ceyhanli
01-10-2008, 18:46
Amerika politikamız
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ABD ziyareti başarılı geçti. Sayın Demirel’inkinden (1996) 12 yıl sonra Washington’a cumhurbaşkanı ziyaretimizdi. Başkan Bush’la Sayın Gül, kısa fakat faydalı (eski tabirle muhtasar müfîd), bir o kadar önemli görüşme yaptı. Sonra iki başkan Beyaz Saray’da akşam yemeği yediler. Bush hemen İsrail’e hareket etti. 9 gün boyunca Orta Doğu’yu gezecek. Mısır ve Suudi Arabistan dahil... Bush’u İsrail’de 450 Amerikalı muhafızdan başka 12.500 İsrailli görevli koruyor. Böyle bir dünyada yaşıyoruz.
Sayın Gül’den aldığı intiba, bilgi ve güvenceye göre Bush, görüşlerini gözden geçirecek, bu tecrübesini Orta Doğu’ya taşıyacaktır. Böyle ümid ediyoruz.
Türkiye, dünya devleti Amerika’nın stratejik tabir edilen müttefikliğine doğru bir adım daha attı. Bu, dış politikamızın doğru doğrultuda bulunduğunu gösteriyor.
Türkiye hata yapmazsa, bu yolda kazanç sağlayacaktır. Washington’ın, Türkiye’nin stratejik ittifakına, ülkemizin AB üyeliği ile birlikte tâlib olması, bize çifte kazanç temin eder.
Geçmişteki cihan devletleri gibi Amerika da, epey münasebetsizlikler yaparak yakın tarihe geçti. Bize ya ben ABD, ya AB diyebilirdi. AB üyesi Türkiye’nin oluşması üzerinde politika üreten 1945’ten bu yana müttefikimiz Amerika, Türk dış politikasına ufuk açacaktır. Yeter ki biz cesur adımlar atmasını bilelim.
Ahmet Necdet Sezer, dış politikadan hoşlanmadı. Veya anayasal yapımıza göre (ki parlamenter demokrasidir) Türkiye’de cumhurbaşkanının, temsil görevi dışında, dış politikaya müdahalede bulunmaması gerektiği görüşünde idi. Ecevit, dış politikayı -daha çok sağlık durumu sebebiyle- Demirel’e bırakmıştı. Abdullah Gül’ün, Başbakan Tayyip Erdoğan’a paralel dış siyaset izleyeceği anlaşılıyor. Ecevit ve Demirel gibi iki ayrı kutbun birleştiği dış politika konusunda Erdoğan’la Gül’ün âhenk sağlamakta zorlanmayacağını sanıyorum.
Durum
Yılmaz Öztuna
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ABD ziyareti başarılı geçti. Sayın Demirel’inkinden (1996) 12 yıl sonra Washington’a cumhurbaşkanı ziyaretimizdi. Başkan Bush’la Sayın Gül, kısa fakat faydalı (eski tabirle muhtasar müfîd), bir o kadar önemli görüşme yaptı. Sonra iki başkan Beyaz Saray’da akşam yemeği yediler. Bush hemen İsrail’e hareket etti. 9 gün boyunca Orta Doğu’yu gezecek. Mısır ve Suudi Arabistan dahil... Bush’u İsrail’de 450 Amerikalı muhafızdan başka 12.500 İsrailli görevli koruyor. Böyle bir dünyada yaşıyoruz.
Sayın Gül’den aldığı intiba, bilgi ve güvenceye göre Bush, görüşlerini gözden geçirecek, bu tecrübesini Orta Doğu’ya taşıyacaktır. Böyle ümid ediyoruz.
Türkiye, dünya devleti Amerika’nın stratejik tabir edilen müttefikliğine doğru bir adım daha attı. Bu, dış politikamızın doğru doğrultuda bulunduğunu gösteriyor.
Türkiye hata yapmazsa, bu yolda kazanç sağlayacaktır. Washington’ın, Türkiye’nin stratejik ittifakına, ülkemizin AB üyeliği ile birlikte tâlib olması, bize çifte kazanç temin eder.
Geçmişteki cihan devletleri gibi Amerika da, epey münasebetsizlikler yaparak yakın tarihe geçti. Bize ya ben ABD, ya AB diyebilirdi. AB üyesi Türkiye’nin oluşması üzerinde politika üreten 1945’ten bu yana müttefikimiz Amerika, Türk dış politikasına ufuk açacaktır. Yeter ki biz cesur adımlar atmasını bilelim.
Ahmet Necdet Sezer, dış politikadan hoşlanmadı. Veya anayasal yapımıza göre (ki parlamenter demokrasidir) Türkiye’de cumhurbaşkanının, temsil görevi dışında, dış politikaya müdahalede bulunmaması gerektiği görüşünde idi. Ecevit, dış politikayı -daha çok sağlık durumu sebebiyle- Demirel’e bırakmıştı. Abdullah Gül’ün, Başbakan Tayyip Erdoğan’a paralel dış siyaset izleyeceği anlaşılıyor. Ecevit ve Demirel gibi iki ayrı kutbun birleştiği dış politika konusunda Erdoğan’la Gül’ün âhenk sağlamakta zorlanmayacağını sanıyorum.
Durum
Yılmaz Öztuna