Meftun
10-02-2007, 10:21
Son günlerde, birilerinin Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında kavga çıkarmaya yönelik merakı iyice depreşti. Güya iki liderin arasında gizli rekabet varmış da, popüler olma yolunda diğerine galebe çalıyormuş da... Delili nedir, ispat nerede?
Ortada somut bir şey yok. Adam oturuyor, gazetelerin birinci sayfalarında çıkan haberleri sayıyor. Cumhurbaşkanı Gül'ün Güneydoğu gezisi nedeniyle daha çok öne çıktığını görüyor ve Arşimet heyecanıyla sokağa çırılçıplak fırlayıp "buldum, buldum" diye bağırıyor. Bulduğu da ne; Abdullah Gül'ün gezisi, gazetelerde Erdoğan haberlerinden daha fazla yer almışmış. İyi de, Güneydoğu gezisinin tarihî bir yanı var ve gezi, haber değeri taşıyan pek çok unsuru da barındırıyor. Olsun; kimilerine göre bu durum, Gül-Erdoğan çekişmesinin potansiyel bir başlangıç noktası sayılmalıdır...
Her kritik dönemeçte Abdüllatif Şener'e başvurmaya bayılıyor "bir kısım medya". Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında hır gür çıkarmak istenir de, Şener'den görüş alınmaz mı? Güya Şener "Gül ön plana çıkarsa Başbakan rahatsız olur" demiş. Tabii röportajın yazılmayan kısmına vâkıf olamadığımız için sözün siyak ve sibakını bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına adaylığını, Tayyip Erdoğan'ın tutumu belirledi. Başbakan'ın kürsüden "Adayımız Abdullah Gül kardeşimdir." diye hitap ederek Gül'ün adaylığını açıkladığı günü hiç kimse unutamaz. O günden bugüne çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Dedikodu üretenler oldu, yalan yanlış bilgilerle siyasette çalkantı bekleyenler oldu. Ne var ki; iki liderin arasına şeytan giremedi. İkisi de birbirine karşı saygılı, anlayışlı, duyarlı. Öyle de olmak zorunda. Zira, biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan. Bulundukları makam fitne ateşiyle oynama mevkii değil; hizmet şevkiyle bütünleşme mevziidir.
Kimse darılsın istemem; ama bizim medyanın mariz bir ruh halini söylemek zorundayım: Devlet kademeleri arasında fitne çıkarmayı, körüklemeyi pek seviyor. Atatürk'le İnönü, Menderes'le Celal Bayar, Turgut Özal'la Yıldırım Akbulut, Süleyman Demirel'le Tansu Çiller, Bülent Ecevit'le Ahmet Necdet Sezer arasında problem çıkarmak için az çırpınmadı Türk basını. Hiç mi problem yoktu bu kişiler arasında? Olabilir. Nitekim aynı hanede, aynı ailede, aynı şirkette de problemler oluyor; ancak var olmayanı uydurma, var olanı kışkırtma gibi bir misyon edinmenin ne gibi bir mantığı olabilir?
Gül-Erdoğan çatışmasını sağlamak için kurulan habis tezgâh yeni değil aslında. Hatırlanacağı üzere Erdoğan'ın yasaklı olduğu günlerde Gül, başbakan olmuştu. O dönemde de her iki tarafa laf getirip götüren fettan kimseler belli odaklarla beraber çalışıyordu. Erdoğan'ın yasağı kalkınca Gül, kendine yaraşır bir olgunlukla liderinin önünü açtı. Fitne-fesatçıların hevesi kursağında kaldı. Aynı komployu Bülent Arınç üzerinden de denediler. Bülent Bey'in bilge bir siyasetçi olduğunu bilmedikleri gibi, ismi geçen şahısların arasındaki arkadaşlık ve sadakat konusunda da cahil oldukları ortaya çıktı.
Şimdi yeni bir dalaverenin peşindeler. Güya "cemaatler" Gül'ü daha çok destekliyormuş da, bu durum Tayyip Erdoğan'ı ikinci plana atıyormuş da... Fitnenin bile bir dayanak noktası olur. Kulağına fısıldanan her lafı bilgi sanan meslektaşlarımız, perde arkasındaki senarist güçlerin kendilerine kıs kıs güldüğünü görmüyor galiba. Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında fitne ocağı inşa etmek isteyenler, kirli tezgâhlarını yanlış yerde kuruyor. Zira bu ülkeye sevda tutkusuyla bağlı herkes bilir ki; Başbakanlık da Cumhurbaşkanlığı da devletin önemli mevkileridir; orada çatışma olmaz, olmamalıdır. Küçük meseleler büyütülmez ve fitneci cühelaya fırsat verilmez. Çünkü Türkiye'nin kanatlanıp aslî gücüne erişmesi için içeride huzur ve güven ortamının bulunması şarttır, şart!
