selahattin_ay
10-09-2007, 12:14
Terörün arka-planı
Önce size bir soru: “Türkiye eninde sonunda Avrupa Birliği'ne üye olacak mı?”
http://img510.imageshack.us/img510/7529/fehmikoruvf5.jpg (http://imageshack.us)
Soruyu benim değil de değişik ülke halklarının siyasal eğilimlerini yansıtmak üzere yola çıkmış bir araştırma grubunun sorduğunu farz edin. Hatta işin içine biraz daha heyecan katmak için hayalinizi geniş tutun ve aynı sorunun Avrupa'nın değişik ülkelerinden insanlara da yöneltildiğini düşünün. Ortaya nasıl bir sonuç çıkmış olabilir?
Böyle bir soru Avrupa'nın değişik ülkelerinde soruldu ve “Türkiye eninde sonunda AB'ye üye olur” cevabını en tereddütlü veren bizim kendi insanlarımız çıktı; ülkemizin AB üyesi olacağına her dört Türk'ten yalnızca biri (yüzde 26) inanıyor. Oysa AB ortalaması yüzde 56... İngiltere (yüzde 73) ve Hollanda'da (yüzde 72) her dört kişiden üçü “Türkiye bir gün AB üyesi olur” diyor sözgelimi. Almanya'da oran yüzde 62. Oranın düşük olduğu Fransa (yüzde 31) bile Türkiye'den umutlu olmada Türklerin önünde...
German Marshall Fund adlı düşünce üreten kuruluşun her yıl yaptığı araştırmanın sonuncusu dünyanın gittiği istikametin ipuçlarıyla dolu. Türkiye'nin bir gün AB üyesi olacağını düşünen ülkelerde soruyu “Türkiye'nin girmesi iyi olur mu?” biçiminde değiştirdiğinizde çok farklı sonuçlar alınıyor. “İyi olur” diyenler (yüzde 22) derhal azalıyor, “İyi olmaz” diyenler (yüzde 31) artıyor; “İyi de olmaz kötü de” diyen ortadakilerin oranı en yüksek (yüzde 42). Türkiye'nin üyeliğine en fazla Fransızlar (yüzde 49) ve Almanlar (yüzde 43) karşı çıkıyorlar.
Avrupa halklarının Türkiye'nin AB üyeliğine bakışında bir önceki yıldan buyana fazla bir değişiklik yok; esas değişiklik Türkiye'den AB'ye bakışta: “Türkiye'nin AB üyeliği iyi midir?” sorusuna bir yıl önce “Evet, iyidir” diyenlerimizin oranı yüzde 54 iken, son yıl içerisinde yüzde 14'ümüz fikir değiştirmiş görünüyor (oran şimdi yüzde 40). Tek teselli, AB üyeliğine olumlu bakanlarımızın hâlâ en kalabalık grubu oluşturması...
Araştırma sonuçları Avrupalıların dünyanın gidişinden hiç memnun olmadıklarına işaret ediyor. Sorunlara sağlıklı bir bakışı da yansıtıyor sonuçlar. Sözgelimi “Uluslararası tehditlere karşı ne tür tedbir alınsa iyi olur?” sorusuna “Askerî çözüm” cevabını verenler (yüzde 20) küçük bir azınlık; buna karşılık ihtiyacı olan ülkelere yardım edilmesini (yüzde 84), başka ülkelerin davranışlarını etkileyici bir unsur olarak ikili ticaretin artırılmasını (yüzde 74) isteyenler çoğunlukta. Bu alanda da Atlantik'in iki yakasının birlikte hareket etmesi beklentisi hâkim.
Raporun bizi ilgilendiren özel bölümü 'Türkiye'nin artan tecridi' başlığını taşıyor. Görüşlerine başvurulan Türkler dünya olaylarında ABD ve AB'nin liderlik yapmasına kuşkuyla bakıyorlar. Bush'un politikalarını tasvip edenlerimizin oranı yalnızca yüzde 3. ABD ve AB'ye karşı hislerimizde olumsuza doğru bir yönelim görülüyor.
İlginç olan, giderek, kendi içimize kapanma görüntüsü vermemiz; araştırmada 'tecrit' denmesi bu yüzden... Bir yıl önce İran'ı daha yakın buluyormuşuz, bu yıl onu da kaygıyla izlemeye başlamışız (2006: yüzde 43; 2007: yüzde 30). Rusya (yüzde 21) ve Çin'e (yüzde 28) karşı da hislerimiz soğumuş, araştırmaya göre...
Rakamlar zaten soğuktur da, bu denli dünyadan kaygılı olmanın da iç ürperten bir etkisi var. Teknolojiyle küçülen dünya ülkeleri birbirine yaklaştırırken zihniyet dünyamızda global gelişmelerden kopma ihtimalini tedirgin edici buluyorum. Bu tabloyu oluşturan dış şartlardan en fazla bizim etkilenmemiz, bir süre sonra, gelişmeleri etkileme gücümüzü zedeleyebilir.
Yazıya bir soruyla girmiştim, fazla tepeden inme bulsanız da yine bir soruyla bitirmek istiyorum: “PKK ve destekçileri Türkiye'yi iyice içine kapatacak bir yöntem olarak terörü azdırıyor olmasınlar?”
