genç_TÜRK
03-13-2009, 21:57
DÜN 12 Mart 1971 darbesinin 29. yıldönümüydü. Kimilerine göre “postmodern darbe” olan 28 Şubat’ın üzerinden ise 12 yıl geçti.
Türkiye’de darbelerden söz edilince, ilk akla gelen isim Süleyman Demirel oluyor.
Tabii bunun sebepleri var.
Demirel, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra siyasete atıldı ve kısa sürede önce Adalet Partisi Genel Başkanı, sonra Başbakan oldu.
12 Mart 1971 darbesinde ise başbakanlık koltuğundaydı. Komutanlar tarafından hükümete verilen muhtırayı “demokrasi ile bağdaştıramadığı için” görevinden istifa etti, daha doğrusu istifa etmek zorunda bırakıldı.
Üçüncü ve son darbede, 12 Eylül 1980’de, yine başbakanlık koltuğunda otururken, sabaha karşı evinden alınarak Hamzakoy’a götürüldü ve orada “zorunlu ikamete” tabi tutuldu.
Yıllarca siyasi yasaklı olarak yaşadı.
Darbelerin hedefi olmuş ve darbelerin en çok acısını çekmiş kişidir Süleyman Demirel...
Darbelerin Türkiye’ye neler kaybettiğini ondan iyi bilen de yoktur.
Dolayısıyla, darbelerden çektiğini kimseden çekmeyen Demirel’i darbe yanlısı gibi göstermek, olsa olsa cehalet ürünü şaşkalozluk olur.
*
DEMİREL, 28 Şubat 1997’de Cumhurbaşkanıydı.
O günlerde korkudan dili bilmem nerelerine kaçanlar, bugün bülbül kesilmiş gibiler. Askere de verip veriştiriyorlar, Demirel’e de...
Refah Partisi-Doğru Yol Partisi Hükümeti’nin işbaşında ve Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu o süreçte, darbe “geliyorum” demeye başlamıştı.
Kim durduracaktı darbeyi, nasıl durduracaktı?
Erbakan’ın başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakılmasından Demirel’i sorumlu tutmaya çalışan dangalaklar, önce bu soruya cevap versinler.
Kaldı ki o süreçte Sayın Demirel, istifa etmeye davet etmek bir yana, Sayın Erbakan’a istifa etmesi gerektiğini ima bile etmemiştir. Erbakan’ı istifa etmeye askerler mecbur etmişlerdir.
O süreçte Çankaya Köşkü’nde Demirel oturuyor olmasaydı ve onun barışçı manevraları başarıya ulaşmasaydı, darbe kaçınılmazdı.
Akif Beki başta olmak üzere kuyruk acısı olan bütün şaşkalozların bunu bilmesi gerekiyor.
*
SAYIN Demirel, kendisine istifasını sunan Sayın Erbakan’a, “İstifa etme, direnelim” mi demeliydi?
Ne bunu istedi, ne de istifa etmesini...
Darbelerin Türkiye’ye neler kaybettirdiğini çok iyi bilen tecrübeli devlet adamı olarak, Türkiye’yi yeni bir darbe ile yüz yüze bırakmamak için elinden gelenin fazlasını yaptı.
Başka ne yapabilirdi?
Başbakanken iki kez darbeye muhatap olmuşken, bir kez de Cumhurbaşkanı iken mi darbeye muhatap olsaydı?
Akif Beki, Başbakanlık sözcülüğünden şutlandıktan sonra, hasbelkader çöreklendiği Radikal’deki köşesinde, Demirel’i sürekli diline doluyor.
28 Şubat’ın bütün suçunu yıkmaya çalıştığı Demirel’i aklınca “helalleşmeye” davet ediyor.
Oysa ne Demirel’in Akif Beki üzerinde bir hakkı var, ne de Akif Beki’nin Demirel üzerinde...
Akif Beki’nin Demirel’in adını ağzına almaya yaşı da müsait değildir, çapı da...
Çünkü, hem darbelere karşı olduğunu söyleyen, hem de 28 Şubat’ta darbeyi önlediği için Demirel’i suçlu ilan etmeye kalkışan bir şaşkalozdur Akif Beki...
