Ayşe_Berra
02-12-2008, 18:39
HADİ CANIM SEN DE
Şu ‘başörtüsü’ ya da ‘türban’ tartışması, kim ne diyorsa o kadar iğrendim ki artık…
Sokaklara fırlayıp “yeter ulaaaan” diye bağırasım geliyor…
Başta bu işi körükleyen insanını kutuplara ayıran medyasına, kullanan ve kıllanan siyasetçisine, sağcının sağdan solcunun soldan içi boş, sığ, kendini aşamamış üçüncü sınıf taşralı söylemlerinden, herkesin alim, ulema geçinmesinden, evindeki çeşmenin contasını, atan sigortanın üç telini yapmaktan aciz, ustasına müracaat edenlerin; din konusunda diyanete ders verecek kadar bilgili geçinmesinden…
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, evde çocuğuna söz geçiremeden sokaktaki çocuğun kıyafetine şekil vermeye çalışan, kendini çağdaş herkesi cahil gören, elindeki cep telefonunu ahize olarak kullanan, bilgi fakiri, teknoloji fakiri, yenilik düşmanı. Türkiye’yi arkadaş çevresi ve diğerlerinden ibaret gören, kimseyi beğenmeyen, baksan sözlükte bir kelimenin sıralanış biçiminden habersiz, okuduğun üç kitap desen “eee” “şey” “neydi” gibi asalak sözcüklerle ‘tumturaklı’ fikir kitaplarının ismini bulmaya çalışan, menfaatçi, hem ‘dominant’ hem ‘opurtunist’
Son iki kelimeyi özellikle Fransızca kullandığımı belirterek devam ediyorum…
SEN NE YAPTIN BUGÜNE KADAR?
Kafanı çevir ve evindeki kullandığın ‘kaliteli’ ‘nitelikli’ malzemelere dön, bak; hangisi senin?
Şu altında oturduğun ışığı mı sen buldun, o ışığa güç veren elektriği mi?
Seyrettiğin televizyonu mu sen buldun, dinlediğin radyoyu mu?
Şu yazdığın bilgisayarı (Computer) mı sen buldun, yoksa klavyeyi mi?
Çık, yatak odana git; bak tuvalet masası, sen orda tuvaletini yapmıyorsun ki niye tuvalet masası peki? Fransızlar öyle dediği için, ‘édo toilet’ te tuvalet kokusu demek herhalde, komodin’in ‘orijinal’ işlevini ben yazmaya utanırım, siz bakın…
Peki, o masanın üstüne koyduğun parfümlerinin ya da ‘kozmetik malzemeleri’ dediklerinin kaçı senin? Bak bak, isimlerine bak.
Sen adını zor söylersin ama sanki çoğu Fransızca konuşuyor gibi.
Bak burası mutfak, bak bu fritöz, patates kızartırsın.
Bu mikser istediğini karıştırırsın.
Bu da buzdolabı üst kısmına da “deep freze” yani derin dondurucu diyoruz.
O yan tarafta duran da çok işlevli hem radyo hem tv hem de ışıldak, sireni de var ama açma, komşulara gürültü olur bırak…
Cep telefonuna bak Nokia mı, Finlandiya’dan yani şu haritada yerini zor bulacağın yerden.
Hadi garaja inelim yani otoparkına, hangi araba senin?
Hadi canım sen sadece satın aldın, ne sen yaptın, ne baban, ne de atan…
Bak, yollara bak ‘trafik’ten yol alamıyoruz.
Bunlardan hangisi senin?
Minibüs, midibüs, otobüs, metrobüs…
Bak bak yukardan ne geçiyor uçak, helihopter istersen tayyare de bak bir şey bulutu yırtıyor adını unuttum neydi? Jet tamam…
TEKRAR SORUYORUM SEN NE YAPTIN?
Yok yok Allah için değil, kendin için, çocukların için, ülken için, sen ne yaptın?
