selahattin_ay
12-16-2007, 11:35
Çocukluğum, pek mütedeyyin diyemeyeceğim bir mahallede geçti..
Mütedeyyin diyememek bir yana, üstelik kendi çapında serseriliklerin, nahoş olayların da yaşandığı bir mahalle...
Benim pek öyle serseriliklerle işim olmaz ama, kenarından köşesinden, ister istemez şahit oluyorsunuz işte..
Cadde başında yere serilmiş bir tezgâh. Tombala çekilip, o zamanlar karaborsa olan yabancı sigaraların kazanıldığı oyunlar!..
Kumar olan işte dürüstlük olur mu?
Olmaz tabii ki!
Meraklı vatandaşlar, çoğunlukla o yoldan bir seferliğine geçen mahallenin yabancıları olduğundan, günde iki; bazen üç defa bile şahit olabileceğiniz danışıklı kavga görüntüleri yaşanıyor... İki-üç kişi tombala çekiyor. Yabancılar meraklı gözlerle tombala çekimlerini seyrederken, birden bire bakmışsınız, ortalık karışmış.. “Doğru çıktı, yanlış çıktı.. Hakkımı yedin, yemedin. Sigarayı kazandım, kazanamadın” derken, bir bakıyorsunuz tombalacı ile tombala çekenler kavgaya tutuşmuşlar. Mahallenin yabancısı olan doğrucu Davutlar da, ortalığı yatıştırıp “adalet”i (!) tesis etmeye çalışırken, caddenin başından polis minibüsünün sesinin duyulması ile birlikte, kavgacılar kaçışır, kendi başına kalır, mahallemizden geçen misafirler... Sonra ceplerine bir bakarlar ki, cüzdan yok...
Aslında tombala da hikaye. Kavga da hikaye.. “Hakkımı yedim, yemedin” de hikaye!
Seyreden saf vatandaşın cüzdanı şahane!
Bu tür üçkağıtçılıkların, hilebazlıkların değişik versiyonları, değişik alanlarda sürekli tekrarlanagelmiştir bugüne değin..
Şimdi bunun son versiyonunu da Fazıl Say beyefendi icra ediyorlar!
Beyefendi birden bire bağırmaya başlıyor:
“Bu ülkeden gideceğim. Beni Çankaya’ya bile davet etmediler!”
Haydaa...
“Dur kardeş, dur bi.. Nefeslen şöyle.. Bugüne kadar bu ülkede sana bir şey diyen olmadı. Aleyhine bir tartışma yaşanmadı. Nedir bu ‘Çankaya’ya çağrılmadım, bu ülkeden gideceğim’ muhabbeti?” demeye kalmadan, kartel gazeteleri, dört koldan hemen saldırıya başlıyorlar..
Aynen tombala başında, danışıklı dövüş yapanların taktiği ile, tozu dumana katıyorlar.. Maksat, bir bardak suda fırtına koparıp, olayın dışındaki, kendi halindeki vatandaşın cüzdanını yürütmek!
“Adamın hakkı yeniyor” diye tartışırken, gariban vatandaşın hakkını yemek!
Tezgâh, aynen böyle işliyor işte..
30-40 yıl öncesinin, İstanbul’un az gelirli insanlarının yaşadığı mahallesindeki, tombalacı tezgâhı yani..
Oysa, danışıklı tartışmayı saf saf seyredeceğimize, kenarından köşesinden konuya dahil olup, “Acaba Çankaya’ya davet edilmiş de Fazıl efendi mi yalan söylüyor, yoksa bir unutma mı yaşanmış?” diye cüzdanı kaptırmaya aday saf vatandaş olma yerine kükresek ya: “Sen kimsin be adam?”
Sen kimsin ki, hem “Onlar % 70” diyorsun, hem de kalkıp % 70 çoğunluğa sahip olanların, etrafını çevrelediğinden şikâyet ediyorsun.
% 70, senin her tarafını çevreleyecek tabii ki!
Çevrelemeyip de, ne yapacaktı % 70’lik kesim?
“Aman Fazıl Say bey kardeşimiz rahatsız olmasınlar, biz bu ülkenin % 70’iyiz ama, etrafta fazla dolaşmayalım, ortalıkta görünmeyelim. Say kardeşimizin göz zevki aman bozulmasın” mı diyeceklerdi?
