Meftun
09-13-2007, 14:01
Sosyal planda değişim, viraj almak gibidir.Şöyle veya böyle, değişeceksiniz. Yani virajları döneceksiniz. Kimse burnunun dikine gidemez. Yönünüz ne olursa olsun, virajsız yol yok.
Önemli olan, hangi yönde gittiğiniz ve virajları nasıl döndüğünüzdür.
Trafikte öğretileni hatırlayalım:
Viraja girmeden hızınızı düşüreceksiniz. Girdikten sonra fren yapılmaz, o iş önceden yapılacak. Hatta dönerken hafif gaz verirseniz, tekerlekler daha iyi tutunur ve savrulma riski azalır. Aracın kendi gücüyle dönüyor olması, savrulma çekimini kırar ve belirleyici bir faktör oluşturur. Lakin bunu yapabilmek için, hızınızı viraja girmeden önce düşürmeniz gerekir. Hızlı girmişseniz, mecburen fren yaparak dönmek durumunda kalırsınız; bu da savrulma riskini büyütür.
Daha birçok nokta var, adam gibi viraj geçmek için.
Gelelim sosyal plana...
Tarihimiz boyunca biz hep, kontrolsüz girmişizdir virajlara. Ve hep savrularak, hasar yaşayarak dönebilmişizdir.
Bunlar hep ağır bedelli dönüşler ve değişimlerdir. Her defasında uzun onarma ve tedavi çabalarıyla uğraşmışızdır.
Geçen gece bir aydın "28 Şubat olmasaydı, AK Parti olmazdı" dedi. Bunu söylemek kolay da yorumlamak zor. İlk akla gelen, 28 Şubat'tan bir hayır doğduğudur! Acaba, 28 Şubat başa gelmeden bir değişim geçirilseydi de, AK Parti o gelişmenin sonucu olarak tabii doğumla dünyaya gelseydi daha iyi değil miydi?
Aslına bakarsanız, 12 Eylül olmasaydı, ANAP da olmazdı, Özal'ın liderliği de olmazdı. Daha öncesine gidersek, 27 Mayıs olmasaydı, Demirel de olmazdı.
Bütün virajlar sürpriz bizim için! Tam gaz giderken birden karşımıza çıkıyor; savrularak, yuvarlanarak, bir yandan kayıplar verirken öte yandan doğumlar yaparak, önümüze çıkan değişim virajlarını aşmaya çalışıyoruz!
Tanzimat'tan beri böyle bu.
Düşünerek, düşünce hazırlığı yaparak, aksiyonu o olgunlaşmış düşünceye tabi tutarak, dengeleri ve tedbirleri ayarlayarak hiç değişmedik, hiç viraj almadık bugüne kadar.
Önce çok gecikiyoruz; sonra çok acele ediyoruz. Düşünce üretirken bile öyleyiz. Sıkışınca düşünüyoruz! "Düşünce" kavramıyla hiç bağdaşmayan bir haldir bu. Sıkışınca düşünmeye başlayan, derme çatma düşünür; kıvam, olgunluk, uygunluk, mukayese ve değerlendirme icaplarını yerine getiremez. Moda vitrinine bakıp süslenir püslenir; takar takıştırır, yamar yapıştırır... Oldu mu, oldu!
Bir başka olumsuzluk daha yaşanır:
Hazırlıksız ve sert dönüşler, çeşitli yaralanmalara, kayıplara, acılara sebebiyet verdiği için; aydınlar derin tepkisellik komplekslerine sürüklenir. Doğru düşünmenin ve doğru davranmanın vazgeçilmez şartı olan "itidal" hasletinden temelli yoksun kalır. Her tartışmanın, her fikir münakaşasının tepkisellik payını (darasını düşer gibi!) dikkate almak gerekli hale gelir. Çoğu zaman o darayı düşünce geriye pek bir şey kalmaz! Bizim düşünce hayatımızda işte bu yüzden, bilerek yapılan kasıtlı hatalar, bilmeyerek yapılan samimi hatalardan çok daha fazladır. Diyalog veriminin önünü kesen en talihsiz durum da budur.
Fikrî samimiyete eskiden hasbîlik denirdi. Hakikat sevgisini ve saygısını önde tutan, nefsaniyet hesabı yapmayan düşüncedir, hasbi düşünce.
367 meselesi bu olgunun negatif anıtıdır! Onu bile yaşadık. Ama sadece bu yönde değil, her yönde benzer sıkıntılar var. "Milli Görüş" adına AK Parti'ye bir hücumlar yapılıyor ki; hiçbir yere sığmaz, hiçbir ölçüyle bağdaşmaz.
... Yeni bir anayasa yapmanın hazırlıkları yürüyor. Ergun Özbudun, bu ülkenin şansıdır. Lakin öyle hırçınlıklar, öyle katılıklar boy gösteriyor ki, iyimser olabilmenin bir yolunu sonsuz sabırlarla bile bulabilmek çok zor. Acaba bu virajı adam gibi geçebilmek nasip olacak mıdır? Bir sosyal değişimi çarpmadan çarpılmadan yaşayabilecek miyiz?
