul özkök hep arkadan vuruyordu. Bana dokunduran köşe yazıları yazıyordu. Hükümet aleyhinde yazmamamı istiyor. Beni kimin şikâyet ettiğini sorup ‘Tayyip mi’ dedim... "Yorum yok" cevabını verdi. Peki Bekir Coşkun'u da şikâyet ediyor muydu hükümet?.. özkök "O mizah üslubu ile yazdığı için kimse iplemiyor" dedi...
TRT'yi dolandırdığı Yargıtay kararı ile sabit olan Mehmet Ali Birand aleyhinde de yazmamam isteniyordu.
Ertuğrul bir gün bana "Ben gazeteci değilim, cambazım ve jonglörüm' dedi. Hürriyet'i yönetmek için cambazlık yaptığını, beş topu havaya atıp tutarak jonglörlük yaptığını anlatıp şunları söyledi:
"Ben rüzgarın karşısında kavak ağacı gibiyim. Rüzgar nereden eserse o yöne eğilirim. Patronla uğraşıyorum, kızıyla ve damadıyla uğraşıyorum. Yediğim fırçaların haddi hesabı yok. Hangisine dert anlatacağımı şaşırıyorum. Hükümeti az yaz. Hiç merak etme, biz bu iktidarla er veya geç papaz olacağız. Zamanı gelecek. Biz onlara dünyayı dar edeceğiz. Kimse merak etmesin.”
Hele söyle Bekir;
Ertuğrul özkök, bu "cambazlık"ları, bu "kavak ağacı gibi eğilme"leri kimin için ve neden yapıyordu?..
Sen de biliyorsun ki, POAŞ için!..
Dün, Ali İhsan Karahasanoğlu kardeşim yazmıştı:
"Doğan Grubu, İş Bankası ile birlikte POAŞ'ı alıyor... Sonra, İş-Doğan birleşmesi gerçekleşiyor: "Niye yapıyorlar, ne elde edecekler" uzun hikaye.
Geçtiğimiz yıl 275 trilyonluk uzlaşma ile kapatılan 1.2 katrilyonluk vergi kaçakçılığı dosyasının bir başka yönü de bu!
Olay, 2002'de yaşanıyor. Ortaya çıkması ise 2003 yılını buluyor. Aydın Doğan'ın bir numaralı mali işler sorumlusu İmre Barmanbek ve yine aynı grubun 5 yöneticisi hakkında SPK'nın suç duyurusu üzerine iddianame düzenleniyor.
İddianamedeki suçlama şu: "İş-Doğan birleşmesini SPK'ya bildirmeyip spekülasyon yapmak ve kamuoyunu yanıltıcı açıklamalarda bulunmak.."
Ertuğrul özkök, “kavak ağacı” gibi eğiliyor... Ertuğrul özkök “cambazlık” yapıyor!.. Ertuğrul özkök “jonglörlük” yapıyor!.. Ertuğrul özkök eğiliyor, bükülüyor!..
Kim için yapıyor bunları?.. Elbette patronu Aydın Doğan için... Ne için?.. Elbette “İş-Doğan birleşmesi”nden dolayı verilen “katrilyonluk ceza”yı kurtarmak için...
EN BüYüK SANATçI AYDIN DOĞAN!
Sonuçta “ustalık, hüner, bilgi ve maharet” gerektiren bu “cambazlıklar”lar sonucu; patronu Aydın Doğan’a rahat bir nefes aldırıyor Ertuğrul!..
Bana göre Ertuğrul, bu haliyle “gerçek bir sanatçı”dır!..
Dile kolay;
“1 katrilyon 200 trilyonluk bir ceza”yı, binbir “emek” ve “ustalık” sergileyerek “sadece 275 trilyon lira”ya indirmeyi başarmıştır!..
Evet, bir “sanatçı”dır Ertuğrul!.. çünkü “sanat”ın bir diğer tarifi de şöyledir: “İş, kazanç temin edilen çalışma!”
Ertuğrul’un “sanatçı” olduğu bir ülkede, Aydın Doğan, “büyük bir şef”tir!..
Evet; “orkestra şefi!”
Gelelim Bekir Coşkun’un değerlendirmesine:
Bekir’e bir noktada katılıyorum... Adnan Şenses Başbakan’ın önünde “göbek” atarak “bir tek benzin istasyonu”na sahip olduğu için, gerçekten de “sanatçı” değildir!..
Aydın Doğan’ın POAŞ’ının ise, “tam 3 bin 300 benzin istasyonu” vardır!.. O halde, gerçek sanatçı Aydın Doğan’dır!..
Ama, Bekir bunları yazamaz!.. Yazarsa, işinden olur!..
O halde; “çelik-çomak oynamaya” devam!..
Hasan KARAKAYA / VAKİT 27/12/2007