fatih kısaparmak balon baskılı balon Başbakan öksüz kaldı - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Başbakan öksüz kaldı


LâHuTî
10-09-2011, 16:14
Akif Beki
8 Ekim Cumartesi 2011

Çocuk baliğ olunca yetimlik ondan kalkar” derler. Anne acısının yaşı yok ama. Tayyip Erdoğan, başbakanlığının 9. yılında, 57 yaşında öksüz kaldı.
Hastanede gördüm, iyi ve kötü günüyle kaderini birleştirdiği Emine Hanım yanı başındaydı yine. Çocukları, kardeşleri, yakınları, aile dostları, yol arkadaşları, sevenleri hep orada. Hepsi mahzun, hepsi gamlı yaslı. Yitirilen anneyse, yeri doldurulamıyor. Tek tesellisi, iman ve teslimiyet.
Tevekkülle bakıyordu Başbakan; gözlerinde sabır vardı, metanet vardı ama çok fazla da keder vardı. Hiçbir galibiyetin teskin edemeyeceği, hiçbir yenilginin ağırlığıyla unutturamayacağı bir acı. Üstüne titrediği biricik annesini kaybetmişti. Başbakanlar da öksüz kalır, gördüm.

Manevi çınardı
Bilinir ki eşine, evladına, aile efradına çok düşkündür Başbakan. Fakat annesi Tenzile Hanım’a düşkünlüğü başkaydı. Dünyanın bütün derdi gailesi bir yana, annesi bir yana. Tenzile Hanım, sırtını yasladığı manevi bir çınardı onun için. Girdiği mücadelelerde varlığından daima güç aldığı, sarsılmaz bir istinat noktası. Hemen her gün, özellikle de kaderinin dönüm noktalarında, büyük bir şevk ve iştiyakla hayır duasını almayı ihmal etmez, çok önemserdi. Onun müşfik sesini duymaya, hatırını sormaya, kendi halinden haber vermeye her zaman muhtaç, ana kıymeti bilen, vefalı bir evlattı. Yakın çalıştığım günlerde gördüm.
Ayrı bir hassasiyeti, ayrı bir muhabbeti vardı annesine. Sevinçlerini de hüzünlerini de onunla paylaşmayı severdi. Hiç unutmam, 2004 yerel seçimlerinin akşamında, eski AK Parti Genel Merkezi’ndeydik. Partisinin seçim başarısını ve üzüldüğü şeyleri konuşmak üzere, alt kattaki salonda canlı yayın konuğum olacaktı. Hazırlıklar tamamlanmış, mikrofonlar takılmış, kameralar kayıtta ama son sayılmaya başlanmamıştı daha. Yorucu bir gündü yaşadığı, yüzünden okunuyordu. O hengâmede, yapması gereken çok önemli bir işi geciktirmenin telaşıyla telefonunu istedi. Sonrası, habersiz alındığı görüntülü kayıttan. (Erdoğan’ın sesi duyuluyor. Annesi Tenzile Hanım’la konuşuyor ama onun söyledikleri anlaşılmıyor.) Diyaloğun duyulan kısımları şöyleydi:
-Anacığım!
-Nasılsın anam, iyi misin?
-Ellerinden öpüyorum, sağ olasın...
-Ne var ne yok, şöyle bir arayayım, özledim sesini ya...
-Haberleri mi izleysun?
-Haberlerde ne var ne yok?
-Haberlerde ne var ne yok? (Tekrar soruyor)
-Bak, Halil belediye başkanı oldu.
-Görüyorsun...
-Ya sorma anne, Trabzon’u kaybettik.
-Ya onların hepsi hikâye...
-Hepsi uydurma...
-Anne, yarın İsviçre’ye gidiyoruz.
-Sağ ol, sağ ol, çok teşekkür ederim.
-Şu an Kanal 7’de programım var.
-Peki anneciğim, ellerinden öpüyorum, sağ ol, sağ ol, sağ ol...
Ne 3 Kasım 2002’deki tarihi seçim zaferi, ne başbakanlık yolunu açan 2003’teki Siirt ara seçim galibiyeti, ne kapatma davasının karar günü, ne 27 Nisan e-muhtırasının yayımlandığı gece, ne hükümetin karşı muhtıra verdiği öğlen saati, ne o ne şu ne bu! Annesinin vefat haberini aldığı dün sabah vakti, hayatının hiçbir kritik anına benzemiyor. Dünyevi kayıpların da kazançların da telafisi mümkün. Ama bu başka. Ölüm emr-i Hak, ölüm mukadder, fakat yine de alışılmıyor fikrine. Beklenen ölüm yok çünkü, hayatın kanıksanamaz tek gerçeği!
Nur yüzlü Tenzile Erdoğan Hanımefendi, geride öksüz bir başbakan bırakarak Hak’ka yürüdü. Allah rahmet etsin. Kalanların başı sağ olsun.