Ne istiyorsun yani sen?
Aslında % 30 rakamın da yanlış ama (Son seçimde alınan oy, sadece % 21 idi, hatırlatayım), haydi doğru diyelim.. Siz % 30 ile, bütün ülkenin yönetiminde söz sahibi olacaksınız, biz % 70 ile size payanda olacağız, öyle mi beyim?
Nerde bu yoğurdun bolluğu böyle?
Onlar bu şirretliklerini, kartel medyasını da arkalarına alarak sürdürüyorlar da, Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklamada da bunlara “eyvallah” eder ifadeler kullanılmıyor mu, orası dokunuyor insana!
“Fazıl” denilen; ismi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişinin, neredeyse küfür etmediği kalmış..
O adamın o hakaretlerine karşı, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden yapılan açıklamada ise şöyle deniliyor: “Bugünkü bazı gazetelerde yer alan değerli sanatçı Fazıl Say'ın Cumhurbaşkanlığı'ndaki resepsiyona çağrılmadığı yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır.
Sayın Fazıl Say'ın Ankara adresine davetiye gönderilmiş, adrese ulaşılamadığına dair bir geri bildirim alınmamıştır.”
Sen bu zorba adamların tüm engellemelerine rağmen, tırnaklarınla kaza kaza engelleri aşıp gel.. Sonra, bu adamın zorbaca açıklamasına cevap verirken, ona hâlâ “değerli sanatçı” sıfatı ile hitap et!
Olacak iş mi bu?
İşte buna yanıyorum ben..
Tamam mahallenin yabancısı olan bir vatandaş, yapılan danışıklı dövüşü anlayamayıp, bir anlık gaflet sonucu cüzdanı kaptırabilir serserilere..
Ama cüzdanın yerinde olmadığını gördüğün halde, kalkıp da, “Bunlar iyi çocuklardı. Değerli çocuklardı.. Ama benim cüzdanım nereye gitti acaba?” saflığına da ne gerek var yani?
Değil mi ama?
Mütedeyyin diyememek bir yana, üstelik kendi çapında serseriliklerin, nahoş olayların da yaşandığı bir mahalle...
Benim pek öyle serseriliklerle işim olmaz ama, kenarından köşesinden, ister istemez şahit oluyorsunuz işte..
Cadde başında yere serilmiş bir tezgâh. Tombala çekilip, o zamanlar karaborsa olan yabancı sigaraların kazanıldığı oyunlar!..
Kumar olan işte dürüstlük olur mu?
Olmaz tabii ki!
Meraklı vatandaşlar, çoğunlukla o yoldan bir seferliğine geçen mahallenin yabancıları olduğundan, günde iki; bazen üç defa bile şahit olabileceğiniz danışıklı kavga görüntüleri yaşanıyor... İki-üç kişi tombala çekiyor. Yabancılar meraklı gözlerle tombala çekimlerini seyrederken, birden bire bakmışsınız, ortalık karışmış.. “Doğru çıktı, yanlış çıktı.. Hakkımı yedin, yemedin. Sigarayı kazandım, kazanamadın” derken, bir bakıyorsunuz tombalacı ile tombala çekenler kavgaya tutuşmuşlar. Mahallenin yabancısı olan doğrucu Davutlar da, ortalığı yatıştırıp “adalet”i (!) tesis etmeye çalışırken, caddenin başından polis minibüsünün sesinin duyulması ile birlikte, kavgacılar kaçışır, kendi başına kalır, mahallemizden geçen misafirler... Sonra ceplerine bir bakarlar ki, cüzdan yok...
Aslında tombala da hikaye. Kavga da hikaye.. “Hakkımı yedim, yemedin” de hikaye!
Seyreden saf vatandaşın cüzdanı şahane!
Bu tür üçkağıtçılıkların, hilebazlıkların değişik versiyonları, değişik alanlarda sürekli tekrarlanagelmiştir bugüne değin..
Şimdi bunun son versiyonunu da Fazıl Say beyefendi icra ediyorlar!
Beyefendi birden bire bağırmaya başlıyor:
“Bu ülkeden gideceğim. Beni Çankaya’ya bile davet etmediler!”
