CeVHeR
01-24-2008, 23:39
Birinci gün patron Aydın Doğan diyordu ki: “Şimdi size açıkça meydan okuyorum.
Doğan Grubu’nun 2000 yılına kadar devletten alınmış tek kuruş kredisi yoktur. Bakın bu ifadeyi, kıvırtarak, açık noktalar bırakarak değil, net bir ifadeyle söylüyorum ve tekrarlıyorum.”
üçüncü gün şu noktaya geldi: “Medya, ülkedeki bütün sanayi kuruluşları gibi kredi kullanır. Kredi, ticari sistemin vazgeçilmez bir aracıdır. Hemen belirteyim. Biz de kredi kullanıyoruz... Benim grubumun devlet bankalarından kullandığı kısıtlı kredi oranı şu anda neredeyse sıfıra yakındır.”
“Tek kuruş almama”dan, “aldık ama, diğer bankaları hiç söylemem kamu bankasından ise çok azdır” açıklamasına geldik.. Daha durun, daha ne değişiklikler olacak patronun sözlerinde, göreceksiniz.
“Aaa Emlak Bankası kamu bankası mıydı, ben hiç bilmiyordum emin olun” diyecek.. Bekleyin gelecek bunun arkası!
İlk gün diyordu ki, “Benim müessesemde 40 bin dolar maaş alan ne bir gazeteci, ne de bir yazar vard?r.”
Dün yazarı Güneri Cıvaoğlu açıkladı: “40 bin dolar değil ama, 25 bin dolar alıyordum.” Asgari ücretin 14.400 TL olduğu günlerde, Güneri Cıvaoğlu beyefendi, 2.850.000 TL maaş alıyormuş!.. Yani asgari ücretli 200 işçinin bir ayda alacağı parayı, Güneri bey tek başına alıyormuş! Bugünün parasıyla 100 milyar lira yani!.. Hiç merak etmeyin, üçüncü şirketlerden, dördüncü şirketlerden, yan kuruluşlardan alınanların, telif adı altında verilenlerin hepsi çıkacak ortaya.. Orada göreceksiniz yalanları! 25 bin dolar da az para değil ama, onunla kalacağını hiç sanmayın!
Ben girişimi yaptım; Aydın Doğan’ın, patronu olduğu gazetede dizi yazarlığına soyunup, yaptığı açıklamalara tek tek cevap vermeye devam edecektim bugün.
Ama araya Anadolu Ajansı’ndan bir haber girdi. AA’dan HGK-SRD şifreli haberde, Vakit’in Hürriyet gazetesine ve Oktay Ekşi’ye tazminat ödemeye mahkûm olduğu yazılı idi.
“Allah Allah.. Böyle bir duruşmadan benim haberim yok, nereden çıktı şimdi bu?” diye meraklandım. Bir de baktım ki; bahsedilen karar, 27.12.2007 tarihli!. Bugün itibariyle neredeyse bir ay geçmiş kararın üzerinden.
Oysa bu tür kararlarda usûl şöyledir: AA muhabirleri duruşmayı izlerler.. Duruşmada karar çıkarsa, hemen o gün haberi servise koyarlar.. Anlaşılan AA muhabirleri duruşmayı izlememişler. Ama “Hazır Hürriyet-Vakit kavgası varken, Hürriyet’e bir destek de biz verelim” diye düşünmüş olmalılar ki; 27 gün önceki kararı, dünkü karar gibi takdim etmişler kamuoyuna!
Teşekkürler AA!
Hürriyet sizinle ayakta duracaktır!
Durabilirlerse tabii!
Her neyse; onlar devletin haber ajansı oldukları halde, devletin Başbakanı’na bağlı bir numaralı adamı(ömer Dinçer’i), yargısız infaza tabi tutmak için uğraş veren gazeteye destek çıkmak için haber üretsinler.. üretsinler bakalım, bir faydası olacaksa eğer!.
Ama şu gerçeği açık açık ifade edeyim.
Tazminatla ilgili o haberi, birçok gazeteden okuyacaksınız zaten.
Hangi mahkeme vermiş o kararı? Ankara’daki bir Asliye Hukuk Mahkemesi!
Peki, davanın Ankara ile ne ilgisi var? Hürriyet’in merkezi mi Ankara’da, yoksa Oktay Ekşi amcanın evi mi?
Hayır, her ikisinin de ikametgâhları İstanbul’da..
Peki niye Ankara’da dava açmışlar?
