Gönülden
10-16-2011, 23:13
Ormanda kan ter içerisinde elindeki balta ile önündeki ağacı kesmeye çalışan yorgun kişiye arkadaşı sormuş;
─Böyle nefes nefese kalmış ne yapıyorsun?
─Görmüyor musun ağacı kesiyorum? Akşam olmadan bitirmem lazım.
─Biraz dinlenseniz, baltanızı bileseniz, daha erken işinizi bitirirsiniz.
─Hayır! Baltayı bilemeye, dinlenmeye vaktim yok, acele etmem lazım.
Bu fıkra nereden icap etti?
İki yılı aşkın bir süredir takip ettiğiniz bir gazeteniz var; Özgün Duruş…
Bir gazete zor şartlarda nasıl çıkarılır, buna tanıklık edenlerdenim…
Emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum…
Alın teri, göz nuru ne demekmiş, gazetenin mutfağında çalışan dostlarda fazlası ile gördüm. Yüzümüzü ağartacak bir değer sundular, Rabbim ecirlerini ziyadeleştirsin…
Şimdi yeni bir aşamadayız… Yukarıdaki fıkrada da dikkat çekmeye çalıştığım gibi daha verimli çalışmalar için dinlenmek ve bilenmek durumundayız…
Kalemlerimizi, yüreklerimizi, idraklerimizi yeni başlangıçlar için bilemek, beslemek temel ihtiyacımız…
Gazetenin son sayı olması, “bittik” anlamına gelmiyor, dediğim gibi bilenmeye ihtiyacımız var… Daha iyi direnebilmek, daha güzel üretebilmek için bilenmek, bilgilenmek, bilinçlenmek bir zarurettir…
Ayrılmıyoruz, ara veriyoruz…
Hira’da demlenmeyen ruh ne Mekke’yi fethedebilir ne de Medine’yi inşa edebilir…
Hudeybiye musalahası ile zaman kazanacaksın ki, Mekke’nin kapılarını aralayabilesin…
Ramazan ayında durulan, dolan ve doğanlar onbir ayı taşıyabilecek güce ulaşırlar…
Gecelerinde teheccüd, tefekkür ve tilavet ile bilenenler gündüzün ağırlığını kaldırabilecek yürek ve bileğe sahip olurlar…
Evet, yeni hedeflere yürümek için yenilenmek şarttır… İlla yeni bir söylem demiyorum, kadim öğretiyi yeni bir ruhla çağa taşımalıyız…
Bu gazete çağa tanıklık etti…
Tarihin kritik eşiğinde üzerine düşeni yapmaya çalıştı.
Biliyorum gazete her şey değildir ama çok şeydir… Medya muharebelerinde önemli bir mevzidir… Belki bir nöbet değişimi yapmak gerekiyor…
Bu gazete bugüne kadar tiraj kaygısı ile değil, prestij kaygısı ile değil, yeryüzünde yaşanan trajediye karşı sorumluluk bilinci ile hareket etti…
Gazetecilik kuralları ile değil, kulluğun gereklilikleri ile kendini tanımladı…
Bir mektep olmaya çalıştı… Mazlumların sesi, haklıların nefesi olmaya gayret etti… “Dilsiz şeytan olma” ma hassasiyeti ile cesur çıkışlar yaptı… Bazen çığlık oldu… Bazen çağrı… Bazen çizgi… Bazen de çözüm… Ama hep çırpındı, didindi ve bu güne geldi…
Tabi ki iki yıllık gazete sınavımızın sonuçları üzerinde durmamız gerekiyor… Ama bilelim ki, hiç kimse sınanmadığı günahın masumu saymasın kendisini…
Hatalarımız oldu, atamız Adem’in de hatası olmamış mıydı? O da dünya serüvenine böyle başlamadı mı? Önemli olan hatasızlık değil, hatasını bilme erdeminde olmaktır…
Evet, kalemlerimizle sınanıyoruz… Sakın kalem kaymasın, kelimeler sulanmasın…
İşgal ettiğim bu köşede benim de hatalarım oldu… Hakkını vermediğim oldu… Hesabını veremeyeceğim iddialarım oldu… Haddimi aştığım konular oldu… Ama tüm bunları hakkın hatırı için, o niyetle yaptım, belki niyetlerimiz sayesinde kurtuluruz.
Kusur benimdir, İslam’ın kusursuzluğunu tam ifade edemediğim için… Daha güçlü, daha güzel cümleler kuramadığım için…
“Yazı hayatım” diyecektim, vazgeçtim, “yazı hayattır” diyorum…
Hayatta oldukça yazmaya çalışacağım, hakkını verip veremediğimi bilemiyorum… Bazen kaleminde dinlenmeye ihtiyacı var… Yazı dostlukları oluştu… Yazmakta bir haktır… Yazmanın da bir ahlakı var… İnşaallah hakkını verebilenlerden oluruz…
Özgün Duruş’un bu sayısı birazda “üzgün” duruş oldu, fakat biz üzülsek de bir şekilde üretmeye devam ederiz…
Bugüne kadar gazeteyi sahiplenenlere selam olsun…
Özellikle gazetenin bu güne kadar gelmesinde fedakarlıkları tartışılmayacak tüm kardeşlere ve hassaten üç isme Davut Güler, Ümit Aktaş, Ali Bulaç’a en kalbi duygularımla şükranlarımı arz ediyorum…
Özgün Duruş gazetesine diyorum ki, gazan mübarek olsun…
Yeni gazvelerde(gazetelerde) buluşmak niyazı ile…
Hakkınızı helal ediniz…
Ramazan KAYAN
─Böyle nefes nefese kalmış ne yapıyorsun?
