CAGLAR
09-16-2007, 19:07
"Bir genç kız delikanlıya sorar: "Benden hoşlanıyor musun?" - Çocuk hayır diye cevap verir. Kız sorar: "Beni sevimli buluyor musun?" - Çocuk hayır diye cevap verir. Kız sorar: "Kalbinde yerim var mı?" - Çocuk hayır diye cevap verir. Kız sorar:"Peki gidersem benim için ağlar mısın?" - Çocuk hayır diye cevap verir. Kız üzgün gitmek üzere arkasını döner. Çocuk onu kollarına alır ve: "Ben senden hoşlanmıyorum, seni seviyorum. Seni sevimli değil baş döndürücü buluyorum. Kalbimde sana yer yok, benim kalbim sensin ve senin arkandan ağlamam, senin için ölürüm der. "
Hoşuma giden bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Böyle aşklar artık var mı günümüzde bilmiyorum ama sanıyorum gerçek sevgi ancak bu kadar kısa ve öz anlatılabilir.
Sıcak bir Pazar günüydü. Çok sevdiğim bir arkadaşımın nikahına gittim. Nikah boyunca çiftin gözlerinde heyecan ve mutluluk vardı. Çok hoş bir ikili olmuşlar, temennim evlilik yaşamları boyunca bu mutluluklarının sonsuz olması… Eve döndüğümde albümleri karıştırdım. Nice sevdiğim insanların düğün, nikah fotoğrafları. Kimisi şimdilerde anne-baba olmuş bile. Hakikaten güzel bir mutluluk ve yaşama sevinci olsa gerek yaşadıkları.
Hayatımız sevgi üzerine kuruludur sanki. Doğa sevgisi, çocuk sevgisi, hayvan sevgisi, memleket sevgisi ve farkında olmadığımız birçok şeye duyduğumuz sevgi. Bunlardan en akılda kalan sevdiğimize ya da hayat arkadaşımıza duyduğumuz sevgi…
Sevginin dostu saygı da önemli hayatımızda. Aileye duyulan saygı, arkadaşa duyulan saygı, işine duyulan saygı ve yine farkında olmadığımız birçok şeye duyduğumuz saygı. Yine bu saygılar arasında en akılda kalan sevdiğimize ya da hayat arkadaşımıza duyduğumuz saygı.
Özveri ve güven; saygı ve sevginin meyveleri, hayatımızın önemli parçaları, olmazsa olmazları.
Tüm bunların karışımından güzel bir formül çıkıyor ortaya; " EVLİLİK = SEVGİ + SAYGI + ÖZVERİ + GÜVEN "
"Nereden çıktı bu evlilik?" konusu demeyin. Biliyorsunuz, sıcak yaz dönemlerinin en güncel konusu. Neredeyse her haftasonu bir davetiye geliyor bu dönemlerde posta kutumuza. En azından bu durum benim için geçerli bu dönem. Durum böyle iken evlilikle ilgili duygularımı sizlerle paylaşmak istedim. Tabii böyle güzel bir konuyu yazıya dökmem için hatırlatmada bulunan arkadaşımın da yardımını inkar etmemem gerekir. Sevgili Emre, bu konuyu ele almamı önerdiğin için sana özellikle teşekkür ederim.
Peki evlilikten beklentilerimiz nedir? Ne umuyoruz? Ne buluyoruz?
Ben insan hayatının iki aşamadan oluştuğunu düşünmüşümdür hep. Evlilik öncesi ve evlilik sonrası hayat. Evlilik öncesi geçirdiğimiz hayatımız, daha çok kendimizi geliştirdiğimiz, olgunlaştırdığımız aşama. Evlilik sonrası hayatımız ise kendimizi geliştirdiğimiz ve olgunlaştırdığımız bu sürecin meyvelerini yemeye başladığımız aşama. Yani; gerçek hayatın ta kendisi…
Yukarıda da bahsettiğim gibi bana göre evlilik 4 temelden oluşuyor. Karşılıklı saygı, sevgi, özveri ve güven. Bunlardan birinin eksik olması durumunda ilişkiler çatırdamaya başlıyor, çözümler bir anda sorun haline geliyor. Bana göre günümüzde boşanma oranlarının artış göstermesi, bu 4 temelden birinin zayıf olmasından kaynaklanıyor. İki taraflı anlayışın olmaması, çiftlerin paylaşımının azalması, paylaşımın azalışına paralel tartışmaların yaşanması, küçük tartışmaların zamanla kavgaya dönüşerek ilişkiyi yıpratması, hane içerisinde yaşanan problemlerin bireyleri dışarıda sevgi arayışına itmesi, vb birçok problem evliliği oldukça yıpratabiliyor. Hatta bazen klasik diş macunu bahaneleri bile boşanmak için bir neden olabiliyor.
