Beritan
12-23-2008, 21:04
Ben kuşağı
"Ben" merkezli bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz...
Toplum ama kimse kimseden haberdar değil...
Toplum ama kimse kimseyi ilgilendirmiyor...
Varsa yoksa ben...
"Ben yaptım oldu" düşüncesiyle hayatı zindan eden bencillikler...
Yaptıklarından haz alan sadist ruhlu bireyler...
Pişmanlık nedir bilmeyen nadan kalpliler...
Zalimdirler ama mazlum edebiyatı yapmakta mahirdirler...
İncitirler, yıkarlar, yakarlar, öldürürler; sonra da geçer timsah göz yaşı dökerler...
Bazıları ise kendi suratlarına tükürürler, insanlar "ağlıyor" desin diye...
Bireycilik bizleri bencilleştirdi...
Bencillik ise hayatı monotonlaştırdı...
Monotonluk olunca da toplum huzuru gözetilmez oldu, "ben"i tatmin etme yolu revaç buldu...
İki örnek;
Biri, son günlerde her akşam tv haberlerine konu olan bir vaka. diğeri ise artık kanıksanan bir ahlaki yozlaşma...
Malumunuz, 11 yaşındaki bir çocuğun kayıp haberi yaklaşık 1 ay boyunca işlendi haberlerde... Ana gözyaşları içinde, baba ise sokaklara oğlunun fotoğraflı kayıp ilanını asıyor... Bir de abla var; gözyaşları sümüklerine karışan... "Ablacığım n'olur bize geri dön, benim kardeşim tek başına korkar, yapamaz" diye ağıtlar yakan...
Haberin ayrıntısına girmeyeceğim... Gözyaşları cep telefonuna gelen mesajlar vs...
Organize şebeke olsa böylesini beceremez...
Gözyaşlarına kendisini bile inandırmış...
Kardeşinin cesediyle 1 ay aynı odada yatıp kalkıyor...
Bu ne canilik, bu ne zalimlik...
Cahiliye döneminde de böyle zalimlikler vardı ama o canilikler kimseden gizlenmeden yapılıyordu... Şimdi ise bukalemun maharetiyle...
İkinci örneğimiz ise artık kanıksanan sıradanlaşan bir ahlaki yozluk...
Hep derim; bizler bir gecede cahil bırakılan bir neslin torunlarıyız... Haliyle kendi değerlerine yabancılaşan bir nesiliz... İki kuşağımız heba oldu... 3. kuşak yani bizler ise cehaletimizin farkına vardık ve fakat batılı yaşam tarzının hegomanyasından kurtulamadık...
Müslümanca düşünüp gavurca yaşıyoruz...
Bu, ahlaki zaafiyetleri de beraberinde getiriyor...
Kendini en çok belli ettiği alan ise aşk-meşk ilişkileri...
Kızlarımız İmam Azam'ın kızı gibi değil maalesef...
Kör, topal ve sağır...
Tam tersine, fıldır fıldır gözlere sahip, dört nala koşan, kulağı delik kızlarımız var...
Aynı şey erkekler için de geçerli...
Yalan üzerine kurulu günü birlik aşklar...
Taştan taşa koşan yosunlar...
Yosma bir hayat...
Müslümanca değil...
Dilden eksik olmaz ayetler, hadisler, ama gönle de girmez...
Uzaktan baktığında hayranlık uyandıran bir gül bahçesi, yanına vardığında sineklerin vızıldadığı bir bataklık...
***
Bencil...
Pişmanlık nedir bilmeyen...
Hayatı anlık yaşayan...
İnsanların umutları üzerine iddiaya giren...
Hayasız...
Yalanı maharet sayan...
Özür ve tevbe kelimeleri dillerine ve gönüllerine ağır gelen...
Yarını kurgulamayan, bugünü yaşamayan "an"a saplanıp kalan pespaye bir nesil...
***
Hangi söz, hangi susuş, hangi eylem bizi kendimize getirecek?..
Bunca kelam kaleme geldi, bir tesiri mi olacak?...
Kur'an ayetleri ve hadislerle yalanlarını süsleyenlere ne tesir edebilir ki?..
