ceyhanli
01-10-2008, 00:50
Bayrak Tepe
Bayrak Tepe mi, Bayraklı Tepe mi? Birincisinde de kasdedilen ikincisidir. Ve ikincisi, hem tepenin bayraklı olduğunu söylemiş olur, hem de tepenin bizatihi bayrak olduğunu. Öyle değil midir, bizim dağlarımız, tepelerimiz, aynı zamanda bayrak değil midir?
Bunun böyle olduğu yerinde yaşanırsa çok derinden anlaşılır...
Sarıkamış bir hudut şehrimizdir.
O nöbeti bitmeyen askerdir.
O Sarıkamış, 1914-15 Aralık-Ocağında bugün, yarın yüreğimizi dağlayan ve dünya durdukça da dağlayacak olan o malum ve meşhur faciayı yaşadı. Sarıkamış’ta Harput’tan, Şam-ı Şeriften, Rize’den, Fatih’ten, Priştine’den ve o koca yurttan, Osmanlı muhteşem coğrafyasından kopup gelen, koşup gelen yazlık kıyafetler içindeki Mehmetçikler şehîd düştüler. Allahüekber Dağları, Soğanlı ve Sarıkamış’ın her karışı şehîdlere bir beyaz mezar oldu, kocaman, upuzun, engin bir devâsa mezar. Binler, on binler, doksan binler, orada yer beyaz, gök beyaz ve ufuk beyazken, beyaz, diğer renklere tahammülsüzken dondurucu soğuk, kış ve kar deryaları onları dayanılmaz uykulara çekti. O zalim yorgunluk, önce diz kapaklarında başladı, sonra göz kapakları yumuldu, tatlı bir uyku bastırdı. Öylece daldılar uykulara. Koyun koyuna girdiler o devâsa mezara. 17’lik, 20’lik ana kuzuları oradan yol aldılar “ağuşunu açmış duran” Peygambere...
Sarıkamış:
Bir faciadır.
Bir zaferdir.
Bir destandır.
Bir itaat abidesidir.
Sarıkamış, aralıkta, ocakta, zemherirde sadece soğuk, yalnızca kış, alabildiğine beyazlıktır. O gün Mehmetçikler karları kefen ederek kanlarıyla sonsuzluğa geçerken, kuşlar da donarak yuvalarından düşüyorlardı. Kar nedir, soğuk nedir, kış nasıl olur? Bunların cevabı Sarıkamış’ta.
Sarıkamış bir destan.
Bir dram.
Dinmez gözyaşı.
Yüreklerde bir sızı.
Tıpkı...
Süveyş gibi.
Kut’ül amara gibi.
Filistin gibi.
Çanakkale, Galiçya ve daha niceleri gibi ki say say bitmez. Ah Mehmetçik ah, 21’lik, 22’lik aslan yavruları. Yiğit anaların kahraman çocukları. Feragat ve fedakârlık yıldızları. Kalbleri Bedir şehîdlerinin sevgisiyle pırıltılı mahcup fakat bileği bükülmez erler.
Tarih hatıramız.
Tarih, zaferiyle, felaketiyle mazimiz. Fakat, Hüseyin Çelik ne güzel dedi “hayallerimiz, hatıralarımızı aşmalı”. Ertuğrul Günay, ne hoş söyledi “cesaret güzeldir ama basiret daha güzel.” Süleyman Nazif Merhumun çok meşhur ancak şimdilerde unutulup gitmiş bir trajik tesbiti vardır. Şair der ki: “Anadolu’da bacası tüten tek ev yoktur ki Moskof’a şehid vermiş olmasın”. Anadolu, Balkanlar ve bütünüyle Osmanlı vatanı hep şehid vermiş. İşte kayıtlar onu göstermekte. Çanakkale’de Kudüs’ten Bağdat’tan şehidler var.
Sarıkamış’tayız.
Telesiyejlerle kar dağlarını ve orman denizini aşa aşa yukarılara tırmanıyoruz. Sanırsınız bulutlara uçmaktayız. Sarıp sarmalanmış olsak bile hükümran olan beyaz, ayaz, fırtına ve donduran bir hava. Cıbıl Tepe’ye varıyoruz. 54 metre yükseklikte bir bayrak gönderi üstünde yerinden kopup hedefine fırlamak isteyen bir deli ok gibi coşmuş bir koca al bayrak. Dünyanın en güzel bayrağının en güzel hali. Bingür Sönmez kulağımıza eğiliyor, “dinle, dinle diyor, bak bak bayrak nasıl da çırpınıyor, konuşuyor”. O ân bir hekim sanki Leyla yolunda bir mecnun. Hakîkaten sese kulak veriyorsunuz. Onun bir dili var. Bayrak konuşuyor. “Şak, şak, şak, şak, şak!!!” Bayrak konuşuyor. Olabilir ki, bayrak rengini kanlarından aldığı şehidlerle konuşmakta. Hava, öldüresiye soğuk. Bayraksa sıcak mı sıcak. Artık-herhalde şehidler üşümüyorlar. O bayrak onları ısıtmakta. Onun için o şehidler, Kandil’de, Gabar’da sınır ötesinde yeni destanlar yazan Mehmetçiklere rehber olmakta, uçaklarına hedef göstermekteler. Kore’de olduğu gibi, Kıbrıs’ta olduğu gibi.
