Ak_Kelebek
07-30-2008, 10:48
Anayasa Mahkemesi AK Parti kapatma davasını görüşmeye başlamadan önce, her ikisi de yargılamaya muhatap bırakılan Cumhurbaşkanı ile Başbakan bir araya gelip görüşüyorlar. Bunda garipsenecek hiçbir şey olmaması gerek.
Ama garipseniyor ve garipsenmesini gerektirecek bazı nedenler var. Sıralamaya başlayalım:
- Görüşme önceden planlanmış değil. Bunu Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 27 Temmuz Pazar akşamı İstanbul’daki programını keserek Ankara’ya dönmesini soran gazetecilere “Ankara’da yapmamız gereken toplantı geliştiği için gittim” demesinden anlayabiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı yetkilileri de, Başbakanlık yetkilileri de bu konudaki soruya açık yanıt vermekten kaçınıyorlar. Ama görüşmenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talebiyle gerçekleştiği anlaşılıyor.
- Bunda da garipsenecek bir şey yok. Ancak Cumhurbaşkanı Gül’ün Başbakan Erdoğan ile Çankaya Köşkü’nde konuşmak istemediği anlaşılıyor. Bunun yerine AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu’nun evinde buluşuyorlar. Gül’ün halasının oğlu olan Tekelioğlu aynı zamanda kardeşi Türkan hanımla evli, yani eniştesi ve Gül’ü siyasete teşvik etmesiyle tanınıyor. Gül ve Erdoğan’ın bu görüşmeyi saklı tutmak istedikleri de dikkat çekici.
- AK Parti kaynakları dün gün boyunca “iki eski dost rahat bir ortamda hasret giderdi” dediler; bilgileri olmadığı için açıklayamadıkları bu görüşme için. Oysa Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın görüşme sıkıntısı yok. Aralarında bir diyalog sorunu olduğu yolunda bilinen somut bir gösterge de bulunmuyor.
- Oysa bu görüşme Ankara’da zincirleme bazı sorulara da yol açtı. Örneğin, acaba Cumhurbaşkanı ve Başbakan birilerinin kendilerini dinleyebileceği endişesiyle mi resmi olmayan ve önceden tahmin edilemeyecek bir mekânda buluşmuşlardı? Bunu ortaya atanlar, Cumhurbaşkanı’nın bile, Çankaya Köşkü’nde dahi yürütmenin başı olarak dinlenme gedişesi duyduğu varsayımından hareket ediyorlardı. Bir başka soru ise, acaba Cumhurbaşkanı ve Başbakanın, Tekelioğlu’nun evinde kamuoyunun bilmesini istemediği bir başka şahıs, ya da şahıslarla mı buluştuğu idi. Bunlar belki iddialı sorular, ama şeffaflığın olmadığı yerde boşluğu tahmin ve yorumlar dolduruyor.
- Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın neler konuşmuş olacağına dair senaryolar da üretiliyor. Bunların başında, doğal olarak AK Parti aleyhine süren ‘Kapatma Davası’ geliyor. Anayasa Mahkemesi beraat kararı verirse bu AK Parti ve Erdoğan için kesinkes bir zafer olacak; orada sorun yok. Ama kapatma kararı verirse, (Fethullah Gülen beraatinin Yargıtay tarafından onaylanmasından sonra artık çok düşük bir ihtimal olsa da) Gül ve özellikle Erdoğan’ın yasaklanması kararı çıkarsa ne olacak? Erken seçim partiye ve ülkeye ne getirir? Ne yapılabilir?
- Radikal okurlarının baştan beri ‘Üçüncün Yol’ olarak aşina olduğu formül gerçekleşirse, yani Mahkeme AK Parti’yi laiklik karşıtı eylemlerin odağı diye ilan eder, ama eylem ve kanıtların yeterince güçlü olmamasından dolayı kapatma-yasaklama yerine Hazine yardımı kesmekle yetinirse ne olacak? Bu durumda ne AK Parti, ne de iddia makamı ve iddialara siyasi destek verenler zafer ilan edebilecek. Bu karar kimseyi tatmin etmeyecek. Ama kimseyi tatmin etmeyecek bu karar, diğer yandan hem yargı, hem siyasete yeni manevra alanı, yeni başlangıç fırsatları verecek.
- Tabii bu toplantının, tam da Kapatma Davası karar süreciyle aynı sürece gelen Yüksek Askeri Şûra toplantısı öncesinde yapılmış olması da dikkat çekici. Dişayel mahkeme YAŞ toplantılarının başlayacağı 1 Ağustos Cuma öncesinde karar alır ve bu karar kapatma ve Erdoğan’a yasaklama şeklinde oluşursa, Başbakan YAŞ toplantısına başkanlık etmeyecek mi? Etmeyecekse kararlar nasıl oluşacak? Örneğin Başbakan yeni Genelkurmay Başkanı atamasını imzalayıp Cumhurbaşkanı’nı gönderemeden görevden düşerse, emekli olacak Orgeneral Yaşar Büyükanıt yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un atamasını kim gerçekleştirecek. 30 Ağustos’a dek kimse gerçekleştirmezse, Başbuğ da emekli olacağına göre, kapatma ve Erdoğan’a yasak kararı yalnızca hükümet değil, ordu yönetiminde de sıkıntıya yol açmayacak mı?
