fatih kısaparmak balon baskılı balon Bu cinayet aydınlanırsa, Türkiye de aydınlanır --şahin alpay - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bu cinayet aydınlanırsa, Türkiye de aydınlanır --şahin alpay


Meftun
10-02-2007, 10:26
Hrant Dink'in katlinden iki saat sonra, cinayetin başlıca sanıklarından polis muhbiri Erhan Tuncel ile onu muhbir yapan polis istihbarat memuru Muhittin Z. arasında geçen telefon konuşmasının kayıtları dava dosyasına girdi.
Hürriyet gazetesi, bununla ilgili haberini, birinci sayfadan "Polis Dink cinayetini biliyordu" başlığıyla duyurdu (29 Eylül). Kayıtlar polisin Dink suikastını en ince ayrıntılarına kadar, önceden bildiğini ortaya koyuyordu. Aynı günkü Radikal gazetesi "Dink'in cesedi yerdeyken polis nasıl vurulacağını bile biliyordu" manşetiyle çıktı. Telefon konuşmasının en can alıcı noktası şuydu: "Tuncel'in 'Öldü mü?' sorusuna M.Z.'nin yanıtı: 'Tabii canım, tek fark (katil) kaçmayacaktı, bu kaçmış..."

Bu satırların yazıldığı sırada Hrant Dink cinayeti davasının ikinci duruşması yapılıyordu. Değerli meslektaşımız Hrant'ı yalnızca Ermeni olduğu için ve "Türklüğü aşağılamak" gibi tümüyle haksız bir suçlamaya hedef yapıldığı için öldürenler, "sokak serserileri" midir, yoksa Türkiye'de devletin içine yuvalanmış suç örgütleri, yani "derin devlet" dediğimiz hukuk tanımayan devlet mi? Radikal gazetesinden Timur Soykan ve Demet Bilge Ergün'ün kaleme aldıkları, "Sapan: Hrant Dink Cinayeti-Bir Güvercinin Katilleri" başlıklı kitap (Güncel Yayıncılık) cinayetin üzerindeki perdenin kaldırılmasına değerli bir katkı. İki genç gazetecinin soruşturma dosyasındaki onlarca ifadeyi ve binlerce resmi evrakı inceleyerek, cinayete karışanların kimlikleri ve haklarında bilinenleri araştırarak yazdıkları kitap, şu ürkütücü sonuca varıyor: "Devlet, Dink'in öldürüleceğini biliyordu; ama engellemek için hiçbir şey yapmadı."

Hrant Dink'in avukatlarından Fethiye Çetin de Neşe Düzel'e verdiği mülakatta (Radikal, 1 Ekim) şunları söylüyor: Tutuklu sanıkların hepsi Trabzon'un Pelitli beldesinden yoksul ailelerin suça bulaşmış, işsiz çocukları. BBP'ye ve onun Alperenler Ocağı'na yakınlar. Sanıklar arasında BBP merkez yönetim kurulu üyeleri var. 2005 yılı sonundan itibaren Dink'in öldürüleceği bütün Pelitli'de konuşuluyor. Polis de jandarma da biliyor. Azmettiren polis muhbiri Erhan Tuncel, cinayetin işleneceğini emniyete bildiriyor. Trabzon emniyeti istihbarat müdürü, Yasin Hayal'in gelip Dink'i öldüreceğini İstanbul emniyetine 11 ay önce yazıyla bildiriyor. Hayal, mahkemede Tuncel'in bu iş için kendisine para ve silah verdiğini söylüyor. "Bizi emniyetten bir grup yönlendirdi. Devlet kullandı. Bunu korunacağımız vaadiyle devlet için yaptık." diyor. Yargılananların hepsi devleti işaret ediyor...

Davada bugüne kadar, biri emniyet ikisi jandarma sadece üç istihbarat görevlisi hakkında soruşturma izni çıktı. Haklarında dava açılacak mı, belli değil. Cinayetin işleneceğini bildiren Trabzon emniyeti istihbarat müdürü görevden alındı. Savcılardan deliller gizleniyor. Bu çok ağır bir suç. Sadece bu davayla ilgilenecek özel savcılar atanmalı. Devletin kolluk güçleri savcılara yardımcı olmalı. Cinayet tek kişi tarafından işlenmedi; önceden iyice planlandı. Hükümetin kararlılığı sayesinde tetikçiler ve yakın çevresi hemen yakalandı, ama asıl failler ortaya çıkmadı.

Çetin dikkate değer olarak şunların altını çiziyor: Hükümet önce bu işin üzerine süratle gitti, ama sonra "Sanki bir şeylere feda edildi gibi... Bu kadar yeter dendi ve cinayetin aydınlatılmasında bir noktada duruldu... Eğer bu cinayetin de üstü örtülürse, Türkiye devletinin de toplumunun da içini oyan, çürüten bu çetelerden bir daha kurtulamaz. Bu dava Türkiye için de iktidar için de bir şanstır. Hükümet demokratikleşme konusunda samimi ise bu cinayeti aydınlatmalı." Fethiye Çetin yerden göğe kadar haklı: "Bu cinayet aydınlanırsa Türkiye de aydınlanır."

PKK haydutları geçen cuma günü Şırnak'ın Beytüşşebap ilçesi Beşağaç köyünde 12 yurttaşımızı katlettiler. Acımız büyük. Şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum: İki yüz bin üzerinde askerin ve emniyet mensubunun görev yaptığı bir "güvenlik bölgesi"nde bu çapta bir katliam nasıl işlenebiliyor?





02 Ekim 2007, Salı