Beritan
03-20-2009, 04:02
Siyasette aktif olmanın faydalarını inandığım kadar, halktan kopuk yaşayarak siyaset yapmanın insanı körleştirdiğine de inanırım. Ekonomik krizi bir ekonomistte sormak kadar, birkaç esnafa sormanın da insana çok şey öğrettiğine inanıyorum.
Kişisel olarak, eğitim ağırlıklı çalışmalar yapmam sebebiyle, siyaseti takip etsem de, ekonomik verilerden pek anlamadığımı iyi biliyorum. Ekonominin gidişatı hakkında bilgi sahibi olmak istediğim zaman, esnaf arkadaşlarıma sorarım.
İki üç yıldır hiçbirisinin yüzünün gülmediğini görmek, “işler nasıl?” sorusunu sormama engel oluyor. Arkadaşlarımın yarasını deşmemek adına, her seferinde ağızlarını yoklamamaya çalışıyorum.
* * * * * * *
İlk defa alış veriş yaptığım bir esnafa işlerini sordum, alışveriş sonrası çayını içerken.
“Ne sen sor ne de ben söyleyeyim” diye söze başladı esnaf. “Bir dokun, bin ah işit” sözüne hak verircesine başladı anlatmaya.
“Beş sene önce sattığım fiyatla mal satıyorum bugün. Ancak kiram beş yıldır artıyor. Faturalarım beş yıldır artıyor. Giderlerim artarken gelirim azalıyor.
İstanbul’un en işlek caddelerinden birisidir bu sokak. Kapının önünde oturup geçenleri saymaya kalkışsam saymayı yetiştiremem. Ancak insanlar dükkanlara uğramıyor. Hiç kimse elini cebine atacak durumda değil. Özellikle havalar soğuyunca millet fatura derdine düşüyor.
Yetkililerin “ekonomik kriz bizi vurmaz!” demeçlerini dinlerken, lokmalarım boğazıma düğümleniyor akşamları. Kriz bizi teğet geçiyormuş. Teğet geçmiyor delerek geçiyor, ancak feryadımızı duyan yok.
Ak parti iktidara geldiğinde Başbakan “bize üç yıl müsaade edin!” demişti. Ben o açıklamayı dinlediğim gün “üç yıl feda olsun!” dedim. Üst üstte yaşadığımız krizlerden bunalmıştık zaten. Üç yıl içinde düzelsin yeter ki diye düşünmüştüm. Ancak aradan altı yıl geçti. Biz hala ekonomik krizi konuşuyoruz.
Ak Parti ilk iktidara geldiği zaman tüm millet gibi bende çok şey bekledim. Ak Partiyi ve Başbakanı eleştirenlere kızıyordum. En çok Erbakan’a kızıyordum.
“Devleti yönetmek çoluk çocuk işi değil” demişti Erbakan hoca, Ak Partinin ilk yıllarında. Bu cümleleri duyduğumda çok kızmıştım. Bugün yaşananlara baktığım zaman, Erbakan hocanın ne kadar büyük bir Siyasetçi olduğunu, ne kadar büyük bir ferasete sahip olduğunu daha iyi anlıyorum.
“Kendi öğrencini, senin yanında yetişen birini bu kadar ağır eleştirmen çok ayıp!” diye düşünüyordum. Hatta ne yalan söyleyeyim “Erbakan kesin bunamıştır!” diyordum.
Ancak bugün görüyorum ki Erbakan hoca haklı çıktı.
Bunayan o değil, bizmişiz.
Kör olan Erbakan değil, benmişim.”
* * * * * * *
Bir dokunup bin ah işitmek buna denir işte.
“İşleriniz nasıl?” gibi iki kelimelik bir soru sonrası esnaf içini döktükçe döktü.
Yazar olduğumu, bu anlattıklarını bir köşe yazımda kullanmayı düşündüğümü söyleyince “Mutlaka yaz bunları hocam!” dedi, dertli esnaf.
“Bu millet Erbakan hocanın kıymeti bilemedi” diyerek çekmesinden bir şeyler aramaya başladı. Bir dergiden, küçük bir kağıda yazdığı notu bana uzatarak, “Yazını bu cümleyle bitirirsen sevinirim” dedi.
O kadar dertli olan esnafın hem muhabbeti, hem ısmarladığı çayı, hem de not olarak verdiği sözün güzelliği hatırına, yazımı o güzel sözle bitiriyorum.
