CeVHeR
12-30-2007, 02:04
"25 yıllık birikimim, gözümün önünde yandı" diyordu öğretmen Adem Kaya... Zavallı öğretmenin "25 yıllık birikimim" dediği, "otomobil"iydi... önceki gün, işte bu otomobil yanmıştı... "İstanbul'un 3 ayrı ilçesinde 9 araç daha kundaklandı" başlıklı haberlere konu olan "otomobil"di, Adem Kaya'nın otomobili... Evet, önceki gün "yakılan 9 araç"tan biriydi... Dün, son yakılan 4 araçla birlikte; üzerlerine "benzin" dökülerek yakılan araç sayısı 65'e yükseldi... Polis, "kundaklama"lar için, "kesinlikle teröristlerin işi" diyor... Evet, "PKK'lılar"ın!..
Peki, PKK'lılar "asker" ve "polis" öldürürken niye "otomobilleri öldürmeye" başladı?..
Ortak kanaat şu: "Sınırötesi operasyonlar" ile iyice sıkışan örgüt büyük şehirlerdeki militanlarını devreye sokarak "misilleme"ye başladı... Onlar da "otomobil"leri yakarak, "çöp bidonları"na bomba koyarak, halkta korku ve paniğe yol açmak, dolayısıyla sınırötesi operasyona verilen desteği tersine çevirmek istiyorlar!..
PKK VE DTP'NİN MASKESİ DüŞüNCE!
Tabiî, bu da bir "terör yöntemi"dir, bu da bir "psikolojik savaş"tır!..
"Terör"ün amacı da, zaten "halkı korku ve paniğe sevketmek" değil midir?..
PKK'lılar da, şimdi bunu yapıyor!..
Ancak, bu metodla bir yere varacaklarını, insanları sindireceklerini sanıyorlarsa, aldanıyorlar!..
Tam aksine "zemin" kaybediyorlar, "taban" kaybediyorlar!.. Bunun da ötesinde; bir zamanlar kendilerine "sempati" ile bakan insanları da kaybediyorlar!..
Daha düne kadar; hangi "inanç" ve "görüş"te olursa olsun, PKK sözkonusu olduğunda "Kürtler"in hemen hepsi, "sempati"sini belli eder ve PKK'ya toz kondurmazdı...
Hatta ,"PKK aleyhindeki" haber ve yorumlara "doğrudan tepki" koymasa da ,"hoşnutsuzluğunu" gösterirdi!.. çünkü onlara göre; PKK, "Kürtlerin temsilcisi" idi, "Kürtlerin özgürlüğü" için savaşıyordu!..
Bu düşünce, uzun yıllar devam etti!..
Tâ ki, "PKK'nın maskesi" düşene kadar... Tâ ki, "PKK'ya siyasi destek verenler"in ipliği pazara çıkıncaya kadar!..
Kürtlerin çoğunluğu "Müslüman" insanlardı... "Dinlerine bağlı" idiler... "Namaz" kılıyorlar, "oruç" tutuyorlar, "Hac"ca gidiyorlardı!..
Tamam, "PKK'ya sempati" duyuyorlardı ama, "inançlarına bağlılık" daha ağır basıyordu!..
Ne zaman ki;
PKK'nın "Marksist ve ateist" bir örgüt olduğu ortaya çıktı, ne zaman ki "PKK'nın siyasi uzantısı" olduklarını her fırsat ve platformda gösteren DTP'lilerin "İslâm"la, "namaz"la, "niyaz"la bir ilgilerinin olmadığı, tam aksine "Zerdüşt" inancını savundukları ortaya çıktı; işte o zaman "Müslüman Kürtler" kimin peşinde olduklarını düşünmeye ve kendilerini sorgulamaya başladılar!..
Uzatmayalım... DTP'lilerin "İslâm aleyhinde" konuşmaları ve üstüne üstlük bir "Ramazan günü"nde, milletin gözleri önünde "su" içmeleri, bardağı taşıran son damla oldu!..
Bu millet; bir 10 Kasım'da, Anıtkabir'de 70 milyonun gözleri önünde "su" içen A.N.Sezer'den nasıl "gıcık" kaptıysa, Müslüman Kürtler de PKK'dan ve DTP'den gıcık kapmaya, "saflarını netleştirmeye" başladı!..
İşte bu açıdan, 22 Temmuz seçimleri "Kürtlerin yol ayrımı"nın bir nişanesidir. Uzun yıllar "PKK'nın başkenti" olarak bilinen Diyarbakır'da, AK Parti'nin 6, DTP'nin 4 milletvekili çıkarması; Kürt halkının "Marksist, ateist ve Zerdüşt önderler"in kıskacından kurtulduğunun; "Kürt de, Türk de bizim kardeşimiz" diyen AK Parti'ye yöneldiğinin bir göstergesidir!..
