Ammar
04-27-2011, 11:59
M. Necip YAVUZER
BU KÜRTLER, O KÜRTLER Mİ ?
Kıyamet günü Allah katında insanların en kötüsü fenalığından korkularak kendisine hürmet edilen kimsedir. Hz. MUHAMMED (sav)
Bismillah…
Peygamber Sevdalıları bu defada Diyarbakır da öylesine muhteşem ve öylesine anlamlı bir günü kutladılar ki, bu güne kadar böylesi bir kalabalık görülmedi. Ve Kürt halkının böylesine Peygamberine aşık olduğu bir topluluk görülmedi.
Yıllardır Kürt halkı üzerinde oynanan oyunların tam aksine İslam`a ve O`nun Peygamberine gösterilen bu sevgi bütün hesapları yine alt-üst etti ve bu gidişle etmeye de devam edecek......
Müslüman oldukları ilk günden bu yana İslam`a ve İslam`i evrensel değerlere çok önem veren Kürt halkının son dönemlerde bunu meydanlarda da göstermesi ve aynı zamanda ilmi birikimi ile ilahi kavramları yerli yerinde anlayarak bütün dış güçlerin gözüne sokan bu halkın genç nesilleri çok ümit vericidir.
Kelimelerin anlatmada yetersiz kaldığı bu muhteşem topluluğu bir araya getirmek, organize etmek ve mazlum Kürt halkı üzerinde hesapları olanların hesaplarını sil-baştan etmek adına bu törenlerin yapılması ahir ümmetin genç fidanlarıdır ve bu fidanları görmek bir müjdedir.
Diğer taraftan YSK`nın 12 bağımsız adayın adaylık başvurularını zaman bitimi ile veto etmesinin ardından yapılan gösterilerin olacağını kestirememek en azından safdillik olur. Veto etme ameliyesini yapan YSK yetkilileri ülke meselelerinin ne kadar hassas bir noktada olduğunu bilemeyecek kadar Fransız değildirler. Alınan kara aklı selim sahibi olan herkes tarafından kabul edilemeyecek kadar provakasyon kokan bir karadı.
Meselenin farkında olmaları ve olayların patlak vereceğini çok iyi bilenler nerede ve kimlerin bu konuda karşı çıkacaklarını iyi hesaplamışlardı. Bu hesaplar yapılırken üzerinde hesap yapılanlar uyanmadan bu oyunun içine düşütüler ve yine aynı senaryo bir seçim öncesinde tekrarlandı ve bu tekrarla neticede alındı.
BDP`nin vetolara karşı çıkışları bu defada aynı işlevle sürdü. Yine camlar kırıldı, kepenkler kapatılması için organize yapıldı ve bazı yerler ateşe verildi. Bu tahripkar tutumun yarar getirmeyeceği apaçık ortada olmasına rağmen gençlerini kontrol altına alamayan BDP yine aynı senaryo ile karşı karşıya kaldı.
Kürt halkının haklarını siyasal platformda savunmak adına çıkan Kürtler ile Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile Peygamber aşıklarının sergilediği bu sevgi seline baktığımızda şunu söylemekten kendimizi alamıyoruz; BU KÜRTELER O KÜRTLER Mİ?
Elbette ki bu Kürtler o Kürtler değil. İslam`ı kendine din olarak seçen Kürtler ile batı tipi demokrasi ve ithal ideoloji olan Sosyalizmin kendine rehber edinen Kürtler aynı Kürtler değildir elbette. Müslüman olmanın vermiş olduğu kimlik ve bilinçle kitleleri meydanlara dolduran ve bir sevgi seli ile gönüllere taht kuran Kürtler ile halkın mallarına zarar vermek adına işyerlerinin camlarını indiren, esnafa kepenk kapattıran ve ateşe verdikleri yerlerde insanların hayatını tehlikeye sokan Kürtler o Kürtler değil.....
Ümmet bilincinin yok edilmeye başlandığı tarihten bu yana Müslümanlar arasında baş gösteren ulusalcılık akımı beraberinde organize edilmiş haliyle ırkçılığı getirdi. İslami değerlerin ve fıkhi kaidelerin dahi hiçbir şekilde zemin bulamayacağı bir ortamın ardından gelinen noktada bugün evrensel bir statüye sahip olan İslam artık ulusalcılık şemsiyesi altında öğrenilemeyecek kadar bir uyanışın olması herkesin hesaplarını tarumar etti.