02 Ekim 2007, Salı
Ortada somut bir şey yok. Adam oturuyor, gazetelerin birinci sayfalarında çıkan haberleri sayıyor. Cumhurbaşkanı Gül'ün Güneydoğu gezisi nedeniyle daha çok öne çıktığını görüyor ve Arşimet heyecanıyla sokağa çırılçıplak fırlayıp "buldum, buldum" diye bağırıyor. Bulduğu da ne; Abdullah Gül'ün gezisi, gazetelerde Erdoğan haberlerinden daha fazla yer almışmış. İyi de, Güneydoğu gezisinin tarihî bir yanı var ve gezi, haber değeri taşıyan pek çok unsuru da barındırıyor. Olsun; kimilerine göre bu durum, Gül-Erdoğan çekişmesinin potansiyel bir başlangıç noktası sayılmalıdır...
Her kritik dönemeçte Abdüllatif Şener'e başvurmaya bayılıyor "bir kısım medya". Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında hır gür çıkarmak istenir de, Şener'den görüş alınmaz mı? Güya Şener "Gül ön plana çıkarsa Başbakan rahatsız olur" demiş. Tabii röportajın yazılmayan kısmına vâkıf olamadığımız için sözün siyak ve sibakını bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığına adaylığını, Tayyip Erdoğan'ın tutumu belirledi. Başbakan'ın kürsüden "Adayımız Abdullah Gül kardeşimdir." diye hitap ederek Gül'ün adaylığını açıkladığı günü hiç kimse unutamaz. O günden bugüne çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Dedikodu üretenler oldu, yalan yanlış bilgilerle siyasette çalkantı bekleyenler oldu. Ne var ki; iki liderin arasına şeytan giremedi. İkisi de birbirine karşı saygılı, anlayışlı, duyarlı. Öyle de olmak zorunda. Zira, biri Cumhurbaşkanı, diğeri Başbakan. Bulundukları makam fitne ateşiyle oynama mevkii değil; hizmet şevkiyle bütünleşme mevziidir.
Kimse darılsın istemem; ama bizim medyanın mariz bir ruh halini söylemek zorundayım: Devlet kademeleri arasında fitne çıkarmayı, körüklemeyi pek seviyor. Atatürk'le İnönü, Menderes'le Celal Bayar, Turgut Özal'la Yıldırım Akbulut, Süleyman Demirel'le Tansu Çiller, Bülent Ecevit'le Ahmet Necdet Sezer arasında problem çıkarmak için az çırpınmadı Türk basını. Hiç mi problem yoktu bu kişiler arasında? Olabilir. Nitekim aynı hanede, aynı ailede, aynı şirkette de problemler oluyor; ancak var olmayanı uydurma, var olanı kışkırtma gibi bir misyon edinmenin ne gibi bir mantığı olabilir?
Gül-Erdoğan çatışmasını sağlamak için kurulan habis tezgâh yeni değil aslında. Hatırlanacağı üzere Erdoğan'ın yasaklı olduğu günlerde Gül, başbakan olmuştu. O dönemde de her iki tarafa laf getirip götüren fettan kimseler belli odaklarla beraber çalışıyordu. Erdoğan'ın yasağı kalkınca Gül, kendine yaraşır bir olgunlukla liderinin önünü açtı. Fitne-fesatçıların hevesi kursağında kaldı. Aynı komployu Bülent Arınç üzerinden de denediler. Bülent Bey'in bilge bir siyasetçi olduğunu bilmedikleri gibi, ismi geçen şahısların arasındaki arkadaşlık ve sadakat konusunda da cahil oldukları ortaya çıktı.
Şimdi yeni bir dalaverenin peşindeler. Güya "cemaatler" Gül'ü daha çok destekliyormuş da, bu durum Tayyip Erdoğan'ı ikinci plana atıyormuş da... Fitnenin bile bir dayanak noktası olur. Kulağına fısıldanan her lafı bilgi sanan meslektaşlarımız, perde arkasındaki senarist güçlerin kendilerine kıs kıs güldüğünü görmüyor galiba. Başbakan ile Cumhurbaşkanı arasında fitne ocağı inşa etmek isteyenler, kirli tezgâhlarını yanlış yerde kuruyor. Zira bu ülkeye sevda tutkusuyla bağlı herkes bilir ki; Başbakanlık da Cumhurbaşkanlığı da devletin önemli mevkileridir; orada çatışma olmaz, olmamalıdır. Küçük meseleler büyütülmez ve fitneci cühelaya fırsat verilmez. Çünkü Türkiye'nin kanatlanıp aslî gücüne erişmesi için içeride huzur ve güven ortamının bulunması şarttır, şart!
02 Ekim 2007, Salı