Peki evliliğe bizi teşvik eden nedir? Evlilik öncesi genelde iki modelden bahsederiz : "Mantık Evliliği" , "Sevgi Evliliği". Sevgi olmadan nasıl mantıklı olunabilir ya da mantıklı olan sevgiyi hiçe sayabilir mi? Sanırım benim tercihim, mantıklı bir sevgi olurdu.
Mantık ve sevginin bulunmadığı ya da tükendiği evliliklerde "Evlilik aşkı öldürüyor!" derler. Ama bunu diyenler, anahtarın kendi elinde olduğunu da hiç bilmezler. Sevdiğin insanla aynı evi paylaşmak, aynı yemeği birlikte yemek, başarıyı birlikte yakalamak, mutluluğu ve hüznü birlikte yaşamak, varlığı ve yokluğu birlikte tatmak, zorluklara birlikte göğüs germek insan bundan başka ne isteyebilir ki?
Önemli olan kalbinin boş kalmış yarısını tamamlayabilecek biriyle hayatını devam ettirebilmek. Bunu hissetmediğinizde o evliliğin pek anlamı yokmuş gibi geliyor bana. Hani bir söz vardır. "Önemli olan sevgili uğrunda ölmek değil, uğrunda ölecek sevgili bulmak zor" Bu laf çok doğru galiba.
Genelde çevremde hep evliliğin güzelliklerini gördüm. Bunun en canlı örneği ise annem ve babamdır. Babam hala anneme ilk günkü kadar aşık, annem hala babama baktığında gözlerinin içi gülüyor. Çünkü onlarda içlerinde mantıklı bir sevgi yaşıyorlar. Demek ki evlilik 39 yıla rağmen aşkı öldürmüyormuş. Tabii sitemim bu lafı söyleyenlere…
Yazımı tamamladığımda e-mailime "Evlilik ve Aşk" konusunda yazarı belirsiz çok güzel bir yazı geldi. Böyle bir konuyu dile getirmişken, bu yazıyı da sizlerle paylaşmamın çokta anlamsız olmayacağını düşündüm.
"Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır.
Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir.
Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz.
Zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.
Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün.
Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin.
Bin tane ayakkabısı varken bin birinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.
Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin.
Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olarak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır.
Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından on bin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp "böyle kuaförü" diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
Evlilik; sadece aşk değildir.
Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.
Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.
Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.
O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.
Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
Zafer, direnenlerin olur. "
Sevgiyle Kalın…
Funda Taşdemir
Hoşuma giden bu yazıyı sizinle paylaşmak istedim. Böyle aşklar artık var mı günümüzde bilmiyorum ama sanıyorum gerçek sevgi ancak bu kadar kısa ve öz anlatılabilir.
Sıcak bir Pazar günüydü. Çok sevdiğim bir arkadaşımın nikahına gittim. Nikah boyunca çiftin gözlerinde heyecan ve mutluluk vardı. Çok hoş bir ikili olmuşlar, temennim evlilik yaşamları boyunca bu mutluluklarının sonsuz olması… Eve döndüğümde albümleri karıştırdım. Nice sevdiğim insanların düğün, nikah fotoğrafları. Kimisi şimdilerde anne-baba olmuş bile. Hakikaten güzel bir mutluluk ve yaşama sevinci olsa gerek yaşadıkları.
Hayatımız sevgi üzerine kuruludur sanki. Doğa sevgisi, çocuk sevgisi, hayvan sevgisi, memleket sevgisi ve farkında olmadığımız birçok şeye duyduğumuz sevgi. Bunlardan en akılda kalan sevdiğimize ya da hayat arkadaşımıza duyduğumuz sevgi…
Sevginin dostu saygı da önemli hayatımızda. Aileye duyulan saygı, arkadaşa duyulan saygı, işine duyulan saygı ve yine farkında olmadığımız birçok şeye duyduğumuz saygı. Yine bu saygılar arasında en akılda kalan sevdiğimize ya da hayat arkadaşımıza duyduğumuz saygı.
Özveri ve güven; saygı ve sevginin meyveleri, hayatımızın önemli parçaları, olmazsa olmazları.
Tüm bunların karışımından güzel bir formül çıkıyor ortaya; " EVLİLİK = SEVGİ + SAYGI + ÖZVERİ + GÜVEN "
"Nereden çıktı bu evlilik?" konusu demeyin. Biliyorsunuz, sıcak yaz dönemlerinin en güncel konusu. Neredeyse her haftasonu bir davetiye geliyor bu dönemlerde posta kutumuza. En azından bu durum benim için geçerli bu dönem. Durum böyle iken evlilikle ilgili duygularımı sizlerle paylaşmak istedim. Tabii böyle güzel bir konuyu yazıya dökmem için hatırlatmada bulunan arkadaşımın da yardımını inkar etmemem gerekir. Sevgili Emre, bu konuyu ele almamı önerdiğin için sana özellikle teşekkür ederim.