Sivil itaatsizlik adına BDP`nin başlatmış olduğu oturma eylemlerinin yanı sıra "Resmi İmamların Arkasında Namaz Kılmama" eylemi hayata geçirilirken bunu siyasi bir arzu ile yapılması İslami kaidelere uymadığını da bilmeleri gerekir. İslam adına her kafasına esen istediği şekilde davranmak hakkına sahip değildir.
İslami literatürde Müslümanların ibadetlerini nerede ve nasıl yerine getireceklerinin kaideleri bellidir. Bu kaideler hiçbir devlet ve siyasi kimlik ile zaptu-rapt altına alınamayacak kadar açık olmasına rağmen bugün bu kaideler hiçbir şekilde uygulanmamaktadır.
Özellikle Cuma Namazı meselesi bugün asli hüviyeti ile anlaşılmamış ve bugünkü uygulanan şekli ile hiçbir İslami kaynaktan alınmış bir uygulama değildir. Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte Cuma ile ilgili bütün kaideler yok edilmiş ve Cuma günü kılınan Cuma namazının ardından Öğle namazı da farz olarak kılınmaktadır. Bunu namaz kılan herhangi birine bir vakitte iki farz olur mu? sorusu sorulduğunda cevap vermesi mümkün değildir. Çünkü ezberletilen ve aslı ile ilgili bilgi verilmeyen bu kitlenin Cuma namazları da aslı hüviyetinde değildir.
Cuma günü cemaatle kılınan namazdan sonra topluluk öğlen namazını da farz olarak kılar. Bu Cuma namazının sıhhat şartları eksik olduğundan dolayı kılınır ve öğle namazı olarak kılınan bu namazın adına "ZUHUR-İ AHİR" denir. Cemaate bilgi verilmediği için Cuma günü bir vakitte iki farz kılanlar bunu bilgisizlikten yaptıklarının bile farkında değildirler.
BDP`li yetkililerin artık resmi imamların arkasında namaz kılmaması ile ilgili vermiş oldukları beyana uyanlar açık alanlarda Cuma namazlarını kendi içlerinden çıkardıkları imamların arkasında kılmaya başladılar. Cuma namazının 6 sıhhat şartı vardır, yani kılınabilirlilik şartları. Devletinin resmi kurumu olan Diyanet bunu Hanefi fıkhına göre kıldırılması talimatını verir.
Hanefi Fıkhına Göre Cuma Namazının Sıhhat Şartları;
1- İslam devlet başkanını izni (Ulu`l emrin izni)
2- Şehirde kılınması
3- Öğlen vaktinin girmiş olması
4- Cemaatle kılınması
5- Namazın herkese açık olması
6- İslam devlet başkanının veya görevlendirdiği kimsenin hutbe okuması.
Bu şartlara bakıldığında 1 ve 6. şartların yerine getirilmesi bugün mümkün olmadığı için insanlar öğle namazının üzerinde kalmaması için zuhur-i ahiri kılarak ibadetlerini yerine getiririler.
Şafii Fıkhına Göre Cuma Namazının Sıhhat Şartları;
1- Öğlen vaktinde kılınması
2- Şehir veya köyün hududu dahilinde kılınması
3- Cuma namazı kılınırken başka bir yerde Cuma kılınmaması
4- Cemaatle kılınması
5- Cuma namazı Müslüman, baliğ, akil, hür, erkek, mukim, sıhhatli ve yerli 40 kişi ile kılınması
6- Cuma namazından önce iki hutbenin okunması.
Bu şartlara baktığımızda da 3 şart yerine gelmemektedir.
Şimdi bu bilgiler ışığında gerek Diyanet Teşkilatının gerekse siyaseten verilen bir talimat neticesinde Kürtlerin, daha doğrusu BDP`nin uzantısındaki Kürtlerin kılmış oldukları Cuma namazının sıhhat şartları yerine gelmemektedir.
Ama sevindirici olan şudur ki, siyasi hayatına Marsist-Leninist bir çizgi ile başlayanları bugün gelmiş oldukları noktada Kürt Halkının Müslümanlığı karşısında vazgeçilmez çizgilerinden taviz vermeleridir. Tıpkı Sovyetlerdeki Sovhoz ve Kolhoz örgütlenmelerinin arasındaki çelişkiye yenik düşmeleri gibi...
Yani Müslüman Kürt Halkı vazgeçmediği dininden bu gidişle Marksistleri de kendi safına çekebilir ümidi de doğabilir.
Mevla’m Görelim Neyler, Neylerse Güzel Eyler........
Selam ve dua Allah`a gerçek manada tabii olanlaradır.....