Haydaa...
“Dur kardeş, dur bi.. Nefeslen şöyle.. Bugüne kadar bu ülkede sana bir şey diyen olmadı. Aleyhine bir tartışma yaşanmadı. Nedir bu ‘Çankaya’ya çağrılmadım, bu ülkeden gideceğim’ muhabbeti?” demeye kalmadan, kartel gazeteleri, dört koldan hemen saldırıya başlıyorlar..
Aynen tombala başında, danışıklı dövüş yapanların taktiği ile, tozu dumana katıyorlar.. Maksat, bir bardak suda fırtına koparıp, olayın dışındaki, kendi halindeki vatandaşın cüzdanını yürütmek!
“Adamın hakkı yeniyor” diye tartışırken, gariban vatandaşın hakkını yemek!
Tezgâh, aynen böyle işliyor işte..
30-40 yıl öncesinin, İstanbul’un az gelirli insanlarının yaşadığı mahallesindeki, tombalacı tezgâhı yani..
Oysa, danışıklı tartışmayı saf saf seyredeceğimize, kenarından köşesinden konuya dahil olup, “Acaba Çankaya’ya davet edilmiş de Fazıl efendi mi yalan söylüyor, yoksa bir unutma mı yaşanmış?” diye cüzdanı kaptırmaya aday saf vatandaş olma yerine kükresek ya: “Sen kimsin be adam?”
Sen kimsin ki, hem “Onlar % 70” diyorsun, hem de kalkıp % 70 çoğunluğa sahip olanların, etrafını çevrelediğinden şikâyet ediyorsun.
% 70, senin her tarafını çevreleyecek tabii ki!
Çevrelemeyip de, ne yapacaktı % 70’lik kesim?
“Aman Fazıl Say bey kardeşimiz rahatsız olmasınlar, biz bu ülkenin % 70’iyiz ama, etrafta fazla dolaşmayalım, ortalıkta görünmeyelim. Say kardeşimizin göz zevki aman bozulmasın” mı diyeceklerdi?
Ne istiyorsun yani sen?
Aslında % 30 rakamın da yanlış ama (Son seçimde alınan oy, sadece % 21 idi, hatırlatayım), haydi doğru diyelim.. Siz % 30 ile, bütün ülkenin yönetiminde söz sahibi olacaksınız, biz % 70 ile size payanda olacağız, öyle mi beyim?
Nerde bu yoğurdun bolluğu böyle?
Onlar bu şirretliklerini, kartel medyasını da arkalarına alarak sürdürüyorlar da, Cumhurbaşkanlığı makamından yapılan açıklamada da bunlara “eyvallah” eder ifadeler kullanılmıyor mu, orası dokunuyor insana!
“Fazıl” denilen; ismi ile uzaktan yakından ilgisi olmayan kişinin, neredeyse küfür etmediği kalmış..
O adamın o hakaretlerine karşı, Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nden yapılan açıklamada ise şöyle deniliyor: “Bugünkü bazı gazetelerde yer alan değerli sanatçı Fazıl Say'ın Cumhurbaşkanlığı'ndaki resepsiyona çağrılmadığı yönündeki haberler gerçeği yansıtmamaktadır.
Sayın Fazıl Say'ın Ankara adresine davetiye gönderilmiş, adrese ulaşılamadığına dair bir geri bildirim alınmamıştır.”
Sen bu zorba adamların tüm engellemelerine rağmen, tırnaklarınla kaza kaza engelleri aşıp gel.. Sonra, bu adamın zorbaca açıklamasına cevap verirken, ona hâlâ “değerli sanatçı” sıfatı ile hitap et!
Olacak iş mi bu?
İşte buna yanıyorum ben..
Tamam mahallenin yabancısı olan bir vatandaş, yapılan danışıklı dövüşü anlayamayıp, bir anlık gaflet sonucu cüzdanı kaptırabilir serserilere..
Ama cüzdanın yerinde olmadığını gördüğün halde, kalkıp da, “Bunlar iyi çocuklardı. Değerli çocuklardı.. Ama benim cüzdanım nereye gitti acaba?” saflığına da ne gerek var yani?
Değil mi ama?