─Görmüyor musun ağacı kesiyorum? Akşam olmadan bitirmem lazım.
─Biraz dinlenseniz, baltanızı bileseniz, daha erken işinizi bitirirsiniz.
─Hayır! Baltayı bilemeye, dinlenmeye vaktim yok, acele etmem lazım.
Bu fıkra nereden icap etti?
İki yılı aşkın bir süredir takip ettiğiniz bir gazeteniz var; Özgün Duruş…
Bir gazete zor şartlarda nasıl çıkarılır, buna tanıklık edenlerdenim…
Emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum…
Alın teri, göz nuru ne demekmiş, gazetenin mutfağında çalışan dostlarda fazlası ile gördüm. Yüzümüzü ağartacak bir değer sundular, Rabbim ecirlerini ziyadeleştirsin…
Şimdi yeni bir aşamadayız… Yukarıdaki fıkrada da dikkat çekmeye çalıştığım gibi daha verimli çalışmalar için dinlenmek ve bilenmek durumundayız…
Kalemlerimizi, yüreklerimizi, idraklerimizi yeni başlangıçlar için bilemek, beslemek temel ihtiyacımız…
Gazetenin son sayı olması, “bittik” anlamına gelmiyor, dediğim gibi bilenmeye ihtiyacımız var… Daha iyi direnebilmek, daha güzel üretebilmek için bilenmek, bilgilenmek, bilinçlenmek bir zarurettir…
Ayrılmıyoruz, ara veriyoruz…
Hira’da demlenmeyen ruh ne Mekke’yi fethedebilir ne de Medine’yi inşa edebilir…
Hudeybiye musalahası ile zaman kazanacaksın ki, Mekke’nin kapılarını aralayabilesin…
Ramazan ayında durulan, dolan ve doğanlar onbir ayı taşıyabilecek güce ulaşırlar…
Gecelerinde teheccüd, tefekkür ve tilavet ile bilenenler gündüzün ağırlığını kaldırabilecek yürek ve bileğe sahip olurlar…
Evet, yeni hedeflere yürümek için yenilenmek şarttır… İlla yeni bir söylem demiyorum, kadim öğretiyi yeni bir ruhla çağa taşımalıyız…
Bu gazete çağa tanıklık etti…
Tarihin kritik eşiğinde üzerine düşeni yapmaya çalıştı.
Biliyorum gazete her şey değildir ama çok şeydir… Medya muharebelerinde önemli bir mevzidir… Belki bir nöbet değişimi yapmak gerekiyor…
Bu gazete bugüne kadar tiraj kaygısı ile değil, prestij kaygısı ile değil, yeryüzünde yaşanan trajediye karşı sorumluluk bilinci ile hareket etti…
Gazetecilik kuralları ile değil, kulluğun gereklilikleri ile kendini tanımladı…
Bir mektep olmaya çalıştı… Mazlumların sesi, haklıların nefesi olmaya gayret etti… “Dilsiz şeytan olma” ma hassasiyeti ile cesur çıkışlar yaptı… Bazen çığlık oldu… Bazen çağrı… Bazen çizgi… Bazen de çözüm… Ama hep çırpındı, didindi ve bu güne geldi…
Tabi ki iki yıllık gazete sınavımızın sonuçları üzerinde durmamız gerekiyor… Ama bilelim ki, hiç kimse sınanmadığı günahın masumu saymasın kendisini…
Hatalarımız oldu, atamız Adem’in de hatası olmamış mıydı? O da dünya serüvenine böyle başlamadı mı? Önemli olan hatasızlık değil, hatasını bilme erdeminde olmaktır…
Evet, kalemlerimizle sınanıyoruz… Sakın kalem kaymasın, kelimeler sulanmasın…
İşgal ettiğim bu köşede benim de hatalarım oldu… Hakkını vermediğim oldu… Hesabını veremeyeceğim iddialarım oldu… Haddimi aştığım konular oldu… Ama tüm bunları hakkın hatırı için, o niyetle yaptım, belki niyetlerimiz sayesinde kurtuluruz.
Kusur benimdir, İslam’ın kusursuzluğunu tam ifade edemediğim için… Daha güçlü, daha güzel cümleler kuramadığım için…
“Yazı hayatım” diyecektim, vazgeçtim, “yazı hayattır” diyorum…
Hayatta oldukça yazmaya çalışacağım, hakkını verip veremediğimi bilemiyorum… Bazen kaleminde dinlenmeye ihtiyacı var… Yazı dostlukları oluştu… Yazmakta bir haktır… Yazmanın da bir ahlakı var… İnşaallah hakkını verebilenlerden oluruz…
Özgün Duruş’un bu sayısı birazda “üzgün” duruş oldu, fakat biz üzülsek de bir şekilde üretmeye devam ederiz…
Bugüne kadar gazeteyi sahiplenenlere selam olsun…
Özellikle gazetenin bu güne kadar gelmesinde fedakarlıkları tartışılmayacak tüm kardeşlere ve hassaten üç isme Davut Güler, Ümit Aktaş, Ali Bulaç’a en kalbi duygularımla şükranlarımı arz ediyorum…
Özgün Duruş gazetesine diyorum ki, gazan mübarek olsun…
Yeni gazvelerde(gazetelerde) buluşmak niyazı ile…
Hakkınızı helal ediniz…
Ramazan KAYAN