BU KÜRTLER, O KÜRTLER Mİ ?
Kıyamet günü Allah katında insanların en kötüsü fenalığından korkularak kendisine hürmet edilen kimsedir. Hz. MUHAMMED (sav)
Bismillah…
Peygamber Sevdalıları bu defada Diyarbakır da öylesine muhteşem ve öylesine anlamlı bir günü kutladılar ki, bu güne kadar böylesi bir kalabalık görülmedi. Ve Kürt halkının böylesine Peygamberine aşık olduğu bir topluluk görülmedi.
Yıllardır Kürt halkı üzerinde oynanan oyunların tam aksine İslam`a ve O`nun Peygamberine gösterilen bu sevgi bütün hesapları yine alt-üst etti ve bu gidişle etmeye de devam edecek......
Müslüman oldukları ilk günden bu yana İslam`a ve İslam`i evrensel değerlere çok önem veren Kürt halkının son dönemlerde bunu meydanlarda da göstermesi ve aynı zamanda ilmi birikimi ile ilahi kavramları yerli yerinde anlayarak bütün dış güçlerin gözüne sokan bu halkın genç nesilleri çok ümit vericidir.
Kelimelerin anlatmada yetersiz kaldığı bu muhteşem topluluğu bir araya getirmek, organize etmek ve mazlum Kürt halkı üzerinde hesapları olanların hesaplarını sil-baştan etmek adına bu törenlerin yapılması ahir ümmetin genç fidanlarıdır ve bu fidanları görmek bir müjdedir.
Diğer taraftan YSK`nın 12 bağımsız adayın adaylık başvurularını zaman bitimi ile veto etmesinin ardından yapılan gösterilerin olacağını kestirememek en azından safdillik olur. Veto etme ameliyesini yapan YSK yetkilileri ülke meselelerinin ne kadar hassas bir noktada olduğunu bilemeyecek kadar Fransız değildirler. Alınan kara aklı selim sahibi olan herkes tarafından kabul edilemeyecek kadar provakasyon kokan bir karadı.
Meselenin farkında olmaları ve olayların patlak vereceğini çok iyi bilenler nerede ve kimlerin bu konuda karşı çıkacaklarını iyi hesaplamışlardı. Bu hesaplar yapılırken üzerinde hesap yapılanlar uyanmadan bu oyunun içine düşütüler ve yine aynı senaryo bir seçim öncesinde tekrarlandı ve bu tekrarla neticede alındı.
BDP`nin vetolara karşı çıkışları bu defada aynı işlevle sürdü. Yine camlar kırıldı, kepenkler kapatılması için organize yapıldı ve bazı yerler ateşe verildi. Bu tahripkar tutumun yarar getirmeyeceği apaçık ortada olmasına rağmen gençlerini kontrol altına alamayan BDP yine aynı senaryo ile karşı karşıya kaldı.
Kürt halkının haklarını siyasal platformda savunmak adına çıkan Kürtler ile Kutlu Doğum Haftası münasebeti ile Peygamber aşıklarının sergilediği bu sevgi seline baktığımızda şunu söylemekten kendimizi alamıyoruz; BU KÜRTELER O KÜRTLER Mİ?
Elbette ki bu Kürtler o Kürtler değil. İslam`ı kendine din olarak seçen Kürtler ile batı tipi demokrasi ve ithal ideoloji olan Sosyalizmin kendine rehber edinen Kürtler aynı Kürtler değildir elbette. Müslüman olmanın vermiş olduğu kimlik ve bilinçle kitleleri meydanlara dolduran ve bir sevgi seli ile gönüllere taht kuran Kürtler ile halkın mallarına zarar vermek adına işyerlerinin camlarını indiren, esnafa kepenk kapattıran ve ateşe verdikleri yerlerde insanların hayatını tehlikeye sokan Kürtler o Kürtler değil.....
Ümmet bilincinin yok edilmeye başlandığı tarihten bu yana Müslümanlar arasında baş gösteren ulusalcılık akımı beraberinde organize edilmiş haliyle ırkçılığı getirdi. İslami değerlerin ve fıkhi kaidelerin dahi hiçbir şekilde zemin bulamayacağı bir ortamın ardından gelinen noktada bugün evrensel bir statüye sahip olan İslam artık ulusalcılık şemsiyesi altında öğrenilemeyecek kadar bir uyanışın olması herkesin hesaplarını tarumar etti.