Ve şimdi... 22 Temmuz'da "6-4 mağlup" DTP'yi, "yerel seçimi de kaybetme" panik ve korkusu sarmıştır!..
Bilmektedirler ki;
"Diyarbakır Belediyesi" de ellerinden giderse; ne PKK kalır ortada, ne de DTP!..
O halde;
'Dağ"da teröre, "şehir"de otomobil kundaklamaya devam... Hele de, "sınır ötesi operasyonlar"dan sonra!..
BU, "MİLLET"LE SAVAŞTIR!
İyi hoş da; bu PKK'lılar bilmezler mi ki; halktaki bu "korku ve panik" bir süre sonra "öfke ve nefret"e döner!?! O öfkeyle "kundakçı"ları bir yakalarlarsa var ya, "linç" etmeleri işten değildir!..
PKK'lılar bilmezler mi ki; bu yaptıkları, "Devlet"e karşı değil, "millet"e karşı bir savaştır!..
Şu hâle bakın;
Gariban bir öğretmen; 25 yıl boyunca didinmiş, tasarruf yapmış ve bir "otomobil" almış kendine... Sen de gidip; o otomobile benzin dökmüş, kibriti çakmış ve yakmışsın!..
Kimin malını yakıyorsun a salak!..
Hem halkta "taban" bulmaya çalışıyorsun, hem de "halkın ciğeri"ni yakıyorsun!..
Düşünsene be ahmak;
"Mal"ın, "canın yongası" olduğunu düşünsene... Malı yanan, canı yanan bir adam, sana "sempati" duyabilir mi hiç?..
Bu "korku" ve "endişe"yle yaşayan bir toplum, sana "öfke ve nefret"le bakmaz mı?.. Eline bir geçirse, "linç" etmeyi düşünmez mi?..
Kalkmış, bir de "özgürlük"ten, "bağımsızlık"tan dem vuruyorsun!..
Şu yaktığın "otomobil"lerin tamamı "ithal" ediliyor, bavul bavul "döviz" ödeniyor!.. Sen de onları yakarak, Türkiye'yi "daha fazla dışa bağımlı" hale getiriyorsun!..
O kadar "embesil"sin ki;
"Emperyalizm"den şikâyet eden sen, "emperyalistlere hizmet" ettiğinin farkında bile değilsin!..
HALK DüŞMANLARI HER YERDE!
Bu eylemlerinizle, "halk düşmanı" bir örgüt olduğunuzu gösteriyorsunuz ki; aslında iyi oluyor... Size "sempati" besleyenleri de, kendinizden "nefret" ettiriyorsunuz!..
Yaptığınız, sadece "servet düşmanlığı" değil; siz aynı zamanda birer "Hak ve halk düşmanı"sınız!..
Hem de; bütün "Marksist"ler, "ateist"ler, kısacası bütün "solcu"lar gibi!..
Onlar da; "servet düşmanlığı" yaparak çıktılar yola... "Halk devrimi" yapacaklardı... "Eşitlik" sağlayacaklardı.
Ama ne oldu?..
"Marksizm"in rantını yiye yiye "kapitalizm"in kucağına oturdular... Millet "gecekondu"larda oturup, "Birinci" cigarası tüttürmeye devam etti, ama onlar "Amerikan emperyalizmi"nin simgesi "Marlboro" sigarası tüttürmeye, "viski" içmeye ve "yalı"larda oturmaya başladı!..
Ama, "Hak ve halk düşmanlıkları" aynen devam etti... Bu düşmanlıklarını "sızdıkları" bürokraside, yuvalandıkları "örgüt"lerde ve köşe başını tuttukları "gazete/televizyon"larda sürdürdüler!..
Bir tek "sanat" sektörü kalmıştı, oraya da sıçrattılar "ideoloji"lerini!..
İşte Fazıl Say...
Benim gözümde, bu adam; hem "Hak düşmanlığı"nın, hem de "halk düşmanlığı"nın simge ismidir!..
Evet; "Türkiye Ortaçağ karanlığına gidiyor... Bakan eşleri türban takıyor" sözü, "Hak düşmanlığı"nın ifadesidir...
Bekir Coşkun gibi, "Türkiye'nin köpekleri"ni seven ama "Türkiye'nin insanları"nı bir türlü sevemeyen bir adamın, "inançlı insanlar" için sarfettiği "Göbeğini kaşıyan adam" hakaretini televizyona taşıyan Fazıl Say, hem "halk düşmanlığı"nın, hem de "Hak düşmanlığı"nın simge ismi olmuştur!