Halis Mutlu
"Ben" merkezli bir toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz...
Toplum ama kimse kimseden haberdar değil...
Toplum ama kimse kimseyi ilgilendirmiyor...
Varsa yoksa ben...
"Ben yaptım oldu" düşüncesiyle hayatı zindan eden bencillikler...
Yaptıklarından haz alan sadist ruhlu bireyler...
Pişmanlık nedir bilmeyen nadan kalpliler...
Zalimdirler ama mazlum edebiyatı yapmakta mahirdirler...
İncitirler, yıkarlar, yakarlar, öldürürler; sonra da geçer timsah göz yaşı dökerler...
Bazıları ise kendi suratlarına tükürürler, insanlar "ağlıyor" desin diye...
Bireycilik bizleri bencilleştirdi...
Bencillik ise hayatı monotonlaştırdı...
Monotonluk olunca da toplum huzuru gözetilmez oldu, "ben"i tatmin etme yolu revaç buldu...
İki örnek;
Biri, son günlerde her akşam tv haberlerine konu olan bir vaka. diğeri ise artık kanıksanan bir ahlaki yozlaşma...
Malumunuz, 11 yaşındaki bir çocuğun kayıp haberi yaklaşık 1 ay boyunca işlendi haberlerde... Ana gözyaşları içinde, baba ise sokaklara oğlunun fotoğraflı kayıp ilanını asıyor... Bir de abla var; gözyaşları sümüklerine karışan... "Ablacığım n'olur bize geri dön, benim kardeşim tek başına korkar, yapamaz" diye ağıtlar yakan...
Haberin ayrıntısına girmeyeceğim... Gözyaşları cep telefonuna gelen mesajlar vs...
Organize şebeke olsa böylesini beceremez...
Gözyaşlarına kendisini bile inandırmış...
Kardeşinin cesediyle 1 ay aynı odada yatıp kalkıyor...
Bu ne canilik, bu ne zalimlik...
Cahiliye döneminde de böyle zalimlikler vardı ama o canilikler kimseden gizlenmeden yapılıyordu... Şimdi ise bukalemun maharetiyle...
İkinci örneğimiz ise artık kanıksanan sıradanlaşan bir ahlaki yozluk...
Hep derim; bizler bir gecede cahil bırakılan bir neslin torunlarıyız... Haliyle kendi değerlerine yabancılaşan bir nesiliz... İki kuşağımız heba oldu... 3. kuşak yani bizler ise cehaletimizin farkına vardık ve fakat batılı yaşam tarzının hegomanyasından kurtulamadık...
Müslümanca düşünüp gavurca yaşıyoruz...
Bu, ahlaki zaafiyetleri de beraberinde getiriyor...
Kendini en çok belli ettiği alan ise aşk-meşk ilişkileri...
Kızlarımız İmam Azam'ın kızı gibi değil maalesef...
Kör, topal ve sağır...
Tam tersine, fıldır fıldır gözlere sahip, dört nala koşan, kulağı delik kızlarımız var...
Aynı şey erkekler için de geçerli...
Yalan üzerine kurulu günü birlik aşklar...
Taştan taşa koşan yosunlar...
Yosma bir hayat...
Müslümanca değil...
Dilden eksik olmaz ayetler, hadisler, ama gönle de girmez...
Uzaktan baktığında hayranlık uyandıran bir gül bahçesi, yanına vardığında sineklerin vızıldadığı bir bataklık...
***
Bencil...
Pişmanlık nedir bilmeyen...
Hayatı anlık yaşayan...
İnsanların umutları üzerine iddiaya giren...
Hayasız...
Yalanı maharet sayan...
Özür ve tevbe kelimeleri dillerine ve gönüllerine ağır gelen...
Yarını kurgulamayan, bugünü yaşamayan "an"a saplanıp kalan pespaye bir nesil...
***
Hangi söz, hangi susuş, hangi eylem bizi kendimize getirecek?..
Bunca kelam kaleme geldi, bir tesiri mi olacak?...
Kur'an ayetleri ve hadislerle yalanlarını süsleyenlere ne tesir edebilir ki?..
Halis Mutlu