erenon
12-01-2007, 15:53
http://www.candundar.com.tr/_media/2628.jpgBüyük şairlerin en güzel şiirlerini nerede yazdıklarını merak etmişimdir hep... Nazım'ın Moskova'daki evini gezmiştim. Brecht'in Berlin'deki çalışma odasını... Attila İlhan'ın mekan bellediği pastane köşelerini...
Aynı duygularla gezdim, Mehmet Akif Ersoy'un Ankara'daki evini...
Hacettepe'de halen üniversitenin sınırları içinde kalan, yüksek avlu duvarları ile çevrili bu çift katlı ahşap bina, aslında ev değil, bir dergahtır.
http://www.candundar.com.tr/_media/2629.jpgKanuni Sultan Süleyman tarafından Hacı Bayram-ı Veli'nin kurduğu Bayramiye tarikatının bir kolu olan Celvetiler için yaptırılmıştır.
1826'da tamir edilmiş, Sultan Mecit tarafından ilaveler yapılmıştır. Bu ilavelerle ortaya küçük bir külliye çıkmıştır:
Cami... bitişiğinde türbe... ve dergah evi...
İstanbul işgal edilince Mehmet Akif davet üzerine milli mücadeleye katılmak üzere İnebolu üzerinden Ankara'ya gelir. Kendisini Taceddin-i Veli Camii imamı Tevfik hoca (Tevfik Çiftdoğan) karşılar; şehirde ev bulmak zordur. Şeyh, Balıkesir Mebusu Basri Bey'in tanıdığıdır.
Mehmet Akif'e Tacettin Dergahı'nın üst kattaki odasını tahsis ederler.
Şair, Ankara'da Burdur mebusu olarak Meclis'e girer.
Günlerinin çoğunu ilk Meclis binası ile bu dergah odasında geçirir.
Akif'in odası
Tipik bir Ankara evi olan dergahın, bugün kapalı tutulan kapısından Tacettin Sultan Camii'ne geçilir.
Avlu kapısından bahçeye girince sizi Mehmet Akif'i görmüş asırlık bir köknar ve ceviz ağacı karşılar.
Evin alt katındaki küçük, serin odalarda, özel günlerde sergilenen, şaire ait gözlük, tespih, saat ve tüfek ile kimi el yazıları ve fotoğrafları vardır; bir de ölümünden hemen sonra Ratip Aşir Acuoğlu tarafından alınmış yüz kalıbı...
Tahta trabzanlı ahşap merdivenle çıkılan üst katta genişçe bir toplantı odası bulunur. Tavanı, altıgen göbekli ahşap süslemeli bu salonda milli mücadele günlerinin sıcak tartışmaları yapılmıştır.
Salonun hemen yanındaki oda Akif'in odasıdır.
Orta büyüklükteki bu odanın küçük pencerelerinin kenarında eskiden Orta Anadolu evlerinde adet olduğu üzre üstü seccadelerle örtülü sedir ve bir pirinç karyola varmış. "Köşede paslı küçük bir semaver ve yerde pösteki..."
Şimdi odada orijinal eşyaların hiçbiri yok.
Sadece ortada, Akif'e ait olduğu söylenen bir eski Kuran, asırlık rahlesi üzerinde duruyor.
Mısır'dan getirdiği rivayet olunan sedef kakmalı bir ayna ile Burdur mebusu iken çektirdiği fotoğraf da duvarları süslüyor.
Dönemi yansıtsın diye konmuş ibrikler, mangallar, gaz lambaları pek yeni duruyor.
Divan üzerindeki kumaşlar dönemi temsil eden cinsten değil... Perdeler acınacak halde...
Duvara kazınan mısralar
Oysa Türkiye için ne kadar değerli bir tarih var bu evde; o odada...
Bir ulusal marş yazılması için yarışma açıldığında Mehmet Akif, 500 lira para ödüllü olduğu için katılmamış başta... Böylesine şerefli bir görev için para alınmasını yadırgamış. Fakat başvuran
700 küsur şiirin hiçbiri beğenilmeyince dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ısrarı ve Hasan Basri Çantay'ın özel çabasıyla kolları sıvamış ve bu evde İstiklal Marşı'nı yazmaya başlamış.
O sıralar Akif'le beraber kalmakta olan Hafız Beki Efendi, İstiklal Marşı'nın nasıl yazıldığını şöyle anlatıyor:
"Akif bir gece aniden uyandı, kâğıt aradı. Bulamayınca da kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın:
'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner taşarım.
