CeVHeR
01-03-2008, 01:01
Bilirsiniz... özellikle "köy"lerdeki "çeşme"lerin "boru"sunun veya suyun "akış yolu"nun önüne zaman zaman bir "çaput" tıkanır ve suyun akışını önler!.. İşte bu olay; her "önemli" olanın, aynı zamanda "değerli" olmadığının bir göstergesidir... Hele söyleyin, "tıkaç" vazifesi gören o çaput, "önemli bir yerde" midir, değil midir?..
"Köylülerin suyunu tıkadığına" göre, elbette "önemli" bir yerdedir!.. Peki, yine sorayım; "bulunduğu yer" itibariyle "önemli" olan bu çaput, "değerli" midir?..
Elbette "değersiz" bir şey!.. Nihayetinde, "çöpe atılacak" bir elbise parçası!..
Ama, görüyorsunuz işte;
"çaput" deyip geçtiğimiz şeyin, hiçbir "değeri" yoktur, ama bulunduğu konum itibariyle "önemli"dir!.. Tıpkı; ismi ve unvanı "önemli", ama kendisi "değersiz" nice insan gibi!..
Bu misali özellikle verdim ki; biraz sonra adından söz edeceğim Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen'in de; "önemli" olduğunu, fakat benim nazarımda bir "değer"inin bulunmadığını bilesiniz.
Evet, Ali Sirmen, "önemli" bir yerdedir, ama benim nazarımda hiçbir "değeri" yoktur!..
önemi; "bireysel görüş"lerinden değil, "kurumsal kimliği"nden gelmektedir... çünkü, yazı yazdığı gazete "Cumhuriyet"tir... Cumhuriyet de; bir anlamda "askerin sesi"dir!..
"DTP'Yİ SIKIŞTIRMAYALIM"
Bunu böylece ifade ettikten sonra, gelelim mevzuya...
Efendim, Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen, şunları yazmış yazısında: “Şu anda Güneydoğu’da DTP’den oy çalarak, Kürt tabanını yanına çekmeye, yerel seçimlerde Diyarbakır Belediyesi’ni bile ele geçirmeye çalışanlar, faaliyetlerini, propagandalarını hangi tarikat aracılığıyla yürütmektedirler?!
Devlet İslâmi esaslardan ayrıldı diyerek ayaklanıp, Türk-Kürt birlikteliğinin sona erdiğini söyleyen Şeyh Sait 1925’te kaybetti.
2008’de, Türk-Kürt birlikteliğini İslâmi temeller üzerine oturtarak, Said Nursi’nin eleştirdiği ulus devletin bu niteliğini değiştirenler seçimleri kazandıklarında, olayı etnik tabana oturtan öcalan ve yandaşları kan kaybederken, hangi düşünce kazanmış olacak dersiniz?”
İşte bu yazı üzerine, muhabirimiz Kenan Ersözlü, Ali Sirmen'i aramış ve "ne demek istediği"ni sormuş!..
O da demiş ki;
"PKK'nın ve öcalan'ın bitirilmesi sonrasında Türkiye daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacak!"
Kenan Ersözlü, tekrar sormuş;
"Nasıl yani?.. Biraz açar mısınız?"
Ali Sirmen, açmış konuyu:
Bu partiye “Söyle bakalım PKK terör örgütü mü?” sorusu yöneltilmemelidir. DTP ve öcalan kaybettikçe Recep Tayyip Erdoğan ve partisi kazanıyor... Bu da beraberinde daha büyük tehlikeler getirecektir. Etnik tabanda politika yapan öcalan’ın kan kaybettiği, DTP’nin altındaki zeminin bir kısmının da kaydığı gerçektir, ancak buna bakarak “Ulus devlet kazanıyor” demek mümkün değildir!..
¥ DTP’nin Meclis’e girmesini memnuniyetle karşıladım. Ama bunlar siyaset yapamıyorlar. Maalesef çok yanlış bir çizgide DTP... Ancak buna rağmen ben DTP’nin köşeye sıkıştırılmasına da karşıyım. ‘Söyle bakalım PKK terör örgütü mü?’ diye sormayalım.”