Söze geldiğinde herkesin bir eksiğini bulan sen…
Sen ne yaptın; “1071’ de girdik Malazgirt’ten abi, alayının tozunu attırdık, 1453’te çöktük ‘gavurun’ tepesine indirdik gemileri karadan, anasını ağlattık, Viyana kapılarına kadar dayandık, Alman Fransa’nın başını esir aldı adam Kanuni’den yardım istedi. Kanuni ne dedi biliyon mu?
Rahat ol koçum biz Fransa ilimize seni Vali yapacağız…
Abi adam Fransa’yı il, başını da vali yapıyor, ezmeye bak…”
Biz zaten o günlerden sonra sadece slogan üretiyor, hamaset yapıyoruz…
Sadece korkaklardır cesaretlinin cesaretini anlatan…
Anlatmayan zaten cesurdur… Dün onurdur evet, peki ya yarın?
Evet o İstanbul’un o günkü resimlerine bir bak: Yalılara, sarnıçlara, camilere, saraylara…
Bir de şimdiki keşmekeşliğine, tarihi doku mu görmek istiyorsun git gör senin vilayetin Fransa’yı, hem sudan, hem karadan hem de havadan…
Eiffel’in tepesinden Paris i gördüğünde dantela gibi işlenmiş bir şehir görürsün, kalemle çizilmiş gibi…
Almanya’nın köylerinden, denizi doldurulmuş Hollanda’nın köylerine kadar…
Uçakla inerken bir de kendi memleketine bak bakalım sadece havadan…
Şimdi bu adamların hepsi gavur yani kafir, bütün bunlar da gavur icadı öyle mi?..
Hadi canım sen de…
Sen başa dolan, örtüye dolan, sen diline dolan, mezhebine dolan, sığ sularda kendine dolan... Sonra kalkıp çağdaş Türkiye masalları anlat, sonunda da bekle ki gökten üç elma düşsün…
NOT: EDEBİYAT BİLENLER İÇİN BU YAZIDA AYNI ZAMANDA TECAHÜL-Ü ARİF SANATI İCRA EDİLMİŞTİR… SEN DEDİĞİM HER YERDE KENDİM DE VARIM GÜZEL ÜLKEM…
Bedirhan Gökçe
Şu ‘başörtüsü’ ya da ‘türban’ tartışması, kim ne diyorsa o kadar iğrendim ki artık…
Sokaklara fırlayıp “yeter ulaaaan” diye bağırasım geliyor…
Başta bu işi körükleyen insanını kutuplara ayıran medyasına, kullanan ve kıllanan siyasetçisine, sağcının sağdan solcunun soldan içi boş, sığ, kendini aşamamış üçüncü sınıf taşralı söylemlerinden, herkesin alim, ulema geçinmesinden, evindeki çeşmenin contasını, atan sigortanın üç telini yapmaktan aciz, ustasına müracaat edenlerin; din konusunda diyanete ders verecek kadar bilgili geçinmesinden…
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, evde çocuğuna söz geçiremeden sokaktaki çocuğun kıyafetine şekil vermeye çalışan, kendini çağdaş herkesi cahil gören, elindeki cep telefonunu ahize olarak kullanan, bilgi fakiri, teknoloji fakiri, yenilik düşmanı. Türkiye’yi arkadaş çevresi ve diğerlerinden ibaret gören, kimseyi beğenmeyen, baksan sözlükte bir kelimenin sıralanış biçiminden habersiz, okuduğun üç kitap desen “eee” “şey” “neydi” gibi asalak sözcüklerle ‘tumturaklı’ fikir kitaplarının ismini bulmaya çalışan, menfaatçi, hem ‘dominant’ hem ‘opurtunist’
Son iki kelimeyi özellikle Fransızca kullandığımı belirterek devam ediyorum…
SEN NE YAPTIN BUGÜNE KADAR?
Kafanı çevir ve evindeki kullandığın ‘kaliteli’ ‘nitelikli’ malzemelere dön, bak; hangisi senin?
Şu altında oturduğun ışığı mı sen buldun, o ışığa güç veren elektriği mi?
Seyrettiğin televizyonu mu sen buldun, dinlediğin radyoyu mu?
