Necip Fazıl
01-19-2009, 23:55
“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır”. (hucurat suresi -13)
Yani, “Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı inkârla yabanî bakasınız, husumet ve adâvet edesiniz değildir.” (Mektubat-26.Mektup-Üçüncü Mebhas)
İnsanı felakete sürükleyen milliyetçilik için Efendimiz “asabiyet-i cahiliye” ifadesini kullanmış. Milliyetçilik hakikaten de cahiliyetten başka bir şey değildir.
Bu konuda kendimiz için çok üzülüyorum. Uzun zamandır menfi milliyetçiliğin benliğimizi nasıl da esir aldığını görüyorum. Durumumuz öyle acı ki;
“Namaz” diyorum,
“Orada kal o zaman” diyorlar.
“Gazze’de ki kardeşlerimiz ölüyor, şehit oluyorlar” diyorum,
“Onlar şehit değil, terörist! Hem sanane onlardan, sen mehmetçiğini düşünsene vatan haini!” diyorlar.
“Dua edelim, dualarımızla yardımlarına koşalım” diyorum,
“Sen önce yaşadığın topraktakilere söyle bunu, onların petrolleri var, lüks içinde yaşıyorlar, yardım etseler ya..” diyorlar.
Güler misin? Ağlar mısın? Ağlamayı tercih edelim derim ben.
Ülkemin binlerce insanı her gün sokaklara dökülüp gözyaşlarıyla Allah’a yalvarırken, “banane” hatta “sanane” diyen insanlarımız da yok değil maalesef. Kendimizi adım adım felakete sürükleyen bu cahiliyet hastalığına kapılmış ve göründüğü gibi acınası bir hale düşmüşüz. Bizler böyle yanlışlar yaparsak, üstelik bu yanlışlarımızda ısrar ederek bizden sonra ki nesillere, evlatlarımıza da bu hastalığı sirayet ettirirsek, kaybedenlerden olacağız demektir. Zira Efendimiz bir hadis-i şerifinde menfi milliyetçilik yapanları bekleyen felaketi şöyle ifade etmiştir;
“Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir:
Kaderiye (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı),
unsuruyet dâvâsı (ırkçılık),
dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemüs Sağir, 158)
Bir diğer hadisle de Fahr-i Kainat Efendimiz;
“Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir” (Ebu Davut, Edeb, 121) buyurarak asabiyet davasından bizleri şiddetle men etmiştir ve bu fenalıkta inat edenlerin feci sonlarını da;
“Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7) şeklinde açıkca bildirmiştir.
Bize düşen peygamber efendimizin bu konudaki ikazlarından yola çıkarak; önce kendi kalbimizdeki başka milletlere karşı beslediğimiz kini, nefreti yok etmek, sonra kalbimizde, kinden arındırdığımız boş kalan yerlere kardeşlik sevgisinin, muhabbetinin tohumlarını atmak, bu tohumları Allah için besleyip büyütmek ve yavrularımızı da Cenab-ı Hakk’ın emri üzerine kardeş sevgisi ile yetiştirmektir. Hangi milletten olursa olsun, hangi renk olursa olsun, kavmi, kabilesi, ırkı ne olursa olsun fark etmez. Bizleri birbirimize sevdiren din kardeşliği olmalı.
Başkaları lüks içinde yaşıyorlar diye hased edercesine, onlara neredeyse zenginliklerinden ötürü azılı bir suçlu muamelesi yaparak ancak kendimizi küçültürüz. Ayrıca kimin, parasını ne yolda harcadığı da yine bizi ilgilendirmeyen mevzulardan birisi. Kim nasıl yaşarsa yaşasın bu kişinin kendi meselesi. Hesap sormak bizim değil Allah’ın işidir. Bizim yapacağımız, yanlış yapan din kardeşlerimizin ıslahı için dua etmek olabilir sadece.
Kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi görüyor olmalıyız ki; birilerinin hata yaptığını düşündüğümüz zaman kendimizden geçerek bir düşman tavrıyla saldırıya geçiyoruz. Efendimizin asabiyet-i cahiliye olarak ifade ettiği ırkçılık damarımız böylesine bizi ele almış durumda maalesef. Hatta aramızda öyle arap düşmanı insanlar var ki; arap dünyasına olan kinlerini, nefretlerini, kızgınlıklarını sırf Arabistan’dan yazdığım için benden çıkarmak istercesine saldırı halindeler. Bunu yapanlara önce kızsam da daha sonra acıyorum. Nasıl bir halin içinde olduklarının ve ne fena bir felaketin hırçın akıntısına kapılmış feci sona doğru sürüklendiklerinin farkında olmadıkları için sadece acıyor ve ıslahları için dua ediyorum. Bir taraftan da düşünmeden edemiyorum, insan nasıl bir kin besliyor olabilir ki kalbinde, arap lafını duymaya bile tahammülü yok! Bu tahammülsüzlere, kalbinde araba karşı husumet besleyen, hatta bunu hiç çekinmeden fütursuzca haykıranlara bir hadis-i şerifi hatırlatmak istiyorum;
İmam Münâvî'nin Feyzu'l-Kadîr isimli hadis kitabında İbni Abbas'tan şu mealde bir hadis-i şerif rivayet edilir:
"Üç hasletten dolayı Arabi seviniz: Çünkü ben Arabım, Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur, Cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır."
İslamiyette hiç bir millet diğer bir milletten üstün değildir. Bunu, Kur-an’ı Kerim’de bütün emirlerin ve nehiylerin “Ey müminler, Ey iman edenler” diye hitap edilmesinden de anlayabiliriz. Yani islam dini Kur-an’da bütün insanlara aynı şekilde hitap etmişdir. Irk, kabile, rütbe belirtmeksizin “Ey insanlar” ifadesiyle kimsenin kimseden üstünlüğü olmadığını vurgulamıştır. Öyleyse bu hadisten, “Her arap müslümandır, sevilmelidir” manasını çıkarmamız yanlış olur.Diğer ırkların içinde nasıl müslimi veya gayr-i müslimi varsa araplarda da var elbette. Gayr-i müslim olan bir insanı en yakınımız dahi olsa “Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi, eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.” (Tevbe Sûresi, 23)ayetinin emrettiği üzere dost edinmemeliyiz. Fakat müslüman olan bir arap din kardeşimizi hem diğer din kardeşlerimizi sevdiğimiz gibi din kardeşliğimizden ötürü sevmeli, hem de arap oldukları için bir derece daha sevmeliyiz Efendimizin de buyurduğu gibi. Korkmayın Allah için olan sevgiden kimseye zarar gelmez.
Irkçılığın tarihine inersek esasında ırkçılık ilk olarak şeytanın yaptığı bir şeydir. Ateşten yaratıldığı için kendisini , topraktan yaratılan Hz. Adem(a.s.)’den daha üstün görmüş, ilk insan olan Adem (as)’ı horlamış ve Allah’ın emrine karşı gelerek secde etmemiştir. Neticesi de herkesce malumdur. Bu yüzden ırkçılık yaparak, şeytanın yolundan gitmekten vazgeçmemiz bizim için en hayırlısı olacaktır.
Peygamber Efendimizin Allah’ın emri üzerine bizleri şiddetle men ettiği asabiyet davasından ötürü, kıymetli şairimiz Mehmet Akif’in de şu sözlerinden nasıl üzüntülü olduğunu anlayabiliriz;
“Arabın, Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e
Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış nerde.
İslâmiyette anasır mı olurmuş ne gezer
Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-u Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.”
Son olarak yine Efendimizin bir hadis-i şerifi ile sözlerimi bitirmek istiyorum.
Peygamber Efendimiz hassasiyetle üzerinde durduğu bu konuda son anlarında bile, Hakk’a kavuşmasına az kala, veda hutbesinde, bizlere bu hastalıktan kat’iyyen uzak durmamız yolunda nasihatlarda bulunarak;
“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.” buyurmuştur.
Bir an evvel bu yanlışımızdan vazgeçebilmek ümidiyle…
Rabbim bizleri, takvada ve Allah’tan korkmakta üstün olanlardan etsin.
Ayşenur KAHVECİ / Haber 7
Yani, “Sizi taife taife, millet millet, kabile kabile yaratmışım, tâ birbirinizi tanımalısınız ve birbirinizdeki hayat-ı içtimaiyeye ait münasebetlerinizi bilesiniz, birbirinize muavenet edesiniz. Yoksa, sizi kabile kabile yaptım ki, yekdiğerinize karşı inkârla yabanî bakasınız, husumet ve adâvet edesiniz değildir.” (Mektubat-26.Mektup-Üçüncü Mebhas)
İnsanı felakete sürükleyen milliyetçilik için Efendimiz “asabiyet-i cahiliye” ifadesini kullanmış. Milliyetçilik hakikaten de cahiliyetten başka bir şey değildir.