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım' kıtasını yazdı.
Sabahleyin namaza kalktığımda, Mehmet Akif'i çakısıyla duvardaki yazıyı kazırken gördüm."
Para ödülünü almadı
Duvara kazınan o mısralar ilk kez 17 Şubat 1921'de Sebilürreşad dergisinde yayımlandı.
Ardından 12 Mart 1921'de Meclis'te Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi sık sık kesilen şiddetli alkışlar arasında okudu Akif'in şiirini...
"Meclis alkışlarla inlerken Mehmet Akif, mahcubiyetinden başını kolları arasına alarak, sıranın üzerine yumuldu. Meclis'te duramayıp dışarı çıktı."
O gün Akif'in şiiri "milli marş" olarak kabul edildi.
Mehmet Akif verilen para ödülünü kabul etmedi.
Şiiri "Safahat" kitabına da almadı.
Nedenini sordular:
"Çünkü onu milletimin kalbine gömdüm" dedi.
"Müzemiz hafta sonları kapalıdır"
Akif'in evi 1949'da Şehir Meclisi kararı ile "Mehmet Akif Ersoy Evi" adını almış ve müzeye dönüştürülmüş.
Ancak sonra orada unutulmuş, bakımsızlıktan harap olmuş.
Bölgede Karacabey Camii ile külliyesi, Tacettin Camii ve dergahı çevresinde oluşan tarihi yapılaşma zamanla 8-10 katlı binaların gölgesinde kalmış.
1960'larda çocuk hastanesinin inşaatı ve bunun zamanla Tıp Fakültesi'ne dönüşmesiyle mahalle tamamen değişmiş; evler istimlak edilmiş, tarihi mimari yerle bir olmuş.
Bu arada Taceddin Dergahı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Hacettepe Üniversitesi'ne tahsis edilmiş.
Üniversite, vakıf arazisi üzerinde yapılan ruhsatsız binaların inşaatını durdurmuş ama çevrede daha önce yapılanlara dokunamamış.
Üstelik ihtiyaç üzerine yeni okul binaları yaptırarak "Akif'in evi"ni hepten daracık bir alana sıkıştırmış.
Bugün evin çevresi tam bir mezbelelik görüntüsünde...
Güzelim eski Ankara evleri perişan halde... Bu evlerin hemen ardında ise çok katlı yeni konutlar sırıtıyor.
Altındağ Belediyesi 2005'te aldığı bir kararla çevredeki evleri restore edip ortaya bir yeşil alan yaptırma sözü vermiş. Şimdi bu sözün yerine getirilmesi bekleniyor.
Evin dışı kötü de, içi çok mu iyi durumda?
Hayır tabii ki...
Adı müze olmasına rağmen, içeride bunu hissettirecek hiçbir çalışma yok.
Kapıda iyi niyetli bir özel güvenlik görevlisi ziyaretçileri buyur edip kendince bilgi veriyor ve ellerine altı paragraflık bir bilgi broşürü tutuşturuyor.
Mihmandar yok.
Müze, asıl gezme şansı bulunabilecek hafta sonları kapalı...
Hafta içi öğle saatinde de kapalı...
Akşam 16.00'dan sonra da kapalı...
Bütün bu eziyete rağmen günde ortalama 30-35 kişi geziyormuş.
Başbakan'ın sık sık Akif'e atıf yapması ve AKP'lilerin Şair'in adını gündemde tutması ile bugünlerde bu sayı 200'lere fırlamış.
Yarın, marşın kabulünün 86'ncı yıldönümü kutlamalarında büyük katılım olması bekleniyor.
Peki Başbakan, Akif'i bu kadar seviyorsa, okullar her sabah, stadyumlar her maç öncesi haykıra haykıra İstiklal Marşı söylüyorsa, milliyetçilik-mukaddesatçılık adım adım yükseliyorsa çok mu zordur, İstiklal Marşı şairinin evine bir el atmak, onu bu mezbelelikten kurtarmak?
Güzelim ev tadil edilip müzeye yaraşır eşyalarla donatılamaz mı?
Çevresine Ankara'nın tarihi, kültürel geçmişine yaraşır bir düzenleme yapılamaz mı?
Müze hafta sonları ziyarete açılamaz mı?
Edebiyat fakültelerinin hevesli öğrencileri eğitilip gezenlere mihmandar yapılamaz mı?
Yapılabilir elbet...