Orasını da siz tahmin edin artık. Biz üzerimize düşeni yapıp, bu suîniyetli tavrı, doğal hakim ilkesine aykırı uygulamayı, Yargıtay’a vereceğimiz temyiz dilekçesinde belirteceğiz.
Bakalım ne karar çıkacak?
Problem sadece bu mu?
Tabii ki değil. AA’nın haberinde deniliyor ki, “Davanın dilekçesinde, 9 Haziran 2005 tarihinde Vakit gazetesinde yayınlanan ‘Doğan Grubu’nun Amacı (ömer) Dinçer'e Baskı’ başlıklı haberde, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunulduğu iddia edilmişti.”
“Nankör”, “yalancı”, “kalleş” ve daha nice ifadelerin kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmediği ülkemizde, şimdi geldik, “baskı” kelimesinden manevi tazminat üretiyoruz.
Hayırlı uğurlu olsun.
Olsun da, bu işin bir de dosya içine de yansıyan gerçeklik yönleri var.
Nedir o? Hürriyet 2004 yılında, ömer Dinçer’e yönelik intihal iddiasında bulunmuş. Dinçer de Hürriyet’e dava açmış. Bu tamam. Arkasından; dava sürerken, hiçbir güncel gelişme yokken; Hürriyet Mart 2005’de aynı haberi bir daha yapmış. Sonra, Haziran 2005’de bir daha yapmış... Aynı haber üst üste üç defa yapılınca, muhabirlerimizin dikkatini çekmiş, olay araştırılmış ve Dinçer’in açtığı davanın bilirkişide olduğu, raporun verilmek üzere olduğu bilgisine ulaşılmış.
Bu bilgiler de Vakit’te yayınlanmış.
Hemen bir ay sonra, 28.07.2005’de bilirkişi raporunu vermiş. Tabii, tahmin ettiğiniz gibi Hürriyet lehine!
Hürriyet’teki o üçüncü haberden hemen sonra, “Hürriyet, bilirkişiye baskı yapmak istiyor” haberini yaptı diye, Vakit şimdi tazminat ödeyecekmiş!
Yalan mı yazmışız, doğru mu?
Yargıtay incelemesinden sonra görülecek, hiç kimse üzülmesin..
Tabii hiç kimse de, şimdiden sevinmesin!
Ali KARAHASANOĞLU / VAKİT 24/01/2008
Doğan Grubu’nun 2000 yılına kadar devletten alınmış tek kuruş kredisi yoktur. Bakın bu ifadeyi, kıvırtarak, açık noktalar bırakarak değil, net bir ifadeyle söylüyorum ve tekrarlıyorum.”
üçüncü gün şu noktaya geldi: “Medya, ülkedeki bütün sanayi kuruluşları gibi kredi kullanır. Kredi, ticari sistemin vazgeçilmez bir aracıdır. Hemen belirteyim. Biz de kredi kullanıyoruz... Benim grubumun devlet bankalarından kullandığı kısıtlı kredi oranı şu anda neredeyse sıfıra yakındır.”
“Tek kuruş almama”dan, “aldık ama, diğer bankaları hiç söylemem kamu bankasından ise çok azdır” açıklamasına geldik.. Daha durun, daha ne değişiklikler olacak patronun sözlerinde, göreceksiniz.
“Aaa Emlak Bankası kamu bankası mıydı, ben hiç bilmiyordum emin olun” diyecek.. Bekleyin gelecek bunun arkası!
İlk gün diyordu ki, “Benim müessesemde 40 bin dolar maaş alan ne bir gazeteci, ne de bir yazar vard?r.”
Dün yazarı Güneri Cıvaoğlu açıkladı: “40 bin dolar değil ama, 25 bin dolar alıyordum.” Asgari ücretin 14.400 TL olduğu günlerde, Güneri Cıvaoğlu beyefendi, 2.850.000 TL maaş alıyormuş!.. Yani asgari ücretli 200 işçinin bir ayda alacağı parayı, Güneri bey tek başına alıyormuş! Bugünün parasıyla 100 milyar lira yani!.. Hiç merak etmeyin, üçüncü şirketlerden, dördüncü şirketlerden, yan kuruluşlardan alınanların, telif adı altında verilenlerin hepsi çıkacak ortaya.. Orada göreceksiniz yalanları! 25 bin dolar da az para değil ama, onunla kalacağını hiç sanmayın!
Ben girişimi yaptım; Aydın Doğan’ın, patronu olduğu gazetede dizi yazarlığına soyunup, yaptığı açıklamalara tek tek cevap vermeye devam edecektim bugün.