"Göbeğini kaşıyan adam" suçlamasının hedefinde Osman Yağmurdereli vardır... Peki, Osman Yağmurdereli niçin Fazıl Say'ın hedefi olmuştur?.. çünkü Osman Yağmurdereli; "Yeniden evlenseydim, saçının telini yalnızca benim görebileceğim bir hanımefendiyi tercih ederdim" diyerek, "başörtüsü"nden yana tavır koymuştur... Bu tavır, Fazıl Say'ın karşı çıktığı "yüzde 70 halk çoğunluğu"nun yanında olmak demektir!.. Dolayısıyla, "hakaret"e müstehaktır!..
FAZIL SAY'IN AĞABABALARI
Bekir Coşkun ve Fazıl Say gibiler, aslında "dede"lerinin ve "ağababaları"nın yanında yunmuş-arınmış sayılır!.. çünkü, "ağababa"ları, onlardan da "şedit"ti!..
önceki gün Beşir Ayvazoğlu yazmıştı... Fazıl Say'ın, "zihniyet" olarak "dede"si, "ağababa"sı sayılan Mahmut Ragıp Kösemihaloğlu gibiler, "yüzde 70'i öldürecek" kadar, "gözlerini kan bürümüş" birer "halk düşmanı"ymış!..
Söz, Beşir Ayvazoğlu'nda:
"Yıl 1934. Musiki inkılâbı yapılmış, Tük musikisi radyodan, konservatuardan, okullardan kovulmuş! Halk, piyasada bulabildiği taş plakları -ki bir ara onların da toplatılması düşünülmüştü- veya Kahire Radyosu'nu dinleyerek musiki ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır./../ Bu arada Türk musikisiyle Batı musikisinin imkanlarını birleştirerek "modern alaturka", "alaturka salon orkestrası" gibi isimlerle çıkış yolu arayanlar da vardır. Bu amaçla kurulan ve piyano gibi bazı Batı sazlarıyla armoni, solo, orkestra gibi Batı müziğine has terimleri de kullanan bir topluluk Ankara'da bir gazinoda bir konser verir. "Musiki İnkılabı"nın öncü isimlerinden Mahmut Ragıp Bey, bu konser hakkındaki yazısında topluluğu aşağılayıcı bir üslûpla tasvir ettikten sonra diyor ki:
"Bu adamlar bilmiyorlardı ki tarihi Türk sanatı çoktan devrini kapayıp divan edebiyatı gibi ortadan çekilmiş, alaturka adı altında son nefeslerini yaşayan yukarıda söylediğim kepazelikler ise polis kuvvetiyle ve kanunlarla yasak edilmesi lâzım gelen maneviyat mikropları olup kalmıştı."
Mahmut Ragıp Bey, bu kadar hakaretle yetinmiyor ve eski musikiyi yaşatmaya çalışanlara nasıl cezalar verilmesi gerektiğini Avrupa tarihinden bir örnekle anlatıyor:
"Eski zamanlarda Avrupa'da da bu gibi mikroplu musikilere karşı devlet kuvvetlerinin harp açtığı, kanunlar çıkardığı görülmüştür. Meselâ İsveç'te öyle bir devir gelmiş ki büyük şehirlerde ahlâksızlık ve ruhsuzluk terennüm eden şarkıcılar idama mahkûm edilir olmuşlar; hem de alaylı şekilde."
(...)
üslûbundan "alaturka"cıları böyle bir cezaya çarptırılmış görmekten çokmutlu olacağı anlaşılan Mahmut Ragıp Bey'in "kepazelik" ve "mikroplu musiki" dediği, Itrî'lerin, Dede Efendi'lerin, Hacı Arif ve Tanburi Cemil Bey'lerin musikisi.../../ Ve lâyık gördüğü ceza, aşağılayarak idam etmek..."
ZEMİN KAYBETTİKçE çILDIRIYORLAR!
Görüyorsunuz ya; Fazıl Say'ın "ağababa"sı ve "dede"si sayılan kafalar, böylesine "zorba"dır, böylesine "despot"tur, böylesine "diktatör"dür ve böylesine "totaliter!"
Hele söyleyin şimdi;
"Hak ve halk düşmanlığı" konusunda Fazıl Say ile PKK'lılar arasında ne fark vardır!?!
Yaptıkları iş, nihayetinde "halkın inancı"na, "halkın malı"na ve "halkın kültürü"ne düşmanlıktır!..
Bana göre; Fazıl Say'ın bu ülkeye verdiği zarar, PKK'lıların verdiği zarardan daha az değildir!..
Uzun lâfın kısası;
Bu millet, "PKK'lı terörist"lere ne kadar "öfke ve nefret" besliyorsa, Fazıl Say zihniyetinden de o kadar "nefret" etmektedir!..
