ceyhanli
12-26-2007, 09:30
Eyvah!.. Bu doğru mu?!
“Haber 7” internet sitesinin Bugün gazetesinden alarak yayınladığı haberin başlığı şöyle: “Türk Profesörler Dünyaya Sıfır Çekti!”
Bu başlığın altındaki haber özetini okuyunca, içime bir tuhaflık çöktü:
“Yapay tartışmalara boğulan Türk Üniversiteleri, bilim üretmeyi unuttu! Son 25 yılın uluslararası bilimsel dökümüne göre Türkiye dünya bilimine yüzde 1’lik bir katkı bile yapmamış.” İlk tepkim şu oldu: Keşke bu haber doğru çıkmasa!..
İsterseniz hep beraber, haberin tamamını okuyalım ve ondan sonra üzerinde düşünelim:
“Türkiye’nin makale bazında dünya bilimine katkısı yüzde yarım oldu. Üstelik Türk bilim adamları, kendi makalelerine kendileri atıfta bulunarak referans atıf sayısını yükselttikleri halde, dünya bilimine yüzde 1’lik bir katkı bile yapamadık. Kendine yapılan atıflar çıktığında Türkiye’nin orijinal yayın sayısı 64 bine, atıf sayısı ise 112 bine geriliyor. Türk Üniversiteleri, özellikle temel bilimlerde sınıfta kaldı. Matematikte 25 yılda ancak 1197 yayın yapıldı ve 2 bin 649 atıf alındı. Kendine yapılan atıflar çıktığında yayın sayısı 747’ye, atıf sayısı da 498’e geriledi.
25 yılda fizik yayın sayısı 7 bin 359, atıf sayısı da 39 bin 435 gibi görülürken, kendine atıflar çıkarıldığında yayın sayısının bir anda 347’ye, atıf sayısının da 4 bin 40’a düştüğü gözlendi. Türkiye hukukta tam bir bilimsel çöküş içinde. 25 yılda sadece 14 hukuk makalesi yazıldı. 14 makaleye bir atıf yapılmış, o da yazarın kendisi tarafından! Klasik sanatlarda makale sayısı ise 3’te kaldı. Tarih, Edebiyat, Felsefe, Din ve Diyanet dallarında da durum içler acısı. Uluslararası alanda göğsümüzü kabartan tek dal tıp oldu. Yayınlanan 98 bin 186 yayının 38 bin 161’ini klinik tıp oluşturdu.
Üniversitelerimize baktığımızda, 1956’da kurulan ODTÜ’nün yayın sayısı 5 bin 711 (kendine atıflar hariç 3 bin 35), en eski üniversite olan İstanbul Üniversitesinin 8 bin 841 (kendine atıflar hariç 5 bin 736), Boğaziçi Üniversitesinin 2 bin 383 (kendine atıflar hariç bin 225), İTÜ’nün yayın sayısı ise 4 bin 27 (kendine atıflar hariç 2 bin 2) oldu. Askeri okullarda da durum dikkat çekici. 25 yılda Kara Harp Okulu 16, Deniz Harp Okulu 15, Hava Harp Okulu 7, GATA 852 yayın üretti. İşi bilimsel araştırma yapmak olan TÜBİTAK da bu sürede kendine atıflar dahil bin 933, kendine atıflar çıkıldığında bin 191 yayında kaldı.”
Doğrusu ben bu habere bir yorum yapamıyorum!.. Tek temennim bu haberin doğru çıkmaması. Haberi yayınlayan İnternet sitesine gelen üç adet okuyucu yorumunu, noktalama işaretleri dahil hiç dokunmadan eklemekle yetineceğim:
1.Yorum: “Aslında bizimkiler sıfır çekmezdi ama ortam müsait değil. Proflar başörtüsü irtica laiklik derken asli görevlerini yapamaz hale geldiler. Gariplerim demokrasiye mi sahip çıksınlar başörtüsüyle mi mücadele etsinler bilimle mi uğraşsınlar yazık ya acıdım.”
2.Yorum: “Üniversite çalışan olarak hiç şaşırmadım valla.”
3.Yorum: “Eyvah bütün çağdaş bilimleri gericiler mi çaldı yoksa.”
Netice: YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan; Üniversiteler asli işi olan bilimle uğraşırsa, sıkıntılar biter...demişti. İnşallah o günler artık gelir. Bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Bilim öğretmekle bilim üretmek tamamen farklı şeyler. Üniversitelerimiz, bugünkü yapısıyla sadece bilim öğretmeye çalışıyor. Eğer bu öğretmenin yanında üretme işini de yapabilselerdi; dünyanın gelişmiş ülkelerine nazaran; bilim üretme konusundaki bu hal-i perişanımız herhalde başka türlü olurdu. Lakin heyhat!...