¥ “DTP, hoşumuza gitmeyen her şeyi söyleyebilmeli. Buna hakları var. Buna destek olalım diyorum ama terörle aralarına mesafe koysunlar.. Söyleyeceklerini, yapacaklarını siyasi platformda yapsınlar. Yok federasyon demeleri, yok bağımsızlık demeleri.. Bunları söylemeden zaten siyaset olmaz. Bunları söyleyebilmeliler ama terörle aralarına mesafe koymalılar.”
ASKER DE Mİ BöYLE DüŞüNüYOR?
Konuşmayı aynen aktardım ki; yarın kalkıp da, "Ben öyle demek istemediydim" demesin!..
Sözler, aynen böyle!..
Dediğim gibi;
Ali Sirmen'in, benim nazarımda hiçbir "değer"i, hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur... Nihayetnide bir "birey"dir ve her bireyin de "düşüncesini ifade etme özgürlüğü" vardır!..
Ali Sirmen'in "önemi", onun "Cumhuriyet yazarı" olmasındandır... "Cumhuriyet" gazetesinin de, "askerin sesi" olmasında!..
Şahsen ben, Ali Sirmen'in "yazı"sını ve sorulara verdiği cevapları okuyunca, ister istemez şöyle düşündüm:
"Acaba asker de mi böyle düşünüyor?"
Acaba, "asker" de mi; "DTP, Türkiye için gerekli bir parti" diye düşünüyor?..
Acaba, "asker" de mi; "DTP ve öcalan kaybettikçe Tayyip Erdoğan ve partisi kazanıyor" görüşünde?
Acaba, "asker" de mi; "DTP'nin Meclis'e girmesi"ni memnuniyetle karşılamaktadır?..
Acaba "asker" de mi, "DTP'nin köşeye sıkıştırılması"na ve "Söyle bakalım, PKK terör örgütü mü?" diye sorulmasına karşıdır?..
Acaba, "asker" de mi; "DTP'nin her şeyi söyleyebilmesini" istemektedir?..
Hayır, en azından "sesli" olarak "asker"in böyle düşüneceğini sanmıyorum!..
O halde; bu "yazı"lar Cumhuriyet'te nasıl çıkabiliyor, Ali Sirmen nasıl böyle konuşabiliyor?..
Hem de; Cumhuriyet gibi "baş akredite" bir gazetede?!?..
BUNLARI TAYYİP ERDOĞAN SöYLESEYDİ!
Şimdi de, "madalyonun öteki yüzü"ne bir bakalım ve soralım;
"Aynı görüş ve düşünceleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan veya herhangi bir AK Parti kurmayı dillendirseydi, acaba Cumhuriyet'in tavrı ne olurdu, askerin tavrı ne olurdu?"
Herhalde derlerdi ki;
"Teröre çanak tutuyorlar!"
Peki, Tayyip Erdoğan'ın; "teröre bulaşmamış olanlar"a çağrı yapıp;
"özellikle birinci derecede dağa çıkışı engellemenin adımlarını atıyoruz... Burası önemlidir... bu işe bulaşmamış olanları istismar edilmek suretiyle oraya giderlerse bunlar öyle zannediyorum ki, ülke için kayıp, Kürt kökenli vatandaşlarımız için kayıptır... Kaybı engellemek istiyoruz. Olumlu neticeler alındı. Temenni ederiz ki, yine olumlu neticeler alırız. Dağda kanlı teröre karışmamış, bulaşmamış olanlara da 'gel ananın babanın yanına' demişiz. Siyasetçinin yapması gereken de bu değil mi?"
Demesi "teröre çanak tutmak"tır da, Ali Sirmen'in PKK'ya ve DTP'ye yönelik bu sözleri "teröre destek" değil midir?..
Şu hâle bakın;
Cumhuriyet gazetesi gibi, "askerin sesi" olarak nam salmış bir gazetede DTP'nin "gerekliliği"nden, ama AK Parti'nin "tehlikeli" oluşundan dem vuruluyor!..