Şu yazdığın bilgisayarı (Computer) mı sen buldun, yoksa klavyeyi mi?
Çık, yatak odana git; bak tuvalet masası, sen orda tuvaletini yapmıyorsun ki niye tuvalet masası peki? Fransızlar öyle dediği için, ‘édo toilet’ te tuvalet kokusu demek herhalde, komodin’in ‘orijinal’ işlevini ben yazmaya utanırım, siz bakın…
Peki, o masanın üstüne koyduğun parfümlerinin ya da ‘kozmetik malzemeleri’ dediklerinin kaçı senin? Bak bak, isimlerine bak.
Sen adını zor söylersin ama sanki çoğu Fransızca konuşuyor gibi.
Bak burası mutfak, bak bu fritöz, patates kızartırsın.
Bu mikser istediğini karıştırırsın.
Bu da buzdolabı üst kısmına da “deep freze” yani derin dondurucu diyoruz.
O yan tarafta duran da çok işlevli hem radyo hem tv hem de ışıldak, sireni de var ama açma, komşulara gürültü olur bırak…
Cep telefonuna bak Nokia mı, Finlandiya’dan yani şu haritada yerini zor bulacağın yerden.
Hadi garaja inelim yani otoparkına, hangi araba senin?
Hadi canım sen sadece satın aldın, ne sen yaptın, ne baban, ne de atan…
Bak, yollara bak ‘trafik’ten yol alamıyoruz.
Bunlardan hangisi senin?
Minibüs, midibüs, otobüs, metrobüs…
Bak bak yukardan ne geçiyor uçak, helihopter istersen tayyare de bak bir şey bulutu yırtıyor adını unuttum neydi? Jet tamam…
TEKRAR SORUYORUM SEN NE YAPTIN?
Yok yok Allah için değil, kendin için, çocukların için, ülken için, sen ne yaptın?
Söze geldiğinde herkesin bir eksiğini bulan sen…
Sen ne yaptın; “1071’ de girdik Malazgirt’ten abi, alayının tozunu attırdık, 1453’te çöktük ‘gavurun’ tepesine indirdik gemileri karadan, anasını ağlattık, Viyana kapılarına kadar dayandık, Alman Fransa’nın başını esir aldı adam Kanuni’den yardım istedi. Kanuni ne dedi biliyon mu?
Rahat ol koçum biz Fransa ilimize seni Vali yapacağız…
Abi adam Fransa’yı il, başını da vali yapıyor, ezmeye bak…”
Biz zaten o günlerden sonra sadece slogan üretiyor, hamaset yapıyoruz…
Sadece korkaklardır cesaretlinin cesaretini anlatan…
Anlatmayan zaten cesurdur… Dün onurdur evet, peki ya yarın?
Evet o İstanbul’un o günkü resimlerine bir bak: Yalılara, sarnıçlara, camilere, saraylara…
Bir de şimdiki keşmekeşliğine, tarihi doku mu görmek istiyorsun git gör senin vilayetin Fransa’yı, hem sudan, hem karadan hem de havadan…
Eiffel’in tepesinden Paris i gördüğünde dantela gibi işlenmiş bir şehir görürsün, kalemle çizilmiş gibi…
Almanya’nın köylerinden, denizi doldurulmuş Hollanda’nın köylerine kadar…
Uçakla inerken bir de kendi memleketine bak bakalım sadece havadan…
Şimdi bu adamların hepsi gavur yani kafir, bütün bunlar da gavur icadı öyle mi?..
Hadi canım sen de…
Sen başa dolan, örtüye dolan, sen diline dolan, mezhebine dolan, sığ sularda kendine dolan... Sonra kalkıp çağdaş Türkiye masalları anlat, sonunda da bekle ki gökten üç elma düşsün…
NOT: EDEBİYAT BİLENLER İÇİN BU YAZIDA AYNI ZAMANDA TECAHÜL-Ü ARİF SANATI İCRA EDİLMİŞTİR… SEN DEDİĞİM HER YERDE KENDİM DE VARIM GÜZEL ÜLKEM…
Bedirhan Gökçe