Ama bu, kürsüde şiir okuyup stadyumda marş söyleyerek milliyetçi görünmek kadar kolay olmaz tabii...
CAN DÜNDAR
Aynı duygularla gezdim, Mehmet Akif Ersoy'un Ankara'daki evini...
Hacettepe'de halen üniversitenin sınırları içinde kalan, yüksek avlu duvarları ile çevrili bu çift katlı ahşap bina, aslında ev değil, bir dergahtır.
http://www.candundar.com.tr/_media/2629.jpgKanuni Sultan Süleyman tarafından Hacı Bayram-ı Veli'nin kurduğu Bayramiye tarikatının bir kolu olan Celvetiler için yaptırılmıştır.
1826'da tamir edilmiş, Sultan Mecit tarafından ilaveler yapılmıştır. Bu ilavelerle ortaya küçük bir külliye çıkmıştır:
Cami... bitişiğinde türbe... ve dergah evi...
İstanbul işgal edilince Mehmet Akif davet üzerine milli mücadeleye katılmak üzere İnebolu üzerinden Ankara'ya gelir. Kendisini Taceddin-i Veli Camii imamı Tevfik hoca (Tevfik Çiftdoğan) karşılar; şehirde ev bulmak zordur. Şeyh, Balıkesir Mebusu Basri Bey'in tanıdığıdır.
Mehmet Akif'e Tacettin Dergahı'nın üst kattaki odasını tahsis ederler.
Şair, Ankara'da Burdur mebusu olarak Meclis'e girer.
Günlerinin çoğunu ilk Meclis binası ile bu dergah odasında geçirir.
Akif'in odası
Tipik bir Ankara evi olan dergahın, bugün kapalı tutulan kapısından Tacettin Sultan Camii'ne geçilir.
Avlu kapısından bahçeye girince sizi Mehmet Akif'i görmüş asırlık bir köknar ve ceviz ağacı karşılar.
Evin alt katındaki küçük, serin odalarda, özel günlerde sergilenen, şaire ait gözlük, tespih, saat ve tüfek ile kimi el yazıları ve fotoğrafları vardır; bir de ölümünden hemen sonra Ratip Aşir Acuoğlu tarafından alınmış yüz kalıbı...
Tahta trabzanlı ahşap merdivenle çıkılan üst katta genişçe bir toplantı odası bulunur. Tavanı, altıgen göbekli ahşap süslemeli bu salonda milli mücadele günlerinin sıcak tartışmaları yapılmıştır.
Salonun hemen yanındaki oda Akif'in odasıdır.
Orta büyüklükteki bu odanın küçük pencerelerinin kenarında eskiden Orta Anadolu evlerinde adet olduğu üzre üstü seccadelerle örtülü sedir ve bir pirinç karyola varmış. "Köşede paslı küçük bir semaver ve yerde pösteki..."
Şimdi odada orijinal eşyaların hiçbiri yok.
Sadece ortada, Akif'e ait olduğu söylenen bir eski Kuran, asırlık rahlesi üzerinde duruyor.
Mısır'dan getirdiği rivayet olunan sedef kakmalı bir ayna ile Burdur mebusu iken çektirdiği fotoğraf da duvarları süslüyor.
Dönemi yansıtsın diye konmuş ibrikler, mangallar, gaz lambaları pek yeni duruyor.
Divan üzerindeki kumaşlar dönemi temsil eden cinsten değil... Perdeler acınacak halde...
Duvara kazınan mısralar
Oysa Türkiye için ne kadar değerli bir tarih var bu evde; o odada...
Bir ulusal marş yazılması için yarışma açıldığında Mehmet Akif, 500 lira para ödüllü olduğu için katılmamış başta... Böylesine şerefli bir görev için para alınmasını yadırgamış. Fakat başvuran
700 küsur şiirin hiçbiri beğenilmeyince dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver'in ısrarı ve Hasan Basri Çantay'ın özel çabasıyla kolları sıvamış ve bu evde İstiklal Marşı'nı yazmaya başlamış.
O sıralar Akif'le beraber kalmakta olan Hafız Beki Efendi, İstiklal Marşı'nın nasıl yazıldığını şöyle anlatıyor:
"Akif bir gece aniden uyandı, kâğıt aradı. Bulamayınca da kurşun kalemiyle yer yatağının sağındaki duvara marşın:
'Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner taşarım.
Yırtarım dağları enginlere sığmam taşarım' kıtasını yazdı.
