ak_mavish
10-12-2007, 00:49
Bunca yıldır terörle mücadele ediyoruz; hâlâ bu vahşi metoda karşı nasıl durmak gerektiğini bilmiyoruz. Teröristin maksadı kin ve nefret yaymak; sonra bu atmosferi korkuya, paniğe dönüştürmek. Ne yazık ki bu tuzağa çabucak düşüyoruz.
Kolay değil sadece bir hain pusuda 13 evladımızı kaybetmek. Kolay değil o çocukların evlerinden yükselen feryada dayanabilmek. Ancak bu acıyı haberleştirirken çok daha dikkatli olmak zorundayız. Yürekleri dağlayan fotoğraflar, cenaze evlerinden yükselen feryatlar, milleti yasa boğan manzaralar... Bu görüntülerin bu kadar tahrik edici bir biçimde sunulması en çok terör örgütünün işine yarıyor. Çünkü bu amansız ve imansız örgütün metodu budur. Farkında olmadan örgütün amacına boyun eğiliyor çoğu kez.
Birkaç gündür gazete ve televizyonlara yansıyan yayınlara bakın; göreceksiniz ki basının çok önemli bir bölümü tam bir panikatak yaşıyor. Sınır ötesi harekât diyor, başka bir şey demiyor birileri. "İyi de kardeşim bu mel'un olaylar bizim topraklarımızda yaşanıyor" deseniz kaşlar çatılıyor. Cesaretinizi toplayıp "Bilmem şu kadar sınır ötesi operasyon yapıldı da ne oldu; hain örgütün beli mi kırıldı?" deseniz yüzler asılıyor.
Tam bir panik havası. Vakit Gazetesi iki gün önce "Sorumlu Hesap Vermeli" başlığı altında Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı suçladı. Dün de devam ettiler eleştirilerine. Savundukları teze göre Gabar Dağı'nda 13 askerin şehit edilmesi; üstelik katillerin hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolması askerî yetkililerin hesap vermesini gerektiriyor. Bugün tartışılacak konunun bu olduğunu sanmıyorum. Zira bu tür olayların ardından asker ya da sivil yetkililerin suçlanması ne acımızı hafifletir; ne de çıkış yollarını inşa eder. Sadece panik psikolojisiyle birbirimizi suçlamış oluruz; o kadar...
Benzer halet-i ruhiye siyaset alanında da yaşanıyor. Daha acı haberin şokundan çıkabilmiş değiliz; siyasi rant elde etmek için yağıp gürleyen bir sürü insan zuhur ediyor. İktidarın "tavizkâr tutumu"ndan bahsedeni mi ararsınız, hükümetin orduya yetki vermediğini söyleyeni mi ararsınız; herkes aklına geleni verip veriştiriyor. Ve uzaktan bakan herkes anlıyor ki Türkiye, terör karşısında derin ve ürkütücü bir panik yaşıyor. Bu kadar derin bir panik yaşanırsa -korkarım- akıl tutulmasına maruz kalır insanlar. Ve asıl hatalar bu noktadan itibaren başlar...
Terör ancak siyaset üstü bir nazarla çökertilebilir. O partinin bu partiyi suçlu ilan etmesiyle terörün beyni dağıtılamaz. Terörü alt etmek ne sadece askerin görevidir ne sadece sivilin. Topyekûn bir mücadele gerekir. El ele vererek, somut projeler üreterek, fotoğrafın tamamını kuşatarak yapılacak terör mücadelesi karşısında hiçbir uğursuz örgüt duramaz. PKK çökme ve çözülme aşamasına girdi. 22 Temmuz'da Güneydoğu halkı, PKK'ya en ağır ve ölümcül darbeyi indirdi. Taban kazanmak, kahraman olmak; aynı zamanda dünya nezdinde mağdur duruma düşmek istiyorlar.
Neyseki panik atak yaşamayan aydınlar, araştırmacılar da var bu ülkede. Mesela Uluslararası Stratejik Araştırma Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner'in yaptığı analizlere herkes kulak vermeli. NTV'ye verdiği mülakatta Laçiner, Türkiye'nin yapacağı sınır ötesi bir harekâtla olmayan bir Kürt devletinin kurulmasına, Barzani'nin kahraman gibi gözükmesine, PKK'ya verilen desteğin artmasına neden olunacağı uyarısında bulunuyor. Uluslararası hukuka göre sınır ötesi harekâtın "işgal" sayılabileceğini de belirten USAK başkanı terörle mücadelenin esas kısmının silahlı mücadele değil, örgütün zemininin çökertilmesi olduğunu ifade ediyor ki yerden göğe kadar haklıdır. Terör örgütünün beslendiği açlık ve eğitimsizliğe çare bulundukça örgüt çatır çatır yıkılacak...
Herkesi etkisi altına alan panik havası, Türkiye'yi yeni bir maceranın içine atabilir ve çıkmaz bir sokakta bulabiliriz kendimizi. Terörün canına okumak, belini kırmak zorundayız; bu da ancak akıl, mantık, strateji ile olur; öfkeyle, panikle değil...