Noktalar
İsmail Kapan
“Haber 7” internet sitesinin Bugün gazetesinden alarak yayınladığı haberin başlığı şöyle: “Türk Profesörler Dünyaya Sıfır Çekti!”
Bu başlığın altındaki haber özetini okuyunca, içime bir tuhaflık çöktü:
“Yapay tartışmalara boğulan Türk Üniversiteleri, bilim üretmeyi unuttu! Son 25 yılın uluslararası bilimsel dökümüne göre Türkiye dünya bilimine yüzde 1’lik bir katkı bile yapmamış.” İlk tepkim şu oldu: Keşke bu haber doğru çıkmasa!..
İsterseniz hep beraber, haberin tamamını okuyalım ve ondan sonra üzerinde düşünelim:
“Türkiye’nin makale bazında dünya bilimine katkısı yüzde yarım oldu. Üstelik Türk bilim adamları, kendi makalelerine kendileri atıfta bulunarak referans atıf sayısını yükselttikleri halde, dünya bilimine yüzde 1’lik bir katkı bile yapamadık. Kendine yapılan atıflar çıktığında Türkiye’nin orijinal yayın sayısı 64 bine, atıf sayısı ise 112 bine geriliyor. Türk Üniversiteleri, özellikle temel bilimlerde sınıfta kaldı. Matematikte 25 yılda ancak 1197 yayın yapıldı ve 2 bin 649 atıf alındı. Kendine yapılan atıflar çıktığında yayın sayısı 747’ye, atıf sayısı da 498’e geriledi.
25 yılda fizik yayın sayısı 7 bin 359, atıf sayısı da 39 bin 435 gibi görülürken, kendine atıflar çıkarıldığında yayın sayısının bir anda 347’ye, atıf sayısının da 4 bin 40’a düştüğü gözlendi. Türkiye hukukta tam bir bilimsel çöküş içinde. 25 yılda sadece 14 hukuk makalesi yazıldı. 14 makaleye bir atıf yapılmış, o da yazarın kendisi tarafından! Klasik sanatlarda makale sayısı ise 3’te kaldı. Tarih, Edebiyat, Felsefe, Din ve Diyanet dallarında da durum içler acısı. Uluslararası alanda göğsümüzü kabartan tek dal tıp oldu. Yayınlanan 98 bin 186 yayının 38 bin 161’ini klinik tıp oluşturdu.
Üniversitelerimize baktığımızda, 1956’da kurulan ODTÜ’nün yayın sayısı 5 bin 711 (kendine atıflar hariç 3 bin 35), en eski üniversite olan İstanbul Üniversitesinin 8 bin 841 (kendine atıflar hariç 5 bin 736), Boğaziçi Üniversitesinin 2 bin 383 (kendine atıflar hariç bin 225), İTÜ’nün yayın sayısı ise 4 bin 27 (kendine atıflar hariç 2 bin 2) oldu. Askeri okullarda da durum dikkat çekici. 25 yılda Kara Harp Okulu 16, Deniz Harp Okulu 15, Hava Harp Okulu 7, GATA 852 yayın üretti. İşi bilimsel araştırma yapmak olan TÜBİTAK da bu sürede kendine atıflar dahil bin 933, kendine atıflar çıkıldığında bin 191 yayında kaldı.”
Doğrusu ben bu habere bir yorum yapamıyorum!.. Tek temennim bu haberin doğru çıkmaması. Haberi yayınlayan İnternet sitesine gelen üç adet okuyucu yorumunu, noktalama işaretleri dahil hiç dokunmadan eklemekle yetineceğim:
1.Yorum: “Aslında bizimkiler sıfır çekmezdi ama ortam müsait değil. Proflar başörtüsü irtica laiklik derken asli görevlerini yapamaz hale geldiler. Gariplerim demokrasiye mi sahip çıksınlar başörtüsüyle mi mücadele etsinler bilimle mi uğraşsınlar yazık ya acıdım.”
2.Yorum: “Üniversite çalışan olarak hiç şaşırmadım valla.”
3.Yorum: “Eyvah bütün çağdaş bilimleri gericiler mi çaldı yoksa.”
Netice: YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan; Üniversiteler asli işi olan bilimle uğraşırsa, sıkıntılar biter...demişti. İnşallah o günler artık gelir. Bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Bilim öğretmekle bilim üretmek tamamen farklı şeyler. Üniversitelerimiz, bugünkü yapısıyla sadece bilim öğretmeye çalışıyor. Eğer bu öğretmenin yanında üretme işini de yapabilselerdi; dünyanın gelişmiş ülkelerine nazaran; bilim üretme konusundaki bu hal-i perişanımız herhalde başka türlü olurdu. Lakin heyhat!...
Noktalar
İsmail Kapan