Sabahleyin namaza kalktığımda, Mehmet Akif'i çakısıyla duvardaki yazıyı kazırken gördüm."
Para ödülünü almadı
Duvara kazınan o mısralar ilk kez 17 Şubat 1921'de Sebilürreşad dergisinde yayımlandı.
Ardından 12 Mart 1921'de Meclis'te Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi sık sık kesilen şiddetli alkışlar arasında okudu Akif'in şiirini...
"Meclis alkışlarla inlerken Mehmet Akif, mahcubiyetinden başını kolları arasına alarak, sıranın üzerine yumuldu. Meclis'te duramayıp dışarı çıktı."
O gün Akif'in şiiri "milli marş" olarak kabul edildi.
Mehmet Akif verilen para ödülünü kabul etmedi.
Şiiri "Safahat" kitabına da almadı.
Nedenini sordular:
"Çünkü onu milletimin kalbine gömdüm" dedi.
"Müzemiz hafta sonları kapalıdır"
Akif'in evi 1949'da Şehir Meclisi kararı ile "Mehmet Akif Ersoy Evi" adını almış ve müzeye dönüştürülmüş.
Ancak sonra orada unutulmuş, bakımsızlıktan harap olmuş.
Bölgede Karacabey Camii ile külliyesi, Tacettin Camii ve dergahı çevresinde oluşan tarihi yapılaşma zamanla 8-10 katlı binaların gölgesinde kalmış.
1960'larda çocuk hastanesinin inşaatı ve bunun zamanla Tıp Fakültesi'ne dönüşmesiyle mahalle tamamen değişmiş; evler istimlak edilmiş, tarihi mimari yerle bir olmuş.
Bu arada Taceddin Dergahı, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Hacettepe Üniversitesi'ne tahsis edilmiş.
Üniversite, vakıf arazisi üzerinde yapılan ruhsatsız binaların inşaatını durdurmuş ama çevrede daha önce yapılanlara dokunamamış.
Üstelik ihtiyaç üzerine yeni okul binaları yaptırarak "Akif'in evi"ni hepten daracık bir alana sıkıştırmış.
Bugün evin çevresi tam bir mezbelelik görüntüsünde...
Güzelim eski Ankara evleri perişan halde... Bu evlerin hemen ardında ise çok katlı yeni konutlar sırıtıyor.
Altındağ Belediyesi 2005'te aldığı bir kararla çevredeki evleri restore edip ortaya bir yeşil alan yaptırma sözü vermiş. Şimdi bu sözün yerine getirilmesi bekleniyor.
Evin dışı kötü de, içi çok mu iyi durumda?
Hayır tabii ki...
Adı müze olmasına rağmen, içeride bunu hissettirecek hiçbir çalışma yok.
Kapıda iyi niyetli bir özel güvenlik görevlisi ziyaretçileri buyur edip kendince bilgi veriyor ve ellerine altı paragraflık bir bilgi broşürü tutuşturuyor.
Mihmandar yok.
Müze, asıl gezme şansı bulunabilecek hafta sonları kapalı...
Hafta içi öğle saatinde de kapalı...
Akşam 16.00'dan sonra da kapalı...
Bütün bu eziyete rağmen günde ortalama 30-35 kişi geziyormuş.
Başbakan'ın sık sık Akif'e atıf yapması ve AKP'lilerin Şair'in adını gündemde tutması ile bugünlerde bu sayı 200'lere fırlamış.
Yarın, marşın kabulünün 86'ncı yıldönümü kutlamalarında büyük katılım olması bekleniyor.
Peki Başbakan, Akif'i bu kadar seviyorsa, okullar her sabah, stadyumlar her maç öncesi haykıra haykıra İstiklal Marşı söylüyorsa, milliyetçilik-mukaddesatçılık adım adım yükseliyorsa çok mu zordur, İstiklal Marşı şairinin evine bir el atmak, onu bu mezbelelikten kurtarmak?
Güzelim ev tadil edilip müzeye yaraşır eşyalarla donatılamaz mı?
Çevresine Ankara'nın tarihi, kültürel geçmişine yaraşır bir düzenleme yapılamaz mı?
Müze hafta sonları ziyarete açılamaz mı?
Edebiyat fakültelerinin hevesli öğrencileri eğitilip gezenlere mihmandar yapılamaz mı?
Yapılabilir elbet...
Ama bu, kürsüde şiir okuyup stadyumda marş söyleyerek milliyetçi görünmek kadar kolay olmaz tabii...
CAN DÜNDAR