Bu konuda kendimiz için çok üzülüyorum. Uzun zamandır menfi milliyetçiliğin benliğimizi nasıl da esir aldığını görüyorum. Durumumuz öyle acı ki;
“Namaz” diyorum,
“Orada kal o zaman” diyorlar.
“Gazze’de ki kardeşlerimiz ölüyor, şehit oluyorlar” diyorum,
“Onlar şehit değil, terörist! Hem sanane onlardan, sen mehmetçiğini düşünsene vatan haini!” diyorlar.
“Dua edelim, dualarımızla yardımlarına koşalım” diyorum,
“Sen önce yaşadığın topraktakilere söyle bunu, onların petrolleri var, lüks içinde yaşıyorlar, yardım etseler ya..” diyorlar.
Güler misin? Ağlar mısın? Ağlamayı tercih edelim derim ben.
Ülkemin binlerce insanı her gün sokaklara dökülüp gözyaşlarıyla Allah’a yalvarırken, “banane” hatta “sanane” diyen insanlarımız da yok değil maalesef. Kendimizi adım adım felakete sürükleyen bu cahiliyet hastalığına kapılmış ve göründüğü gibi acınası bir hale düşmüşüz. Bizler böyle yanlışlar yaparsak, üstelik bu yanlışlarımızda ısrar ederek bizden sonra ki nesillere, evlatlarımıza da bu hastalığı sirayet ettirirsek, kaybedenlerden olacağız demektir. Zira Efendimiz bir hadis-i şerifinde menfi milliyetçilik yapanları bekleyen felaketi şöyle ifade etmiştir;
“Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir:
Kaderiye (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı),
unsuruyet dâvâsı (ırkçılık),
dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemüs Sağir, 158)
Bir diğer hadisle de Fahr-i Kainat Efendimiz;
“Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir” (Ebu Davut, Edeb, 121) buyurarak asabiyet davasından bizleri şiddetle men etmiştir ve bu fenalıkta inat edenlerin feci sonlarını da;
“Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7) şeklinde açıkca bildirmiştir.
Bize düşen peygamber efendimizin bu konudaki ikazlarından yola çıkarak; önce kendi kalbimizdeki başka milletlere karşı beslediğimiz kini, nefreti yok etmek, sonra kalbimizde, kinden arındırdığımız boş kalan yerlere kardeşlik sevgisinin, muhabbetinin tohumlarını atmak, bu tohumları Allah için besleyip büyütmek ve yavrularımızı da Cenab-ı Hakk’ın emri üzerine kardeş sevgisi ile yetiştirmektir. Hangi milletten olursa olsun, hangi renk olursa olsun, kavmi, kabilesi, ırkı ne olursa olsun fark etmez. Bizleri birbirimize sevdiren din kardeşliği olmalı.
Başkaları lüks içinde yaşıyorlar diye hased edercesine, onlara neredeyse zenginliklerinden ötürü azılı bir suçlu muamelesi yaparak ancak kendimizi küçültürüz. Ayrıca kimin, parasını ne yolda harcadığı da yine bizi ilgilendirmeyen mevzulardan birisi. Kim nasıl yaşarsa yaşasın bu kişinin kendi meselesi. Hesap sormak bizim değil Allah’ın işidir. Bizim yapacağımız, yanlış yapan din kardeşlerimizin ıslahı için dua etmek olabilir sadece.