Gül ve Erdoğan’ın bu konuyu da görüşmüş olmaları çok mu akla uzak?
Murat YETKİN
radikal
Ama garipseniyor ve garipsenmesini gerektirecek bazı nedenler var. Sıralamaya başlayalım:
- Görüşme önceden planlanmış değil. Bunu Başbakan Tayyip Erdoğan’ın 27 Temmuz Pazar akşamı İstanbul’daki programını keserek Ankara’ya dönmesini soran gazetecilere “Ankara’da yapmamız gereken toplantı geliştiği için gittim” demesinden anlayabiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı yetkilileri de, Başbakanlık yetkilileri de bu konudaki soruya açık yanıt vermekten kaçınıyorlar. Ama görüşmenin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün talebiyle gerçekleştiği anlaşılıyor.
- Bunda da garipsenecek bir şey yok. Ancak Cumhurbaşkanı Gül’ün Başbakan Erdoğan ile Çankaya Köşkü’nde konuşmak istemediği anlaşılıyor. Bunun yerine AK Parti İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu’nun evinde buluşuyorlar. Gül’ün halasının oğlu olan Tekelioğlu aynı zamanda kardeşi Türkan hanımla evli, yani eniştesi ve Gül’ü siyasete teşvik etmesiyle tanınıyor. Gül ve Erdoğan’ın bu görüşmeyi saklı tutmak istedikleri de dikkat çekici.
- AK Parti kaynakları dün gün boyunca “iki eski dost rahat bir ortamda hasret giderdi” dediler; bilgileri olmadığı için açıklayamadıkları bu görüşme için. Oysa Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın görüşme sıkıntısı yok. Aralarında bir diyalog sorunu olduğu yolunda bilinen somut bir gösterge de bulunmuyor.
- Oysa bu görüşme Ankara’da zincirleme bazı sorulara da yol açtı. Örneğin, acaba Cumhurbaşkanı ve Başbakan birilerinin kendilerini dinleyebileceği endişesiyle mi resmi olmayan ve önceden tahmin edilemeyecek bir mekânda buluşmuşlardı? Bunu ortaya atanlar, Cumhurbaşkanı’nın bile, Çankaya Köşkü’nde dahi yürütmenin başı olarak dinlenme gedişesi duyduğu varsayımından hareket ediyorlardı. Bir başka soru ise, acaba Cumhurbaşkanı ve Başbakanın, Tekelioğlu’nun evinde kamuoyunun bilmesini istemediği bir başka şahıs, ya da şahıslarla mı buluştuğu idi. Bunlar belki iddialı sorular, ama şeffaflığın olmadığı yerde boşluğu tahmin ve yorumlar dolduruyor.
- Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın neler konuşmuş olacağına dair senaryolar da üretiliyor. Bunların başında, doğal olarak AK Parti aleyhine süren ‘Kapatma Davası’ geliyor. Anayasa Mahkemesi beraat kararı verirse bu AK Parti ve Erdoğan için kesinkes bir zafer olacak; orada sorun yok. Ama kapatma kararı verirse, (Fethullah Gülen beraatinin Yargıtay tarafından onaylanmasından sonra artık çok düşük bir ihtimal olsa da) Gül ve özellikle Erdoğan’ın yasaklanması kararı çıkarsa ne olacak? Erken seçim partiye ve ülkeye ne getirir? Ne yapılabilir?
- Radikal okurlarının baştan beri ‘Üçüncün Yol’ olarak aşina olduğu formül gerçekleşirse, yani Mahkeme AK Parti’yi laiklik karşıtı eylemlerin odağı diye ilan eder, ama eylem ve kanıtların yeterince güçlü olmamasından dolayı kapatma-yasaklama yerine Hazine yardımı kesmekle yetinirse ne olacak? Bu durumda ne AK Parti, ne de iddia makamı ve iddialara siyasi destek verenler zafer ilan edebilecek. Bu karar kimseyi tatmin etmeyecek. Ama kimseyi tatmin etmeyecek bu karar, diğer yandan hem yargı, hem siyasete yeni manevra alanı, yeni başlangıç fırsatları verecek.
- Tabii bu toplantının, tam da Kapatma Davası karar süreciyle aynı sürece gelen Yüksek Askeri Şûra toplantısı öncesinde yapılmış olması da dikkat çekici. Dişayel mahkeme YAŞ toplantılarının başlayacağı 1 Ağustos Cuma öncesinde karar alır ve bu karar kapatma ve Erdoğan’a yasaklama şeklinde oluşursa, Başbakan YAŞ toplantısına başkanlık etmeyecek mi? Etmeyecekse kararlar nasıl oluşacak? Örneğin Başbakan yeni Genelkurmay Başkanı atamasını imzalayıp Cumhurbaşkanı’nı gönderemeden görevden düşerse, emekli olacak Orgeneral Yaşar Büyükanıt yerine Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’un atamasını kim gerçekleştirecek. 30 Ağustos’a dek kimse gerçekleştirmezse, Başbuğ da emekli olacağına göre, kapatma ve Erdoğan’a yasak kararı yalnızca hükümet değil, ordu yönetiminde de sıkıntıya yol açmayacak mı?
Gül ve Erdoğan’ın bu konuyu da görüşmüş olmaları çok mu akla uzak?
Murat YETKİN
radikal