Peki evlilikten beklentilerimiz nedir? Ne umuyoruz? Ne buluyoruz?
Ben insan hayatının iki aşamadan oluştuğunu düşünmüşümdür hep. Evlilik öncesi ve evlilik sonrası hayat. Evlilik öncesi geçirdiğimiz hayatımız, daha çok kendimizi geliştirdiğimiz, olgunlaştırdığımız aşama. Evlilik sonrası hayatımız ise kendimizi geliştirdiğimiz ve olgunlaştırdığımız bu sürecin meyvelerini yemeye başladığımız aşama. Yani; gerçek hayatın ta kendisi…
Yukarıda da bahsettiğim gibi bana göre evlilik 4 temelden oluşuyor. Karşılıklı saygı, sevgi, özveri ve güven. Bunlardan birinin eksik olması durumunda ilişkiler çatırdamaya başlıyor, çözümler bir anda sorun haline geliyor. Bana göre günümüzde boşanma oranlarının artış göstermesi, bu 4 temelden birinin zayıf olmasından kaynaklanıyor. İki taraflı anlayışın olmaması, çiftlerin paylaşımının azalması, paylaşımın azalışına paralel tartışmaların yaşanması, küçük tartışmaların zamanla kavgaya dönüşerek ilişkiyi yıpratması, hane içerisinde yaşanan problemlerin bireyleri dışarıda sevgi arayışına itmesi, vb birçok problem evliliği oldukça yıpratabiliyor. Hatta bazen klasik diş macunu bahaneleri bile boşanmak için bir neden olabiliyor.
Peki evliliğe bizi teşvik eden nedir? Evlilik öncesi genelde iki modelden bahsederiz : "Mantık Evliliği" , "Sevgi Evliliği". Sevgi olmadan nasıl mantıklı olunabilir ya da mantıklı olan sevgiyi hiçe sayabilir mi? Sanırım benim tercihim, mantıklı bir sevgi olurdu.
Mantık ve sevginin bulunmadığı ya da tükendiği evliliklerde "Evlilik aşkı öldürüyor!" derler. Ama bunu diyenler, anahtarın kendi elinde olduğunu da hiç bilmezler. Sevdiğin insanla aynı evi paylaşmak, aynı yemeği birlikte yemek, başarıyı birlikte yakalamak, mutluluğu ve hüznü birlikte yaşamak, varlığı ve yokluğu birlikte tatmak, zorluklara birlikte göğüs germek insan bundan başka ne isteyebilir ki?
Önemli olan kalbinin boş kalmış yarısını tamamlayabilecek biriyle hayatını devam ettirebilmek. Bunu hissetmediğinizde o evliliğin pek anlamı yokmuş gibi geliyor bana. Hani bir söz vardır. "Önemli olan sevgili uğrunda ölmek değil, uğrunda ölecek sevgili bulmak zor" Bu laf çok doğru galiba.
Genelde çevremde hep evliliğin güzelliklerini gördüm. Bunun en canlı örneği ise annem ve babamdır. Babam hala anneme ilk günkü kadar aşık, annem hala babama baktığında gözlerinin içi gülüyor. Çünkü onlarda içlerinde mantıklı bir sevgi yaşıyorlar. Demek ki evlilik 39 yıla rağmen aşkı öldürmüyormuş. Tabii sitemim bu lafı söyleyenlere…
Yazımı tamamladığımda e-mailime "Evlilik ve Aşk" konusunda yazarı belirsiz çok güzel bir yazı geldi. Böyle bir konuyu dile getirmişken, bu yazıyı da sizlerle paylaşmamın çokta anlamsız olmayacağını düşündüm.
"Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır.
Aslında aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken bile şefkatle okşayabilmektir.
Buna katlanamayanlar zaten aşık değillerdir.
Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını öldürüyor diyebiliriz.
Zira aşıksan, aynı havayı solumak bile zevk verir. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi bile onun evde olduğunun işaretidir ve huzur verir.
Ütülediğin gömleğin ona ne kadar çok yakışacağını düşünürsün.
Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini hayal edersin.
Bin tane ayakkabısı varken bin birinciye sahip olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan vazgeçersin.
Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu keşfedersin.
Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek, dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olarak görülüyorsa, o kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır.
Bu hayallerle yola çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından on bin firkete sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp "böyle kuaförü" diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey çatırdamaya başlayacaktır.
Evlilik; sadece aşk değildir.
Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik, ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık ilişkisidir.
Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta tutamaz.
Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde konyak içip geyik yapamayabilirsiniz.
Hala canınız sıkıldığında onu değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter, ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur.
O aradaki sinir evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır.
Tahammül edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan olduğuna inanacaklardır.
Zafer, direnenlerin olur. "
Sevgiyle Kalın…
Funda Taşdemir