SIRRI YÜKSEL CEBECİ-TERCÜMAN
Türkiye’de darbelerden söz edilince, ilk akla gelen isim Süleyman Demirel oluyor.
Tabii bunun sebepleri var.
Demirel, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra siyasete atıldı ve kısa sürede önce Adalet Partisi Genel Başkanı, sonra Başbakan oldu.
12 Mart 1971 darbesinde ise başbakanlık koltuğundaydı. Komutanlar tarafından hükümete verilen muhtırayı “demokrasi ile bağdaştıramadığı için” görevinden istifa etti, daha doğrusu istifa etmek zorunda bırakıldı.
Üçüncü ve son darbede, 12 Eylül 1980’de, yine başbakanlık koltuğunda otururken, sabaha karşı evinden alınarak Hamzakoy’a götürüldü ve orada “zorunlu ikamete” tabi tutuldu.
Yıllarca siyasi yasaklı olarak yaşadı.
Darbelerin hedefi olmuş ve darbelerin en çok acısını çekmiş kişidir Süleyman Demirel...
Darbelerin Türkiye’ye neler kaybettiğini ondan iyi bilen de yoktur.
Dolayısıyla, darbelerden çektiğini kimseden çekmeyen Demirel’i darbe yanlısı gibi göstermek, olsa olsa cehalet ürünü şaşkalozluk olur.
*
DEMİREL, 28 Şubat 1997’de Cumhurbaşkanıydı.
O günlerde korkudan dili bilmem nerelerine kaçanlar, bugün bülbül kesilmiş gibiler. Askere de verip veriştiriyorlar, Demirel’e de...
Refah Partisi-Doğru Yol Partisi Hükümeti’nin işbaşında ve Necmettin Erbakan’ın Başbakan olduğu o süreçte, darbe “geliyorum” demeye başlamıştı.
Kim durduracaktı darbeyi, nasıl durduracaktı?
Erbakan’ın başbakanlıktan istifa etmek zorunda bırakılmasından Demirel’i sorumlu tutmaya çalışan dangalaklar, önce bu soruya cevap versinler.
Kaldı ki o süreçte Sayın Demirel, istifa etmeye davet etmek bir yana, Sayın Erbakan’a istifa etmesi gerektiğini ima bile etmemiştir. Erbakan’ı istifa etmeye askerler mecbur etmişlerdir.
O süreçte Çankaya Köşkü’nde Demirel oturuyor olmasaydı ve onun barışçı manevraları başarıya ulaşmasaydı, darbe kaçınılmazdı.
Akif Beki başta olmak üzere kuyruk acısı olan bütün şaşkalozların bunu bilmesi gerekiyor.
*
SAYIN Demirel, kendisine istifasını sunan Sayın Erbakan’a, “İstifa etme, direnelim” mi demeliydi?
Ne bunu istedi, ne de istifa etmesini...
Darbelerin Türkiye’ye neler kaybettirdiğini çok iyi bilen tecrübeli devlet adamı olarak, Türkiye’yi yeni bir darbe ile yüz yüze bırakmamak için elinden gelenin fazlasını yaptı.
Başka ne yapabilirdi?
Başbakanken iki kez darbeye muhatap olmuşken, bir kez de Cumhurbaşkanı iken mi darbeye muhatap olsaydı?
Akif Beki, Başbakanlık sözcülüğünden şutlandıktan sonra, hasbelkader çöreklendiği Radikal’deki köşesinde, Demirel’i sürekli diline doluyor.
28 Şubat’ın bütün suçunu yıkmaya çalıştığı Demirel’i aklınca “helalleşmeye” davet ediyor.
Oysa ne Demirel’in Akif Beki üzerinde bir hakkı var, ne de Akif Beki’nin Demirel üzerinde...
Akif Beki’nin Demirel’in adını ağzına almaya yaşı da müsait değildir, çapı da...
Çünkü, hem darbelere karşı olduğunu söyleyen, hem de 28 Şubat’ta darbeyi önlediği için Demirel’i suçlu ilan etmeye kalkışan bir şaşkalozdur Akif Beki...
SIRRI YÜKSEL CEBECİ-TERCÜMAN