Ama araya Anadolu Ajansı’ndan bir haber girdi. AA’dan HGK-SRD şifreli haberde, Vakit’in Hürriyet gazetesine ve Oktay Ekşi’ye tazminat ödemeye mahkûm olduğu yazılı idi.
“Allah Allah.. Böyle bir duruşmadan benim haberim yok, nereden çıktı şimdi bu?” diye meraklandım. Bir de baktım ki; bahsedilen karar, 27.12.2007 tarihli!. Bugün itibariyle neredeyse bir ay geçmiş kararın üzerinden.
Oysa bu tür kararlarda usûl şöyledir: AA muhabirleri duruşmayı izlerler.. Duruşmada karar çıkarsa, hemen o gün haberi servise koyarlar.. Anlaşılan AA muhabirleri duruşmayı izlememişler. Ama “Hazır Hürriyet-Vakit kavgası varken, Hürriyet’e bir destek de biz verelim” diye düşünmüş olmalılar ki; 27 gün önceki kararı, dünkü karar gibi takdim etmişler kamuoyuna!
Teşekkürler AA!
Hürriyet sizinle ayakta duracaktır!
Durabilirlerse tabii!
Her neyse; onlar devletin haber ajansı oldukları halde, devletin Başbakanı’na bağlı bir numaralı adamı(ömer Dinçer’i), yargısız infaza tabi tutmak için uğraş veren gazeteye destek çıkmak için haber üretsinler.. üretsinler bakalım, bir faydası olacaksa eğer!.
Ama şu gerçeği açık açık ifade edeyim.
Tazminatla ilgili o haberi, birçok gazeteden okuyacaksınız zaten.
Hangi mahkeme vermiş o kararı? Ankara’daki bir Asliye Hukuk Mahkemesi!
Peki, davanın Ankara ile ne ilgisi var? Hürriyet’in merkezi mi Ankara’da, yoksa Oktay Ekşi amcanın evi mi?
Hayır, her ikisinin de ikametgâhları İstanbul’da..
Peki niye Ankara’da dava açmışlar?
Orasını da siz tahmin edin artık. Biz üzerimize düşeni yapıp, bu suîniyetli tavrı, doğal hakim ilkesine aykırı uygulamayı, Yargıtay’a vereceğimiz temyiz dilekçesinde belirteceğiz.
Bakalım ne karar çıkacak?
Problem sadece bu mu?
Tabii ki değil. AA’nın haberinde deniliyor ki, “Davanın dilekçesinde, 9 Haziran 2005 tarihinde Vakit gazetesinde yayınlanan ‘Doğan Grubu’nun Amacı (ömer) Dinçer'e Baskı’ başlıklı haberde, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunulduğu iddia edilmişti.”
“Nankör”, “yalancı”, “kalleş” ve daha nice ifadelerin kişilik haklarına saldırı olarak kabul edilmediği ülkemizde, şimdi geldik, “baskı” kelimesinden manevi tazminat üretiyoruz.
Hayırlı uğurlu olsun.
Olsun da, bu işin bir de dosya içine de yansıyan gerçeklik yönleri var.
Nedir o? Hürriyet 2004 yılında, ömer Dinçer’e yönelik intihal iddiasında bulunmuş. Dinçer de Hürriyet’e dava açmış. Bu tamam. Arkasından; dava sürerken, hiçbir güncel gelişme yokken; Hürriyet Mart 2005’de aynı haberi bir daha yapmış. Sonra, Haziran 2005’de bir daha yapmış... Aynı haber üst üste üç defa yapılınca, muhabirlerimizin dikkatini çekmiş, olay araştırılmış ve Dinçer’in açtığı davanın bilirkişide olduğu, raporun verilmek üzere olduğu bilgisine ulaşılmış.
Bu bilgiler de Vakit’te yayınlanmış.
Hemen bir ay sonra, 28.07.2005’de bilirkişi raporunu vermiş. Tabii, tahmin ettiğiniz gibi Hürriyet lehine!
Hürriyet’teki o üçüncü haberden hemen sonra, “Hürriyet, bilirkişiye baskı yapmak istiyor” haberini yaptı diye, Vakit şimdi tazminat ödeyecekmiş!
Yalan mı yazmışız, doğru mu?
Yargıtay incelemesinden sonra görülecek, hiç kimse üzülmesin..
Tabii hiç kimse de, şimdiden sevinmesin!
Ali KARAHASANOĞLU / VAKİT 24/01/2008