Sarıkamış’ın en yüksek tepesi 2350 metre.
Adı Cıbıl Tepe’ydi..
Şimdi Bayrak Tepe.
Kimse bu adı koymadı.
İsim kendiliğinden ortaya çıktı.
Şehidler, dört bir yandan Bayrak Tepe’deki bayrağı görmekte, bayrak şehidleri. Bayraklar düşmedikçe, ezanlar susmadıkça, Sarıkamışlar, Edirneler nöbet durdukça, bu şuur, bu millette yaşadıkça, bu devlet, ebed müddet sürüp gider...
Devleti Ebed Müddet olmak şehidlerle mümkün.
Şehidsiz toprak, vatan değil, arsadır.
*
Sarıkamış’ı yeniden Türkiye gündemine taşıyan ve zikrettiğimiz bayrağı o tepeye diken Sarıkamış Dayanışma Grubu’na ve onun kalbi Türkiye muhabbetiyle dolu başkanı Dr. Bingür Sönmez’e, Sarıkamış’ın varlığında ecdada hizmet için koşturan Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden’e ve kendisi Sarıkamış’a gelecekken terör bombalarıyla sarsılan Diyarbakır’a gitmek zorunda kaldığı için iki bakanına “siz de Sarıkamış’a gidin” diye talimat veren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Teklifimizdeki şerefi üstlenmek isteyenlerden bir de ricamız var:
Bayrak Tepe’ye, o yüce bayrağın dibine bir yüce anıt dikilmeli...
Arif Nihat Asya’nın... O anıtın üzerine yazılmış “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” isimli şiiri, o bayrakla güzel bir bütünlük meydana getirir. Kim bilir belki de Bulgar zulmünden çekmiş Çatalcalı Arif Nihat Asya, Sarıkamış şehidlerine imrenerek 5 Ocak’ta, çok sevdiği Adana’nın Fransızlardan kurtuluş gününde vefat etti:
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgâr bekliyor.
Entellektüel Boyut
Rahim Er
Bayrak Tepe mi, Bayraklı Tepe mi? Birincisinde de kasdedilen ikincisidir. Ve ikincisi, hem tepenin bayraklı olduğunu söylemiş olur, hem de tepenin bizatihi bayrak olduğunu. Öyle değil midir, bizim dağlarımız, tepelerimiz, aynı zamanda bayrak değil midir?
Bunun böyle olduğu yerinde yaşanırsa çok derinden anlaşılır...
Sarıkamış bir hudut şehrimizdir.
O nöbeti bitmeyen askerdir.
O Sarıkamış, 1914-15 Aralık-Ocağında bugün, yarın yüreğimizi dağlayan ve dünya durdukça da dağlayacak olan o malum ve meşhur faciayı yaşadı. Sarıkamış’ta Harput’tan, Şam-ı Şeriften, Rize’den, Fatih’ten, Priştine’den ve o koca yurttan, Osmanlı muhteşem coğrafyasından kopup gelen, koşup gelen yazlık kıyafetler içindeki Mehmetçikler şehîd düştüler. Allahüekber Dağları, Soğanlı ve Sarıkamış’ın her karışı şehîdlere bir beyaz mezar oldu, kocaman, upuzun, engin bir devâsa mezar. Binler, on binler, doksan binler, orada yer beyaz, gök beyaz ve ufuk beyazken, beyaz, diğer renklere tahammülsüzken dondurucu soğuk, kış ve kar deryaları onları dayanılmaz uykulara çekti. O zalim yorgunluk, önce diz kapaklarında başladı, sonra göz kapakları yumuldu, tatlı bir uyku bastırdı. Öylece daldılar uykulara. Koyun koyuna girdiler o devâsa mezara. 17’lik, 20’lik ana kuzuları oradan yol aldılar “ağuşunu açmış duran” Peygambere...
Sarıkamış:
Bir faciadır.
Bir zaferdir.
Bir destandır.
Bir itaat abidesidir.
Sarıkamış, aralıkta, ocakta, zemherirde sadece soğuk, yalnızca kış, alabildiğine beyazlıktır. O gün Mehmetçikler karları kefen ederek kanlarıyla sonsuzluğa geçerken, kuşlar da donarak yuvalarından düşüyorlardı. Kar nedir, soğuk nedir, kış nasıl olur? Bunların cevabı Sarıkamış’ta.
Sarıkamış bir destan.
Bir dram.
Dinmez gözyaşı.
Yüreklerde bir sızı.
Tıpkı...
Süveyş gibi.
Kut’ül amara gibi.
