fatih kısaparmak balon baskılı balon Dünyaya bakışımızı türbanla bağladık! - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dünyaya bakışımızı türbanla bağladık!


fütüvvet
12-04-2007, 13:24
Hepimizin örtüleri var. Görünen, görünmez örtüleri. Din, öncelikle insanın iç dünyasına hitap eder, kalbini muhatap alır. Kalp gözü, kalp zekâsı, akleden kalp... gibi kavramların bütünlüklü hakikati dinin özüne indikçe açılır, berraklaşır. Kalbin örtüleri yoktur.
Müslüman'ın örtünmesi zahirî bir durum. Bir tür kabuktur tesettür. Gönülden, hiçbir zorlamaya veya sosyolojik etkilenişime tabi olmadan kendi hakikatini metafizik bir ürpertiyle taşımayı iradî olarak seçmiş bir kişinin dilini sökmeden 'örtünen' onca kişinin niyetine ve kalbinin hükmüne vakıf olmuş gibi davranamazsınız. Kimin niye örtündüğünü bilmek imkânsızdır. Tesettürlülerin ne kadarı sosyal baskı, ne kadarı seçim, ne kadarı bambaşka muhafazakârlık ölçütleri nedeniyle örtünmüştür, ölçemezsiniz. Çünkü dinin temellerinden birini oluşturan 'niyet'in değişkenlerini hiçbir sosyal araştırmayla tanımlayamazsınız.

Bir kerelik tek bir tesettürlüyü tanımaya, ondaki insan ve kâinat tasavvurunun terminolojisini öğrenmeye kendimizi versek, belki sosyal araştırmaların yansıttığı ruh ikliminden çok daha fazlasına tanıklık edebiliriz. Çağdan çağa, toplumdan topluma değişkenlik gösteren muhafazakârlık ölçüleriyle veya insanî değer olarak yutturulmaya çalışılan ikiyüzlü ahlâkçılıklara bakarak yorumlanıyor din hep. Oysa ulaştığımız en iyi ihtimalle dinin sosyolojik bir profili, en dış halkalarının toplumsal kılıfları, genel-istatistiksel görüntüleri oluyor. Doğru. Ama anlamak için çok eksik.

Ya da muhafazakârlıkla özdeşleşti zihnimizde din. Evrenselliği, hele içimizdeki evrenselliği, yani insanların aslî tabiatında kodlanmış, tüm değişimleri -henüz içinden geçmediklerimizi bile- içeren, 'tüm zamanların çocuğu'na hitap eden niteliği göz ardı edildi. Bunu öğrenmek yerine kişilere, iktidar sembollerine, siyasî söylemlere yansıyan sosyolojik yüzüne harcandı bütün mesailer. Bu da doğru elbet. Ama bunu 'din' olarak algılamak, türbanın yükselişi artmışsa bir 'korku' olarak tecelli ediyor ister istemez bazı kesimlerde. Korku siyasetlerinin rantını yiyenlere hizmet ediliyor böylelikle. Yanılgıların tuzağı işte orada. Hep.

Dinin 'şey'ler üzerinden yansımasına bakabilirdik birlikte. Mesela tövbe ve kurban kavramlarının gündelik tezahürlerine, vicdan, mizan, gayb, dua ve tabii tevhid şuurunun hayatımızdaki ve tasavvurumuzdaki izlerinin peşine düşebilirdik. Bu tip 'anlam donanımları'na sahip olmaksızın örtünmenin metafiziğine ulaşamayacağımızı keşfedebilirdik. Bütüne bütünden bakıp bütünü bulmak yerine, parçalara ayırıp her bir parçaya göreceli bir tanım verdik oysa. Örtünmeyi şekillere göre ayrıştırıyor, kendi verdiğimiz tanımlara göre parçalıyor, her bir tanıma kendi dünya görüşümüz, kendi meşrebimiz uyarınca yeni anlamlar yüklüyoruz:

"Örtünme evlilikle artıyor." Toplumsallığın en keskin tezahürü. Dondurun. "Ev kadınlarının dörtte üçü, öğrencilerin dörtte biri başını örtüyor." Stop. "Türban AKP ve SP'de odaklanıyor." Defalarca tekrarlayalım. Taşlaştıralım. Bu veriler dört yıl sonraki araştırmaya dek hiç değişmeden, gündelik hayatın bin bir halini kucaklamadan sabit kalsın zihinlerde. Bu arada yolda gördüğünüz bir türbanlıya nasıl bakacaksınız? Kutuplaşmanın ana damarları böyle beslenmiyor mu? Dünyaya kendi bakışımızı bağladık türbanla. Çarşafla. Ya da yemeniyle.

Zamanın ruhuna kendi dokunduğumuz dünyadan ibaret bir kılıf uydurmaya çalışıyoruz. Nihayetinde bugün kullandığımız kelimelerin pek çoğu kök anlamlarından kopuk, hatta ikincil üçüncül anlamlarını çoktan yitirmişler. Ve işte onlarla bugünün fotoğrafını çekmeye çalıştıkça hakikatin en sığ yüzeylerine ve maalesef ki defalarca hep aynı yüzüne değiyor, onu yıpratıp duruyoruz.

O kadar ki, türbanın kentli ve 'modern' bir şey olduğunu anlamak için neredeyse on yıl tükettik. Şimdi dinin bir 'düz çizgi tarihselliği'yle açıklanamayacağını, dolayısıyla geçmişe ait bir referansa indirgenemeyeceğini anlamak için kaç Tarhan Erdem araştırması gerekecek bize?


04 Aralık 2007, Salı Leyla İpekçi