APO GEREKLİ, TAYYİP BEY TEHLİKELİ!
Düşünebiliyor musunuz;
Ali Sirmen için, "Apo'nun kan kaybetmesi" veya "DTP'nin altındaki zemin"in kayması "Türkiye için tehlike"dir!..
Aynı Ali Sirmen için, "AK Parti'nin güçlenmesi" ve "Güneydoğu'da yerel seçimleri de alacak hâle gelmesi" de Türkiye için "tehlike"dir!..
Şu "kaygı"ya bakar mısınız;
Adam; resmen ve alenen "AK Parti kazanacağına, DTP kazansın" diyor!..
Bunu da, "askerin sesi" olarak nam salmış Cumhuriyet gibi bir gazetede yazıyor/söylüyor iyi mi?!?..
İşte ben, bunun için soruyorum:
"Asker de mi böyle düşünüyor?"
Biliyorum askerin böyle düşünmediğini...
Ama, yine de sormadan edemiyor insan;
O halde, Cumhuriyet, niye "askerle özdeş" bir gazetedir?..
Cumhuriyet mensupları, "davet"lerde ve "resepsiyon"larda niye "baştacı" edilmektedir?..
Hem de; "yalanlanmalarına" ve hatta "lanetlenmelerine" rağmen!..
Biliyorsunuz;
Cumhuriyet'in Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, manşetten "Genç subaylar rahatsız" başlıklı bir haber yapmıştı... Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi özkök, bir basın toplantısı yapıp, bu haberi yalanlamış, yazanı da "lânet"lemişti!..
Ama, o haberi yapan Mustafa Balbay yine Genelkurmay'a davetliydi... Hem de, "en baş köşeye" oturtulmuştu!.. Balbay, daha sonraki "davet"lerde ve "resepsiyon"larda da "takdire en mazhar gazeteci" muamelesi gördü!..
Peki, bu bir "çelişki" değil mi?..
Hem lanetleyeceksin!..
Hem baştacı yapacaksın!..
Genelkurmay'da "iki görüş" mü var acaba?.. "Bireysel görüş" Cumhuriyet'ten yanadır da; "kurumsal görüş" PKK terörünün karşısında mıdır?..
Yani, bir anlamda; "tavşana kaç, tazıya tut" politikası mı uyguluyorlar?..
Ali Sirmen'in yazdıkları ve söyledikleri "bireysel" görüşe mi, "kurumsal" görüşe mi girmektedir?..
Şu yazılanları "biz yazsaydık" var ya; çoktaaan "PKK yandaşı" ilân edilirdik!..
Ama, görüyorsunuz işte;
Cumhuriyet yazınca "askerin baştacı" oluyor!..
Ben de, işte bunu bir türlü anlayamadım!..
-----------------------------------------------------------
Fazıl Say-gısız!
"Piyanist" mi, "piyon-ist" mi olduğuna bir türlü karar veremediğim Fazıl Say, bu ülkede "sanat"a ve "sanatçı"ya değer verilmediğinden yakınıp, "çeker giderim" diyor!.. Babası Ahmet Say da, "Fazıl'ın sözleriyle, ilk kez ülkede sanat eğitiminde yaşanan eksiklikler dile geldi" diyor!..
Yani; Fazıl Say ile babası Ahmet Say aynı görüşte!.. Yani, Türkiye'de "sanat"a ve "sanatçı"ya değer verilmiyor!..
Peki, anne Gürgün Say ne diyor?..
O da diyor ki;
"Devletin hazırlattığı 2008 takviminde oğluma da yer verildi... Takvimin Mayıs ayı sayfasında oğlumun fotoğrafına da yer verildi... Daha önce hiçbir hükümet, AKP hükümeti gibi, fotoğrafını takvime basarak Fazıl Say'la övündüğünü dış dünyaya ilan etmemişti. Doğrusu, böyle güzelce Fazıl Say'a sahip çıkılmamıştı."
Buyrun, burdan yakın... Her iki haberi de, dünkü "iki farklı gazete"den aldım!..