11 Ekim 2007, Perşembe
Kolay değil sadece bir hain pusuda 13 evladımızı kaybetmek. Kolay değil o çocukların evlerinden yükselen feryada dayanabilmek. Ancak bu acıyı haberleştirirken çok daha dikkatli olmak zorundayız. Yürekleri dağlayan fotoğraflar, cenaze evlerinden yükselen feryatlar, milleti yasa boğan manzaralar... Bu görüntülerin bu kadar tahrik edici bir biçimde sunulması en çok terör örgütünün işine yarıyor. Çünkü bu amansız ve imansız örgütün metodu budur. Farkında olmadan örgütün amacına boyun eğiliyor çoğu kez.
Birkaç gündür gazete ve televizyonlara yansıyan yayınlara bakın; göreceksiniz ki basının çok önemli bir bölümü tam bir panikatak yaşıyor. Sınır ötesi harekât diyor, başka bir şey demiyor birileri. "İyi de kardeşim bu mel'un olaylar bizim topraklarımızda yaşanıyor" deseniz kaşlar çatılıyor. Cesaretinizi toplayıp "Bilmem şu kadar sınır ötesi operasyon yapıldı da ne oldu; hain örgütün beli mi kırıldı?" deseniz yüzler asılıyor.
Tam bir panik havası. Vakit Gazetesi iki gün önce "Sorumlu Hesap Vermeli" başlığı altında Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı suçladı. Dün de devam ettiler eleştirilerine. Savundukları teze göre Gabar Dağı'nda 13 askerin şehit edilmesi; üstelik katillerin hiçbir iz bırakmadan ortadan kaybolması askerî yetkililerin hesap vermesini gerektiriyor. Bugün tartışılacak konunun bu olduğunu sanmıyorum. Zira bu tür olayların ardından asker ya da sivil yetkililerin suçlanması ne acımızı hafifletir; ne de çıkış yollarını inşa eder. Sadece panik psikolojisiyle birbirimizi suçlamış oluruz; o kadar...
Benzer halet-i ruhiye siyaset alanında da yaşanıyor. Daha acı haberin şokundan çıkabilmiş değiliz; siyasi rant elde etmek için yağıp gürleyen bir sürü insan zuhur ediyor. İktidarın "tavizkâr tutumu"ndan bahsedeni mi ararsınız, hükümetin orduya yetki vermediğini söyleyeni mi ararsınız; herkes aklına geleni verip veriştiriyor. Ve uzaktan bakan herkes anlıyor ki Türkiye, terör karşısında derin ve ürkütücü bir panik yaşıyor. Bu kadar derin bir panik yaşanırsa -korkarım- akıl tutulmasına maruz kalır insanlar. Ve asıl hatalar bu noktadan itibaren başlar...
Terör ancak siyaset üstü bir nazarla çökertilebilir. O partinin bu partiyi suçlu ilan etmesiyle terörün beyni dağıtılamaz. Terörü alt etmek ne sadece askerin görevidir ne sadece sivilin. Topyekûn bir mücadele gerekir. El ele vererek, somut projeler üreterek, fotoğrafın tamamını kuşatarak yapılacak terör mücadelesi karşısında hiçbir uğursuz örgüt duramaz. PKK çökme ve çözülme aşamasına girdi. 22 Temmuz'da Güneydoğu halkı, PKK'ya en ağır ve ölümcül darbeyi indirdi. Taban kazanmak, kahraman olmak; aynı zamanda dünya nezdinde mağdur duruma düşmek istiyorlar.
Neyseki panik atak yaşamayan aydınlar, araştırmacılar da var bu ülkede. Mesela Uluslararası Stratejik Araştırma Kurumu (USAK) Başkanı Sedat Laçiner'in yaptığı analizlere herkes kulak vermeli. NTV'ye verdiği mülakatta Laçiner, Türkiye'nin yapacağı sınır ötesi bir harekâtla olmayan bir Kürt devletinin kurulmasına, Barzani'nin kahraman gibi gözükmesine, PKK'ya verilen desteğin artmasına neden olunacağı uyarısında bulunuyor. Uluslararası hukuka göre sınır ötesi harekâtın "işgal" sayılabileceğini de belirten USAK başkanı terörle mücadelenin esas kısmının silahlı mücadele değil, örgütün zemininin çökertilmesi olduğunu ifade ediyor ki yerden göğe kadar haklıdır. Terör örgütünün beslendiği açlık ve eğitimsizliğe çare bulundukça örgüt çatır çatır yıkılacak...
Herkesi etkisi altına alan panik havası, Türkiye'yi yeni bir maceranın içine atabilir ve çıkmaz bir sokakta bulabiliriz kendimizi. Terörün canına okumak, belini kırmak zorundayız; bu da ancak akıl, mantık, strateji ile olur; öfkeyle, panikle değil...
11 Ekim 2007, Perşembe