13 Eylül 2007, Perşembe
Önemli olan, hangi yönde gittiğiniz ve virajları nasıl döndüğünüzdür.
Trafikte öğretileni hatırlayalım:
Viraja girmeden hızınızı düşüreceksiniz. Girdikten sonra fren yapılmaz, o iş önceden yapılacak. Hatta dönerken hafif gaz verirseniz, tekerlekler daha iyi tutunur ve savrulma riski azalır. Aracın kendi gücüyle dönüyor olması, savrulma çekimini kırar ve belirleyici bir faktör oluşturur. Lakin bunu yapabilmek için, hızınızı viraja girmeden önce düşürmeniz gerekir. Hızlı girmişseniz, mecburen fren yaparak dönmek durumunda kalırsınız; bu da savrulma riskini büyütür.
Daha birçok nokta var, adam gibi viraj geçmek için.
Gelelim sosyal plana...
Tarihimiz boyunca biz hep, kontrolsüz girmişizdir virajlara. Ve hep savrularak, hasar yaşayarak dönebilmişizdir.
Bunlar hep ağır bedelli dönüşler ve değişimlerdir. Her defasında uzun onarma ve tedavi çabalarıyla uğraşmışızdır.
Geçen gece bir aydın "28 Şubat olmasaydı, AK Parti olmazdı" dedi. Bunu söylemek kolay da yorumlamak zor. İlk akla gelen, 28 Şubat'tan bir hayır doğduğudur! Acaba, 28 Şubat başa gelmeden bir değişim geçirilseydi de, AK Parti o gelişmenin sonucu olarak tabii doğumla dünyaya gelseydi daha iyi değil miydi?
Aslına bakarsanız, 12 Eylül olmasaydı, ANAP da olmazdı, Özal'ın liderliği de olmazdı. Daha öncesine gidersek, 27 Mayıs olmasaydı, Demirel de olmazdı.
Bütün virajlar sürpriz bizim için! Tam gaz giderken birden karşımıza çıkıyor; savrularak, yuvarlanarak, bir yandan kayıplar verirken öte yandan doğumlar yaparak, önümüze çıkan değişim virajlarını aşmaya çalışıyoruz!
Tanzimat'tan beri böyle bu.
Düşünerek, düşünce hazırlığı yaparak, aksiyonu o olgunlaşmış düşünceye tabi tutarak, dengeleri ve tedbirleri ayarlayarak hiç değişmedik, hiç viraj almadık bugüne kadar.
Önce çok gecikiyoruz; sonra çok acele ediyoruz. Düşünce üretirken bile öyleyiz. Sıkışınca düşünüyoruz! "Düşünce" kavramıyla hiç bağdaşmayan bir haldir bu. Sıkışınca düşünmeye başlayan, derme çatma düşünür; kıvam, olgunluk, uygunluk, mukayese ve değerlendirme icaplarını yerine getiremez. Moda vitrinine bakıp süslenir püslenir; takar takıştırır, yamar yapıştırır... Oldu mu, oldu!
Bir başka olumsuzluk daha yaşanır:
Hazırlıksız ve sert dönüşler, çeşitli yaralanmalara, kayıplara, acılara sebebiyet verdiği için; aydınlar derin tepkisellik komplekslerine sürüklenir. Doğru düşünmenin ve doğru davranmanın vazgeçilmez şartı olan "itidal" hasletinden temelli yoksun kalır. Her tartışmanın, her fikir münakaşasının tepkisellik payını (darasını düşer gibi!) dikkate almak gerekli hale gelir. Çoğu zaman o darayı düşünce geriye pek bir şey kalmaz! Bizim düşünce hayatımızda işte bu yüzden, bilerek yapılan kasıtlı hatalar, bilmeyerek yapılan samimi hatalardan çok daha fazladır. Diyalog veriminin önünü kesen en talihsiz durum da budur.
Fikrî samimiyete eskiden hasbîlik denirdi. Hakikat sevgisini ve saygısını önde tutan, nefsaniyet hesabı yapmayan düşüncedir, hasbi düşünce.
367 meselesi bu olgunun negatif anıtıdır! Onu bile yaşadık. Ama sadece bu yönde değil, her yönde benzer sıkıntılar var. "Milli Görüş" adına AK Parti'ye bir hücumlar yapılıyor ki; hiçbir yere sığmaz, hiçbir ölçüyle bağdaşmaz.
... Yeni bir anayasa yapmanın hazırlıkları yürüyor. Ergun Özbudun, bu ülkenin şansıdır. Lakin öyle hırçınlıklar, öyle katılıklar boy gösteriyor ki, iyimser olabilmenin bir yolunu sonsuz sabırlarla bile bulabilmek çok zor. Acaba bu virajı adam gibi geçebilmek nasip olacak mıdır? Bir sosyal değişimi çarpmadan çarpılmadan yaşayabilecek miyiz?
13 Eylül 2007, Perşembe