Büyük dava adamlarının heykelleri, hayattayken üzerlerine atılan taşlardan yapılır..!!!!
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar
Kişisel olarak, eğitim ağırlıklı çalışmalar yapmam sebebiyle, siyaseti takip etsem de, ekonomik verilerden pek anlamadığımı iyi biliyorum. Ekonominin gidişatı hakkında bilgi sahibi olmak istediğim zaman, esnaf arkadaşlarıma sorarım.
İki üç yıldır hiçbirisinin yüzünün gülmediğini görmek, “işler nasıl?” sorusunu sormama engel oluyor. Arkadaşlarımın yarasını deşmemek adına, her seferinde ağızlarını yoklamamaya çalışıyorum.
* * * * * * *
İlk defa alış veriş yaptığım bir esnafa işlerini sordum, alışveriş sonrası çayını içerken.
“Ne sen sor ne de ben söyleyeyim” diye söze başladı esnaf. “Bir dokun, bin ah işit” sözüne hak verircesine başladı anlatmaya.
“Beş sene önce sattığım fiyatla mal satıyorum bugün. Ancak kiram beş yıldır artıyor. Faturalarım beş yıldır artıyor. Giderlerim artarken gelirim azalıyor.
İstanbul’un en işlek caddelerinden birisidir bu sokak. Kapının önünde oturup geçenleri saymaya kalkışsam saymayı yetiştiremem. Ancak insanlar dükkanlara uğramıyor. Hiç kimse elini cebine atacak durumda değil. Özellikle havalar soğuyunca millet fatura derdine düşüyor.
Yetkililerin “ekonomik kriz bizi vurmaz!” demeçlerini dinlerken, lokmalarım boğazıma düğümleniyor akşamları. Kriz bizi teğet geçiyormuş. Teğet geçmiyor delerek geçiyor, ancak feryadımızı duyan yok.
Ak parti iktidara geldiğinde Başbakan “bize üç yıl müsaade edin!” demişti. Ben o açıklamayı dinlediğim gün “üç yıl feda olsun!” dedim. Üst üstte yaşadığımız krizlerden bunalmıştık zaten. Üç yıl içinde düzelsin yeter ki diye düşünmüştüm. Ancak aradan altı yıl geçti. Biz hala ekonomik krizi konuşuyoruz.
Ak Parti ilk iktidara geldiği zaman tüm millet gibi bende çok şey bekledim. Ak Partiyi ve Başbakanı eleştirenlere kızıyordum. En çok Erbakan’a kızıyordum.
“Devleti yönetmek çoluk çocuk işi değil” demişti Erbakan hoca, Ak Partinin ilk yıllarında. Bu cümleleri duyduğumda çok kızmıştım. Bugün yaşananlara baktığım zaman, Erbakan hocanın ne kadar büyük bir Siyasetçi olduğunu, ne kadar büyük bir ferasete sahip olduğunu daha iyi anlıyorum.
“Kendi öğrencini, senin yanında yetişen birini bu kadar ağır eleştirmen çok ayıp!” diye düşünüyordum. Hatta ne yalan söyleyeyim “Erbakan kesin bunamıştır!” diyordum.
Ancak bugün görüyorum ki Erbakan hoca haklı çıktı.
Bunayan o değil, bizmişiz.
Kör olan Erbakan değil, benmişim.”
* * * * * * *
Bir dokunup bin ah işitmek buna denir işte.
“İşleriniz nasıl?” gibi iki kelimelik bir soru sonrası esnaf içini döktükçe döktü.
Yazar olduğumu, bu anlattıklarını bir köşe yazımda kullanmayı düşündüğümü söyleyince “Mutlaka yaz bunları hocam!” dedi, dertli esnaf.
“Bu millet Erbakan hocanın kıymeti bilemedi” diyerek çekmesinden bir şeyler aramaya başladı. Bir dergiden, küçük bir kağıda yazdığı notu bana uzatarak, “Yazını bu cümleyle bitirirsen sevinirim” dedi.
O kadar dertli olan esnafın hem muhabbeti, hem ısmarladığı çayı, hem de not olarak verdiği sözün güzelliği hatırına, yazımı o güzel sözle bitiriyorum.
Büyük dava adamlarının heykelleri, hayattayken üzerlerine atılan taşlardan yapılır..!!!!
Sait ÇAMLICA
Eğitimci – Yazar