Önce size bir soru: “Türkiye eninde sonunda Avrupa Birliği'ne üye olacak mı?”
http://img510.imageshack.us/img510/7529/fehmikoruvf5.jpg (http://imageshack.us)
Soruyu benim değil de değişik ülke halklarının siyasal eğilimlerini yansıtmak üzere yola çıkmış bir araştırma grubunun sorduğunu farz edin. Hatta işin içine biraz daha heyecan katmak için hayalinizi geniş tutun ve aynı sorunun Avrupa'nın değişik ülkelerinden insanlara da yöneltildiğini düşünün. Ortaya nasıl bir sonuç çıkmış olabilir?
Böyle bir soru Avrupa'nın değişik ülkelerinde soruldu ve “Türkiye eninde sonunda AB'ye üye olur” cevabını en tereddütlü veren bizim kendi insanlarımız çıktı; ülkemizin AB üyesi olacağına her dört Türk'ten yalnızca biri (yüzde 26) inanıyor. Oysa AB ortalaması yüzde 56... İngiltere (yüzde 73) ve Hollanda'da (yüzde 72) her dört kişiden üçü “Türkiye bir gün AB üyesi olur” diyor sözgelimi. Almanya'da oran yüzde 62. Oranın düşük olduğu Fransa (yüzde 31) bile Türkiye'den umutlu olmada Türklerin önünde...
German Marshall Fund adlı düşünce üreten kuruluşun her yıl yaptığı araştırmanın sonuncusu dünyanın gittiği istikametin ipuçlarıyla dolu. Türkiye'nin bir gün AB üyesi olacağını düşünen ülkelerde soruyu “Türkiye'nin girmesi iyi olur mu?” biçiminde değiştirdiğinizde çok farklı sonuçlar alınıyor. “İyi olur” diyenler (yüzde 22) derhal azalıyor, “İyi olmaz” diyenler (yüzde 31) artıyor; “İyi de olmaz kötü de” diyen ortadakilerin oranı en yüksek (yüzde 42). Türkiye'nin üyeliğine en fazla Fransızlar (yüzde 49) ve Almanlar (yüzde 43) karşı çıkıyorlar.
Avrupa halklarının Türkiye'nin AB üyeliğine bakışında bir önceki yıldan buyana fazla bir değişiklik yok; esas değişiklik Türkiye'den AB'ye bakışta: “Türkiye'nin AB üyeliği iyi midir?” sorusuna bir yıl önce “Evet, iyidir” diyenlerimizin oranı yüzde 54 iken, son yıl içerisinde yüzde 14'ümüz fikir değiştirmiş görünüyor (oran şimdi yüzde 40). Tek teselli, AB üyeliğine olumlu bakanlarımızın hâlâ en kalabalık grubu oluşturması...
Araştırma sonuçları Avrupalıların dünyanın gidişinden hiç memnun olmadıklarına işaret ediyor. Sorunlara sağlıklı bir bakışı da yansıtıyor sonuçlar. Sözgelimi “Uluslararası tehditlere karşı ne tür tedbir alınsa iyi olur?” sorusuna “Askerî çözüm” cevabını verenler (yüzde 20) küçük bir azınlık; buna karşılık ihtiyacı olan ülkelere yardım edilmesini (yüzde 84), başka ülkelerin davranışlarını etkileyici bir unsur olarak ikili ticaretin artırılmasını (yüzde 74) isteyenler çoğunlukta. Bu alanda da Atlantik'in iki yakasının birlikte hareket etmesi beklentisi hâkim.
Raporun bizi ilgilendiren özel bölümü 'Türkiye'nin artan tecridi' başlığını taşıyor. Görüşlerine başvurulan Türkler dünya olaylarında ABD ve AB'nin liderlik yapmasına kuşkuyla bakıyorlar. Bush'un politikalarını tasvip edenlerimizin oranı yalnızca yüzde 3. ABD ve AB'ye karşı hislerimizde olumsuza doğru bir yönelim görülüyor.
İlginç olan, giderek, kendi içimize kapanma görüntüsü vermemiz; araştırmada 'tecrit' denmesi bu yüzden... Bir yıl önce İran'ı daha yakın buluyormuşuz, bu yıl onu da kaygıyla izlemeye başlamışız (2006: yüzde 43; 2007: yüzde 30). Rusya (yüzde 21) ve Çin'e (yüzde 28) karşı da hislerimiz soğumuş, araştırmaya göre...
Rakamlar zaten soğuktur da, bu denli dünyadan kaygılı olmanın da iç ürperten bir etkisi var. Teknolojiyle küçülen dünya ülkeleri birbirine yaklaştırırken zihniyet dünyamızda global gelişmelerden kopma ihtimalini tedirgin edici buluyorum. Bu tabloyu oluşturan dış şartlardan en fazla bizim etkilenmemiz, bir süre sonra, gelişmeleri etkileme gücümüzü zedeleyebilir.
Yazıya bir soruyla girmiştim, fazla tepeden inme bulsanız da yine bir soruyla bitirmek istiyorum: “PKK ve destekçileri Türkiye'yi iyice içine kapatacak bir yöntem olarak terörü azdırıyor olmasınlar?”