Bu haberlerden sonra, acaba, "Fazıl" marka "Say-gısızlığa" ve "nankör"lüğe ne demeli?..
Hasan KARAKAYA / VAKİT 02/01/2008
"Köylülerin suyunu tıkadığına" göre, elbette "önemli" bir yerdedir!.. Peki, yine sorayım; "bulunduğu yer" itibariyle "önemli" olan bu çaput, "değerli" midir?..
Elbette "değersiz" bir şey!.. Nihayetinde, "çöpe atılacak" bir elbise parçası!..
Ama, görüyorsunuz işte;
"çaput" deyip geçtiğimiz şeyin, hiçbir "değeri" yoktur, ama bulunduğu konum itibariyle "önemli"dir!.. Tıpkı; ismi ve unvanı "önemli", ama kendisi "değersiz" nice insan gibi!..
Bu misali özellikle verdim ki; biraz sonra adından söz edeceğim Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen'in de; "önemli" olduğunu, fakat benim nazarımda bir "değer"inin bulunmadığını bilesiniz.
Evet, Ali Sirmen, "önemli" bir yerdedir, ama benim nazarımda hiçbir "değeri" yoktur!..
önemi; "bireysel görüş"lerinden değil, "kurumsal kimliği"nden gelmektedir... çünkü, yazı yazdığı gazete "Cumhuriyet"tir... Cumhuriyet de; bir anlamda "askerin sesi"dir!..
"DTP'Yİ SIKIŞTIRMAYALIM"
Bunu böylece ifade ettikten sonra, gelelim mevzuya...
Efendim, Cumhuriyet yazarı Ali Sirmen, şunları yazmış yazısında: “Şu anda Güneydoğu’da DTP’den oy çalarak, Kürt tabanını yanına çekmeye, yerel seçimlerde Diyarbakır Belediyesi’ni bile ele geçirmeye çalışanlar, faaliyetlerini, propagandalarını hangi tarikat aracılığıyla yürütmektedirler?!
Devlet İslâmi esaslardan ayrıldı diyerek ayaklanıp, Türk-Kürt birlikteliğinin sona erdiğini söyleyen Şeyh Sait 1925’te kaybetti.
2008’de, Türk-Kürt birlikteliğini İslâmi temeller üzerine oturtarak, Said Nursi’nin eleştirdiği ulus devletin bu niteliğini değiştirenler seçimleri kazandıklarında, olayı etnik tabana oturtan öcalan ve yandaşları kan kaybederken, hangi düşünce kazanmış olacak dersiniz?”
İşte bu yazı üzerine, muhabirimiz Kenan Ersözlü, Ali Sirmen'i aramış ve "ne demek istediği"ni sormuş!..
O da demiş ki;
"PKK'nın ve öcalan'ın bitirilmesi sonrasında Türkiye daha büyük tehlikelerle karşı karşıya kalacak!"
Kenan Ersözlü, tekrar sormuş;
"Nasıl yani?.. Biraz açar mısınız?"
Ali Sirmen, açmış konuyu:
Bu partiye “Söyle bakalım PKK terör örgütü mü?” sorusu yöneltilmemelidir. DTP ve öcalan kaybettikçe Recep Tayyip Erdoğan ve partisi kazanıyor... Bu da beraberinde daha büyük tehlikeler getirecektir. Etnik tabanda politika yapan öcalan’ın kan kaybettiği, DTP’nin altındaki zeminin bir kısmının da kaydığı gerçektir, ancak buna bakarak “Ulus devlet kazanıyor” demek mümkün değildir!..
¥ DTP’nin Meclis’e girmesini memnuniyetle karşıladım. Ama bunlar siyaset yapamıyorlar. Maalesef çok yanlış bir çizgide DTP... Ancak buna rağmen ben DTP’nin köşeye sıkıştırılmasına da karşıyım. ‘Söyle bakalım PKK terör örgütü mü?’ diye sormayalım.”