Filistin gibi.
Çanakkale, Galiçya ve daha niceleri gibi ki say say bitmez. Ah Mehmetçik ah, 21’lik, 22’lik aslan yavruları. Yiğit anaların kahraman çocukları. Feragat ve fedakârlık yıldızları. Kalbleri Bedir şehîdlerinin sevgisiyle pırıltılı mahcup fakat bileği bükülmez erler.
Tarih hatıramız.
Tarih, zaferiyle, felaketiyle mazimiz. Fakat, Hüseyin Çelik ne güzel dedi “hayallerimiz, hatıralarımızı aşmalı”. Ertuğrul Günay, ne hoş söyledi “cesaret güzeldir ama basiret daha güzel.” Süleyman Nazif Merhumun çok meşhur ancak şimdilerde unutulup gitmiş bir trajik tesbiti vardır. Şair der ki: “Anadolu’da bacası tüten tek ev yoktur ki Moskof’a şehid vermiş olmasın”. Anadolu, Balkanlar ve bütünüyle Osmanlı vatanı hep şehid vermiş. İşte kayıtlar onu göstermekte. Çanakkale’de Kudüs’ten Bağdat’tan şehidler var.
Sarıkamış’tayız.
Telesiyejlerle kar dağlarını ve orman denizini aşa aşa yukarılara tırmanıyoruz. Sanırsınız bulutlara uçmaktayız. Sarıp sarmalanmış olsak bile hükümran olan beyaz, ayaz, fırtına ve donduran bir hava. Cıbıl Tepe’ye varıyoruz. 54 metre yükseklikte bir bayrak gönderi üstünde yerinden kopup hedefine fırlamak isteyen bir deli ok gibi coşmuş bir koca al bayrak. Dünyanın en güzel bayrağının en güzel hali. Bingür Sönmez kulağımıza eğiliyor, “dinle, dinle diyor, bak bak bayrak nasıl da çırpınıyor, konuşuyor”. O ân bir hekim sanki Leyla yolunda bir mecnun. Hakîkaten sese kulak veriyorsunuz. Onun bir dili var. Bayrak konuşuyor. “Şak, şak, şak, şak, şak!!!” Bayrak konuşuyor. Olabilir ki, bayrak rengini kanlarından aldığı şehidlerle konuşmakta. Hava, öldüresiye soğuk. Bayraksa sıcak mı sıcak. Artık-herhalde şehidler üşümüyorlar. O bayrak onları ısıtmakta. Onun için o şehidler, Kandil’de, Gabar’da sınır ötesinde yeni destanlar yazan Mehmetçiklere rehber olmakta, uçaklarına hedef göstermekteler. Kore’de olduğu gibi, Kıbrıs’ta olduğu gibi.
Sarıkamış’ın en yüksek tepesi 2350 metre.
Adı Cıbıl Tepe’ydi..
Şimdi Bayrak Tepe.
Kimse bu adı koymadı.
İsim kendiliğinden ortaya çıktı.
Şehidler, dört bir yandan Bayrak Tepe’deki bayrağı görmekte, bayrak şehidleri. Bayraklar düşmedikçe, ezanlar susmadıkça, Sarıkamışlar, Edirneler nöbet durdukça, bu şuur, bu millette yaşadıkça, bu devlet, ebed müddet sürüp gider...
Devleti Ebed Müddet olmak şehidlerle mümkün.
Şehidsiz toprak, vatan değil, arsadır.
*
Sarıkamış’ı yeniden Türkiye gündemine taşıyan ve zikrettiğimiz bayrağı o tepeye diken Sarıkamış Dayanışma Grubu’na ve onun kalbi Türkiye muhabbetiyle dolu başkanı Dr. Bingür Sönmez’e, Sarıkamış’ın varlığında ecdada hizmet için koşturan Kars Valisi Mehmet Ufuk Erden’e ve kendisi Sarıkamış’a gelecekken terör bombalarıyla sarsılan Diyarbakır’a gitmek zorunda kaldığı için iki bakanına “siz de Sarıkamış’a gidin” diye talimat veren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a ve emeği geçen herkese teşekkür ederiz.
Teklifimizdeki şerefi üstlenmek isteyenlerden bir de ricamız var:
Bayrak Tepe’ye, o yüce bayrağın dibine bir yüce anıt dikilmeli...
Arif Nihat Asya’nın... O anıtın üzerine yazılmış “Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor” isimli şiiri, o bayrakla güzel bir bütünlük meydana getirir. Kim bilir belki de Bulgar zulmünden çekmiş Çatalcalı Arif Nihat Asya, Sarıkamış şehidlerine imrenerek 5 Ocak’ta, çok sevdiği Adana’nın Fransızlardan kurtuluş gününde vefat etti:
Şehitler tepesi boş değil,
Biri var bekliyor.
Ve bir göğüs, nefes almak için;
Rüzgâr bekliyor.
Entellektüel Boyut
Rahim Er