fatih kısaparmak balon baskılı balon Gazete, bir sabah duası olabilir mi? ...ALİ ÇOLAK - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gazete, bir sabah duası olabilir mi? ...ALİ ÇOLAK


CAGLAR
09-16-2007, 18:19
Ağız tadıyla gazete okuyabiliyor musunuz? İsterseniz, şöyle sorayım... Gazete haberlerinde özgün bir dil, sürükleyici bir üslup, aman beni bırakma diyen bir anlatım görüyor musunuz?
Adliye haberlerini okurken bir polisiye filmi seyrediyor gibi heyecan duyuyor ya da balık avlama mevsiminin geldiğini duyuran bir haberde balıkçıların ezeli dostu Sait Faik'in bir öyküsünden, mesela o nefis Sinağrit Baba'dan, Dülger Balığının Ölümü'nden küçücük bir kırıntı bulduğunuz oluyor mu? Bulamazsınız... Boğaz'da kaza haberlerinde Abdülhak Şinasi Hisar'dan, Tanpınar'dan, Tamburi Cemil Bey'den bir nefes duymadığınız gibi. Çünkü o haberleri yazan muhabirlerin çoğunun böyle dertleri, böyle incelmiş zevkleri, hadi biraz acımasız olayım, böyle birikimleri yoktur. Var ve yazdılar diyelim; gazeteler, haberde böyle 'süs' kabilinden 'katkılara' ihtiyaç duymaz, böyle inceliklere tahammül edemezler.

İşte bu yüzden, gazetelerimiz hep birbirinin kopyası gibi çıkıyor. Bütün gazetelerin haberleri, sınırlı, neredeyse ortak bir kelime dağarcığıyla yazılıyor. Benzer giriş cümleleri, klasikleşmiş ifade kalıpları, aynı elden çıkmış intibaı veren metinler... Kuru, tıkız, zevksiz...

Bir haberi okumaya durduğumuzda ne yazık ki, bir insan sıcaklığı ve zeka parıltısı karşılamıyor sizi. Ve metin hazzı denen nimetle asla karşılaşmıyorsunuz. Bu kuruluk, bu sıkıcılık insanın gazete okuma iştahını daha başından kapatıyor. Artık okumuyor, sadece bakıyorsunuz; başlıklara ve spotlara... Sokak diliyle çıkan ve zekâ düzeyi hayli aşağılarda sürünen kimi gazetelerden söz etmeye bile gerek yok sanırım. Onlar hakkında konuşmak, insan zekasına ve estetik bilimine saygısızlık olur.

Üstad Cemil Meriç, bir konuşmasında, Hegel'in "Gazete sabah duasıdır." sözünü hatırlattıktan sonra "zamanımızda gazetenin bir ticaret metaı haline geldiğini" söylemişti. Ona göre günümüzde gazetelerin hedefi uyandırmak, ışıklandırmak değil, haberleri istenilen şekilde aktarmak, okuyucuyu alışkanlıkların esiri haline getirmek ve mümkün olduğunca düşündürmemek"tir. Hegel'in dediği gibi 'sabah duası' değil belki, ama gazeteler pekâla bir sabah şöleni olabilir. Mahmur gözlerimizi açarak, beynimizi ışıklandırarak ve daima bizi şaşırtarak hayatımıza bir yenilik ve heyecan katabilirler.

Ne yazık ki bizler bu saadetten mahrumuz. Oysa Batılı gazetelerin pek çoğu, hakikaten bir sabah duası, bir şölen vaat eder okuruna. Haberler, bir kısa film gibi kurgulanır, bir öykü gibi yazılır. Bir haber okuduğunuzun farkında bile olmazsınız. İnce ince, zarafetle işlenmiş bir metin... Pırıltılı bir zekanın ürünü olduğu her halinden belli. Belli ki o metni yazan, sadece ne anlattığına değil, nasıl anlattığına da bakıyor. Yazdığı konuyu okutmak gibi bir derdi var. Bizde olmayan işte bu. Biz, yalnız olayları anlatıyoruz. Kurgu yok, öykü yok, ince eleyip sık dokunmuş bir üslup yok... Sadece konuya bakıyoruz, nasıl anlattığımıza değil... Sonuçta, onların yazdıkları bir sabah duası oluyor, bizimkiler beddua!

Bizde mümkün değil mi bu, başarılamaz mı? Elbette mümkün; ama önce böyle bir ihtiyaca inanmalıyız. Türkiye'de gazete okumanın nasıl tatsız tuzsuz bir şey olduğunu kabul edip çare aramalıyız. Sonra genç muhabirlerimizi 'yeni bir dil'in gerekliliğine inandırmalı ve onlara bunun eğitimini vermeliyiz. Bu eğitimin temelini de edebiyat metinleriyle atmalıyız. Yazmanın, iyi yazmanın yolu, iyi edebiyat metinleriyle kurulan dostluktan geçer. Bu dostluğu kazanmış haberciler, elbette daha zengin bir kelime kadrosuyla, daha özgün ve daha zevkli metinler yazacaklardır. Şiirle, öyküyle, denemeyle kurdukları bağ, onların dünyalarını genişletecek, yazı dillerini inceltecektir.

Geçen gün, bizim gazetenin üçüncü sayfasında gördüğüm bir başlığa çok üzüldüm. "Yağmur sezonu başlıyor, yıldırımlara dikkat!" diyordu. 'Sezon' kelimesi burada ne kadar yoz, ne kadar kötü duruyor. 'Tiyatro sezonu' deseniz, belki hoş görülür; ama yağmur sezonu olur mu? Mevsim gibi harikulâde bir kelime varken... Bu başlığı atan arkadaşımız eğer, Dranas'ın o güzelim 'Serenad' şiirindeki "Geldim işte mevsim gibi kapına / Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ' dizelerini okumuş olsaydı, asla 'sezon' gibi yabancı ve sevimsiz bir kelimeyi kullanmayacaktı.

Gazeteciler edebiyatla barıştıkları, iyi edebiyat okuru oldukları gün, belki gazeteler sabah duası olabilir!


ALİ ÇOLAK

mavera,
09-16-2007, 18:20
kardes yazin anladigim kadariyla alinti..emege saygi adina ve bizlerin yazarini bilmesi adina alinti yaptigin kaynagi belirtirsen sevinirim ;)

CAGLAR
09-19-2007, 21:24
GUZEL BIR YAZI