¥ “DTP, hoşumuza gitmeyen her şeyi söyleyebilmeli. Buna hakları var. Buna destek olalım diyorum ama terörle aralarına mesafe koysunlar.. Söyleyeceklerini, yapacaklarını siyasi platformda yapsınlar. Yok federasyon demeleri, yok bağımsızlık demeleri.. Bunları söylemeden zaten siyaset olmaz. Bunları söyleyebilmeliler ama terörle aralarına mesafe koymalılar.”
ASKER DE Mİ BöYLE DüŞüNüYOR?
Konuşmayı aynen aktardım ki; yarın kalkıp da, "Ben öyle demek istemediydim" demesin!..
Sözler, aynen böyle!..
Dediğim gibi;
Ali Sirmen'in, benim nazarımda hiçbir "değer"i, hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur... Nihayetnide bir "birey"dir ve her bireyin de "düşüncesini ifade etme özgürlüğü" vardır!..
Ali Sirmen'in "önemi", onun "Cumhuriyet yazarı" olmasındandır... "Cumhuriyet" gazetesinin de, "askerin sesi" olmasında!..
Şahsen ben, Ali Sirmen'in "yazı"sını ve sorulara verdiği cevapları okuyunca, ister istemez şöyle düşündüm:
"Acaba asker de mi böyle düşünüyor?"
Acaba, "asker" de mi; "DTP, Türkiye için gerekli bir parti" diye düşünüyor?..
Acaba, "asker" de mi; "DTP ve öcalan kaybettikçe Tayyip Erdoğan ve partisi kazanıyor" görüşünde?
Acaba, "asker" de mi; "DTP'nin Meclis'e girmesi"ni memnuniyetle karşılamaktadır?..
Acaba "asker" de mi, "DTP'nin köşeye sıkıştırılması"na ve "Söyle bakalım, PKK terör örgütü mü?" diye sorulmasına karşıdır?..
Acaba, "asker" de mi; "DTP'nin her şeyi söyleyebilmesini" istemektedir?..
Hayır, en azından "sesli" olarak "asker"in böyle düşüneceğini sanmıyorum!..
O halde; bu "yazı"lar Cumhuriyet'te nasıl çıkabiliyor, Ali Sirmen nasıl böyle konuşabiliyor?..
Hem de; Cumhuriyet gibi "baş akredite" bir gazetede?!?..
BUNLARI TAYYİP ERDOĞAN SöYLESEYDİ!
Şimdi de, "madalyonun öteki yüzü"ne bir bakalım ve soralım;
"Aynı görüş ve düşünceleri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan veya herhangi bir AK Parti kurmayı dillendirseydi, acaba Cumhuriyet'in tavrı ne olurdu, askerin tavrı ne olurdu?"
Herhalde derlerdi ki;
"Teröre çanak tutuyorlar!"
Peki, Tayyip Erdoğan'ın; "teröre bulaşmamış olanlar"a çağrı yapıp;
"özellikle birinci derecede dağa çıkışı engellemenin adımlarını atıyoruz... Burası önemlidir... bu işe bulaşmamış olanları istismar edilmek suretiyle oraya giderlerse bunlar öyle zannediyorum ki, ülke için kayıp, Kürt kökenli vatandaşlarımız için kayıptır... Kaybı engellemek istiyoruz. Olumlu neticeler alındı. Temenni ederiz ki, yine olumlu neticeler alırız. Dağda kanlı teröre karışmamış, bulaşmamış olanlara da 'gel ananın babanın yanına' demişiz. Siyasetçinin yapması gereken de bu değil mi?"
Demesi "teröre çanak tutmak"tır da, Ali Sirmen'in PKK'ya ve DTP'ye yönelik bu sözleri "teröre destek" değil midir?..
Şu hâle bakın;
Cumhuriyet gazetesi gibi, "askerin sesi" olarak nam salmış bir gazetede DTP'nin "gerekliliği"nden, ama AK Parti'nin "tehlikeli" oluşundan dem vuruluyor!..
APO GEREKLİ, TAYYİP BEY TEHLİKELİ!
