fatih kısaparmak balon baskılı balon ekrem dumanlı--Bu ne öfke? - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ekrem dumanlı--Bu ne öfke?


Meftun
09-20-2007, 11:28
Bu ne öfke?


22 Temmuz seçim sonuçları bazı insanların asabını fena halde bozmuş durumda. Burnundan soluyor birileri. O yüzden hangi meseleye el atsalar büyük bir gürültü kopuyor. Kakofoni dedikleri bu olsa gerek.
"Olmayın, oldurmayın" diye yeri göğü inletenler, Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı olmasına da içerlemiş gözüküyor. Böyle bir durumda hangi mesele hakperestçe masaya yatırılır ve hangi mantık çerçevesinde çözüm yolları bulunur? Seçimden başarıyla çıkanlar "şımarıklık" göstermedi, "rövanşist" yaklaşmadı; ama mağluplar safında aşırı bir hırçınlık gözleniyor.

Sivil anayasa tartışmasına bakar mısınız lütfen. Öyle sert, öyle acımasız ve öyle önyargılı yaklaşanlar var ki, bu tabloyu gören birinin "Eyvallah, canınız sağ olsun, sivil anayasa rafa kalksın, bu anayasayla hayat kıyamete kadar sürsün" diyesi geliyor. Meğer darbecilerin hazırladığı Anayasa'yı ne kadar seven varmış! 12 Eylül'cüleri alkışlamak (!) gerekiyor belki de. Vakıa, bu Anayasa delik deşik edilmiş, 14 kez değişikliğe uğramıştır; ama olsun, şimdi moda hırçın ve bıçkın laflarla şöyle demeyi gerektiriyor: "82 Anayasası yüzde 90'lara varan referandumla ortaya çıkmıştır". İyi de o malum referandum yapılırken Türk aydını uzayda mı yaşıyordu ki o günün baskıcı şartlarını bilmiyor? Saddam Hüseyin gibi, Hafız Esad gibi liderler de seçimlerden yüzde 90'ın altında oy almıyordu ki!.. Bir zamanlar "darbe anayasası değişmeli, YÖK kaldırılmalı" gibi cümlelerle "devrimci tavır" takınanlar bile 82 Anayasası'na sarıldı, YÖK safında görev aldı...

Bir de "rejim krizi" üzerine atıp tutmalar söz konusu. Kabak tadı veren bir söylemdir bu; ama olsun; yeter ki öfke karşılığını bulsun. Yok efendim türban yasağı anayasa tarafından kaldırılırsa "mahalle baskısı" olurmuş. Hangi mahalleden bahsediliyor anlamak mümkün değil. Güya üniversitelere başörtülüler girerse, başörtüsüzler üzerinde baskı oluşurmuş. Peki şu an başörtülülere uygulanan baskıya ne demeli? Halk sokakta çözmüş problemi; mahallede kol kola yaşıyor; ama hırçın ve bıçkın söylemin belirlediği mahallenin adresi Satürn gezegeninin kozmik caddelerini, sanal sokaklarını işaretliyor. Türkiye'deki mahallede böyle bir sorun yok. Varsa da onların söylediğinin tam tersi var. Öyle ki, başörtü takanlar için üniversite kapılarında ikna odaları kurup engizisyon mahkemelerini utandıran zihniyet, her gün her fırsatta Sayın Cumhurbaşkanı'nın eşi üzerinde baskı kuruyor. Sonra da dönüp müstehzi bir eda ile "örtüsüzler üzerine baskı kurulacak" kehanetinde bulunuyor.

Lafı eveleyip gevelemeye hiç gerek yok. Hırçınlığın asıl sebebi falan parti, filan lider değil; halktır, halkın ta kendisidir. Onca propagandaya rağmen vatandaş cepheleşmeden yana tavır koymadı. "Mahalle baskısı" edebiyatının dik alâsı cumhuriyet mitinglerinde yapılmadı mı? "Yaşam tarzımıza müdahale edilecek" diye feryat edenler halkı ikna edemedi. "Laiklik tehlikede" söylemine hiç kimse inanmadı; zira böyle bir tehlike yoktu; olamazdı da. Devletin kurumlarını arkasına alarak halkı dövmeye kalkanlar, etrafa korku ve endişe yaymak istedi. Bu da tutmadı. Şu ana kadar yazılan, çizilen, ifade edilen düşünceler, belli bir etki yapıyordu. Artık vatandaş rejim krizi edebiyatıyla yapılacak siyasetten nefret ediyor; iş istiyor, aş istiyor, huzur istiyor, istikrar istiyor. Aklını sembollerle bozmuş iktidar da istemiyor muhalefet de. Kim tarafından yapılırsa yapılsın artık yasakçı, dayatmacı uygulamalarla toplumun kamplaştırılmasından hoşlanmıyor.

Siyaset, gücünü sosyal değişimden alır. Medya da öyle. Halka rağmen yürütülen politikalar bir yere kadar gider; ondan sonrası hüsrandır. "İlle de ben ne dersem o olacak ve halk benim dediğim noktaya gelecek" derseniz sosyal talepleri ve değişimleri kaçırırsınız. Bu durum sizin halkla aranızdaki uçurumu iyice derinleştirir. Hırçınlığın asıl sebebi budur; gerisi bahane. Oysa çıkış yolunu bulmak hiç de zor değil; ayna karşısında "En doğruyu ben söylerim" hipnozundan çıkacaksın, "belki ma'şeri vicdan daha doğrusunu talep ediyor" deyip ortak akla, ortak vicdana yöneleceksin. Tabii bu bir cesaret işi. Aydın dediğin cesur değilse, gidip başka bir iş bulacak kendine...


20 Eylül 2007, Perşembe