Kendimizi sütten çıkmış ak kaşık gibi görüyor olmalıyız ki; birilerinin hata yaptığını düşündüğümüz zaman kendimizden geçerek bir düşman tavrıyla saldırıya geçiyoruz. Efendimizin asabiyet-i cahiliye olarak ifade ettiği ırkçılık damarımız böylesine bizi ele almış durumda maalesef. Hatta aramızda öyle arap düşmanı insanlar var ki; arap dünyasına olan kinlerini, nefretlerini, kızgınlıklarını sırf Arabistan’dan yazdığım için benden çıkarmak istercesine saldırı halindeler. Bunu yapanlara önce kızsam da daha sonra acıyorum. Nasıl bir halin içinde olduklarının ve ne fena bir felaketin hırçın akıntısına kapılmış feci sona doğru sürüklendiklerinin farkında olmadıkları için sadece acıyor ve ıslahları için dua ediyorum. Bir taraftan da düşünmeden edemiyorum, insan nasıl bir kin besliyor olabilir ki kalbinde, arap lafını duymaya bile tahammülü yok! Bu tahammülsüzlere, kalbinde araba karşı husumet besleyen, hatta bunu hiç çekinmeden fütursuzca haykıranlara bir hadis-i şerifi hatırlatmak istiyorum;
İmam Münâvî'nin Feyzu'l-Kadîr isimli hadis kitabında İbni Abbas'tan şu mealde bir hadis-i şerif rivayet edilir:
"Üç hasletten dolayı Arabi seviniz: Çünkü ben Arabım, Kur'ân-ı Kerim Arapça olarak nazil olmuştur, Cennet ehlinin konuştukları dil Arapçadır."
İslamiyette hiç bir millet diğer bir milletten üstün değildir. Bunu, Kur-an’ı Kerim’de bütün emirlerin ve nehiylerin “Ey müminler, Ey iman edenler” diye hitap edilmesinden de anlayabiliriz. Yani islam dini Kur-an’da bütün insanlara aynı şekilde hitap etmişdir. Irk, kabile, rütbe belirtmeksizin “Ey insanlar” ifadesiyle kimsenin kimseden üstünlüğü olmadığını vurgulamıştır. Öyleyse bu hadisten, “Her arap müslümandır, sevilmelidir” manasını çıkarmamız yanlış olur.Diğer ırkların içinde nasıl müslimi veya gayr-i müslimi varsa araplarda da var elbette. Gayr-i müslim olan bir insanı en yakınımız dahi olsa “Ey iman edenler, babalarınızı ve kardeşlerinizi, eğer küfrü imana tercih etmişlerse dost edinmeyin! Sizden kim onları dost edinirse işte onlar, zalimlerin ta kendisidir.” (Tevbe Sûresi, 23)ayetinin emrettiği üzere dost edinmemeliyiz. Fakat müslüman olan bir arap din kardeşimizi hem diğer din kardeşlerimizi sevdiğimiz gibi din kardeşliğimizden ötürü sevmeli, hem de arap oldukları için bir derece daha sevmeliyiz Efendimizin de buyurduğu gibi. Korkmayın Allah için olan sevgiden kimseye zarar gelmez.
Irkçılığın tarihine inersek esasında ırkçılık ilk olarak şeytanın yaptığı bir şeydir. Ateşten yaratıldığı için kendisini , topraktan yaratılan Hz. Adem(a.s.)’den daha üstün görmüş, ilk insan olan Adem (as)’ı horlamış ve Allah’ın emrine karşı gelerek secde etmemiştir. Neticesi de herkesce malumdur. Bu yüzden ırkçılık yaparak, şeytanın yolundan gitmekten vazgeçmemiz bizim için en hayırlısı olacaktır.
Peygamber Efendimizin Allah’ın emri üzerine bizleri şiddetle men ettiği asabiyet davasından ötürü, kıymetli şairimiz Mehmet Akif’in de şu sözlerinden nasıl üzüntülü olduğunu anlayabiliriz;
“Arabın, Türk’e, Laz’ın Çerkez’e yahut Kürd’e
Acem’in Çinliye rüçhanı mı varmış nerde.
İslâmiyette anasır mı olurmuş ne gezer
Fikr-i milliyeti tel’in ediyor Peygamber
En büyük düşmanıdır ruh-u Nebi tefrikanın
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın.”
Son olarak yine Efendimizin bir hadis-i şerifi ile sözlerimi bitirmek istiyorum.
Peygamber Efendimiz hassasiyetle üzerinde durduğu bu konuda son anlarında bile, Hakk’a kavuşmasına az kala, veda hutbesinde, bizlere bu hastalıktan kat’iyyen uzak durmamız yolunda nasihatlarda bulunarak;
“Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.” buyurmuştur.
Bir an evvel bu yanlışımızdan vazgeçebilmek ümidiyle…
Rabbim bizleri, takvada ve Allah’tan korkmakta üstün olanlardan etsin.
Ayşenur KAHVECİ / Haber 7