Düşünebiliyor musunuz;
Ali Sirmen için, "Apo'nun kan kaybetmesi" veya "DTP'nin altındaki zemin"in kayması "Türkiye için tehlike"dir!..
Aynı Ali Sirmen için, "AK Parti'nin güçlenmesi" ve "Güneydoğu'da yerel seçimleri de alacak hâle gelmesi" de Türkiye için "tehlike"dir!..
Şu "kaygı"ya bakar mısınız;
Adam; resmen ve alenen "AK Parti kazanacağına, DTP kazansın" diyor!..
Bunu da, "askerin sesi" olarak nam salmış Cumhuriyet gibi bir gazetede yazıyor/söylüyor iyi mi?!?..
İşte ben, bunun için soruyorum:
"Asker de mi böyle düşünüyor?"
Biliyorum askerin böyle düşünmediğini...
Ama, yine de sormadan edemiyor insan;
O halde, Cumhuriyet, niye "askerle özdeş" bir gazetedir?..
Cumhuriyet mensupları, "davet"lerde ve "resepsiyon"larda niye "baştacı" edilmektedir?..
Hem de; "yalanlanmalarına" ve hatta "lanetlenmelerine" rağmen!..
Biliyorsunuz;
Cumhuriyet'in Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, manşetten "Genç subaylar rahatsız" başlıklı bir haber yapmıştı... Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi özkök, bir basın toplantısı yapıp, bu haberi yalanlamış, yazanı da "lânet"lemişti!..
Ama, o haberi yapan Mustafa Balbay yine Genelkurmay'a davetliydi... Hem de, "en baş köşeye" oturtulmuştu!.. Balbay, daha sonraki "davet"lerde ve "resepsiyon"larda da "takdire en mazhar gazeteci" muamelesi gördü!..
Peki, bu bir "çelişki" değil mi?..
Hem lanetleyeceksin!..
Hem baştacı yapacaksın!..
Genelkurmay'da "iki görüş" mü var acaba?.. "Bireysel görüş" Cumhuriyet'ten yanadır da; "kurumsal görüş" PKK terörünün karşısında mıdır?..
Yani, bir anlamda; "tavşana kaç, tazıya tut" politikası mı uyguluyorlar?..
Ali Sirmen'in yazdıkları ve söyledikleri "bireysel" görüşe mi, "kurumsal" görüşe mi girmektedir?..
Şu yazılanları "biz yazsaydık" var ya; çoktaaan "PKK yandaşı" ilân edilirdik!..
Ama, görüyorsunuz işte;
Cumhuriyet yazınca "askerin baştacı" oluyor!..
Ben de, işte bunu bir türlü anlayamadım!..
-----------------------------------------------------------
Fazıl Say-gısız!
"Piyanist" mi, "piyon-ist" mi olduğuna bir türlü karar veremediğim Fazıl Say, bu ülkede "sanat"a ve "sanatçı"ya değer verilmediğinden yakınıp, "çeker giderim" diyor!.. Babası Ahmet Say da, "Fazıl'ın sözleriyle, ilk kez ülkede sanat eğitiminde yaşanan eksiklikler dile geldi" diyor!..
Yani; Fazıl Say ile babası Ahmet Say aynı görüşte!.. Yani, Türkiye'de "sanat"a ve "sanatçı"ya değer verilmiyor!..
Peki, anne Gürgün Say ne diyor?..
O da diyor ki;
"Devletin hazırlattığı 2008 takviminde oğluma da yer verildi... Takvimin Mayıs ayı sayfasında oğlumun fotoğrafına da yer verildi... Daha önce hiçbir hükümet, AKP hükümeti gibi, fotoğrafını takvime basarak Fazıl Say'la övündüğünü dış dünyaya ilan etmemişti. Doğrusu, böyle güzelce Fazıl Say'a sahip çıkılmamıştı."
Buyrun, burdan yakın... Her iki haberi de, dünkü "iki farklı gazete"den aldım!..
Bu haberlerden sonra, acaba, "Fazıl" marka "Say-gısızlığa" ve "nankör"lüğe ne demeli?..
Hasan KARAKAYA / VAKİT 02/01/2008