Sivil itaatsizlik adına BDP`nin başlatmış olduğu oturma eylemlerinin yanı sıra "Resmi İmamların Arkasında Namaz Kılmama" eylemi hayata geçirilirken bunu siyasi bir arzu ile yapılması İslami kaidelere uymadığını da bilmeleri gerekir. İslam adına her kafasına esen istediği şekilde davranmak hakkına sahip değildir.
İslami literatürde Müslümanların ibadetlerini nerede ve nasıl yerine getireceklerinin kaideleri bellidir. Bu kaideler hiçbir devlet ve siyasi kimlik ile zaptu-rapt altına alınamayacak kadar açık olmasına rağmen bugün bu kaideler hiçbir şekilde uygulanmamaktadır.
Özellikle Cuma Namazı meselesi bugün asli hüviyeti ile anlaşılmamış ve bugünkü uygulanan şekli ile hiçbir İslami kaynaktan alınmış bir uygulama değildir. Türkiye Cumhuriyetinin kurulması ile birlikte Cuma ile ilgili bütün kaideler yok edilmiş ve Cuma günü kılınan Cuma namazının ardından Öğle namazı da farz olarak kılınmaktadır. Bunu namaz kılan herhangi birine bir vakitte iki farz olur mu? sorusu sorulduğunda cevap vermesi mümkün değildir. Çünkü ezberletilen ve aslı ile ilgili bilgi verilmeyen bu kitlenin Cuma namazları da aslı hüviyetinde değildir.
Cuma günü cemaatle kılınan namazdan sonra topluluk öğlen namazını da farz olarak kılar. Bu Cuma namazının sıhhat şartları eksik olduğundan dolayı kılınır ve öğle namazı olarak kılınan bu namazın adına "ZUHUR-İ AHİR" denir. Cemaate bilgi verilmediği için Cuma günü bir vakitte iki farz kılanlar bunu bilgisizlikten yaptıklarının bile farkında değildirler.
BDP`li yetkililerin artık resmi imamların arkasında namaz kılmaması ile ilgili vermiş oldukları beyana uyanlar açık alanlarda Cuma namazlarını kendi içlerinden çıkardıkları imamların arkasında kılmaya başladılar. Cuma namazının 6 sıhhat şartı vardır, yani kılınabilirlilik şartları. Devletinin resmi kurumu olan Diyanet bunu Hanefi fıkhına göre kıldırılması talimatını verir.
Hanefi Fıkhına Göre Cuma Namazının Sıhhat Şartları;
1- İslam devlet başkanını izni (Ulu`l emrin izni)
2- Şehirde kılınması
3- Öğlen vaktinin girmiş olması
4- Cemaatle kılınması
5- Namazın herkese açık olması
6- İslam devlet başkanının veya görevlendirdiği kimsenin hutbe okuması.
Bu şartlara bakıldığında 1 ve 6. şartların yerine getirilmesi bugün mümkün olmadığı için insanlar öğle namazının üzerinde kalmaması için zuhur-i ahiri kılarak ibadetlerini yerine getiririler.
Şafii Fıkhına Göre Cuma Namazının Sıhhat Şartları;
1- Öğlen vaktinde kılınması
2- Şehir veya köyün hududu dahilinde kılınması
3- Cuma namazı kılınırken başka bir yerde Cuma kılınmaması
4- Cemaatle kılınması
5- Cuma namazı Müslüman, baliğ, akil, hür, erkek, mukim, sıhhatli ve yerli 40 kişi ile kılınması
6- Cuma namazından önce iki hutbenin okunması.
Bu şartlara baktığımızda da 3 şart yerine gelmemektedir.
Şimdi bu bilgiler ışığında gerek Diyanet Teşkilatının gerekse siyaseten verilen bir talimat neticesinde Kürtlerin, daha doğrusu BDP`nin uzantısındaki Kürtlerin kılmış oldukları Cuma namazının sıhhat şartları yerine gelmemektedir.
Ama sevindirici olan şudur ki, siyasi hayatına Marsist-Leninist bir çizgi ile başlayanları bugün gelmiş oldukları noktada Kürt Halkının Müslümanlığı karşısında vazgeçilmez çizgilerinden taviz vermeleridir. Tıpkı Sovyetlerdeki Sovhoz ve Kolhoz örgütlenmelerinin arasındaki çelişkiye yenik düşmeleri gibi...
Yani Müslüman Kürt Halkı vazgeçmediği dininden bu gidişle Marksistleri de kendi safına çekebilir ümidi de doğabilir.
Mevla’m Görelim Neyler, Neylerse Güzel Eyler........
Selam ve dua Allah`a gerçek manada tabii olanlaradır.....