PKK, halk tabanında nasıl "zemin" kaybediyorsa, Fazıl Say da kaybetmektedir ki, zaten "hırçınlığı ve küstahlığı" buradan kaynaklanmaktadır.
Bu "hırçınlık"lar ve "küstahlık"lar "acizlik" ve "zayıflık" belirtileridir!..
Hızla eriyorlar, hızla yok oluyorlar!..
Saldırılar, "can havli" halidir!..
PKK'nın da, Fazıl Say'ın da!.
----------------------------------------------------------------
BBG Evi mi, İBG Evi mi?
Hatırlarsınız... BBG, yani "Biri Bizi Gözetliyor" türü programların yapımcılarından biri; "Benim amacım onları yarıştırmak veya evlendirmek değil!.. Benim amacım, aile yapısını dinamitlemek!" demişti.
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, PKK kampları için; "O kamplar, bizim için artık birer BBG Evi gibi" sözü, herhalde tarihe geçecektir!.. Tıpkı, "bombacı astsubay" için; "Tanırım, iyi çocuktur" sözü gibi!..
PKK'lılar, evet gözetleniyorlar!.. Her hareketleri adım adım takip ediliyor... Tabiî, "ABD uyduları"nın "anlık istihbarat"larıyla!.. Yani, PKK kamplarını "ABD'nin gözü"yle gözetliyoruz!..
Gözetliyorduk ki, dün yeni bir haber geldi... "Uçak"larımızı, "tank"larımızı ve "top"larımızı modernize ettirdiğimiz İsrail'den, 200 milyon Dolar'a "insansız uçak" alacakmışız, iyi mi?.. Bundan sonra, o uçaklarla gözetleyecekmişiz PKK kamplarını!..
Bu durumda, "BBG Evi" tabirini de değiştirip, "İBG Evi" demekte bir sakınca olmaz herhalde!..
İBG, yani "İsrail Bizi Gözetliyor!"
Hasan KARAKAYA / VAKİT 29/12/2007
Peki, PKK'lılar "asker" ve "polis" öldürürken niye "otomobilleri öldürmeye" başladı?..
Ortak kanaat şu: "Sınırötesi operasyonlar" ile iyice sıkışan örgüt büyük şehirlerdeki militanlarını devreye sokarak "misilleme"ye başladı... Onlar da "otomobil"leri yakarak, "çöp bidonları"na bomba koyarak, halkta korku ve paniğe yol açmak, dolayısıyla sınırötesi operasyona verilen desteği tersine çevirmek istiyorlar!..
PKK VE DTP'NİN MASKESİ DüŞüNCE!
Tabiî, bu da bir "terör yöntemi"dir, bu da bir "psikolojik savaş"tır!..
"Terör"ün amacı da, zaten "halkı korku ve paniğe sevketmek" değil midir?..
PKK'lılar da, şimdi bunu yapıyor!..
Ancak, bu metodla bir yere varacaklarını, insanları sindireceklerini sanıyorlarsa, aldanıyorlar!..
Tam aksine "zemin" kaybediyorlar, "taban" kaybediyorlar!.. Bunun da ötesinde; bir zamanlar kendilerine "sempati" ile bakan insanları da kaybediyorlar!..
Daha düne kadar; hangi "inanç" ve "görüş"te olursa olsun, PKK sözkonusu olduğunda "Kürtler"in hemen hepsi, "sempati"sini belli eder ve PKK'ya toz kondurmazdı...
Hatta ,"PKK aleyhindeki" haber ve yorumlara "doğrudan tepki" koymasa da ,"hoşnutsuzluğunu" gösterirdi!.. çünkü onlara göre; PKK, "Kürtlerin temsilcisi" idi, "Kürtlerin özgürlüğü" için savaşıyordu!..
Bu düşünce, uzun yıllar devam etti!..
Tâ ki, "PKK'nın maskesi" düşene kadar... Tâ ki, "PKK'ya siyasi destek verenler"in ipliği pazara çıkıncaya kadar!..
Kürtlerin çoğunluğu "Müslüman" insanlardı... "Dinlerine bağlı" idiler... "Namaz" kılıyorlar, "oruç" tutuyorlar, "Hac"ca gidiyorlardı!..
Tamam, "PKK'ya sempati" duyuyorlardı ama, "inançlarına bağlılık" daha ağır basıyordu!..
Ne zaman ki;
PKK'nın "Marksist ve ateist" bir örgüt olduğu ortaya çıktı, ne zaman ki "PKK'nın siyasi uzantısı" olduklarını her fırsat ve platformda gösteren DTP'lilerin "İslâm"la, "namaz"la, "niyaz"la bir ilgilerinin olmadığı, tam aksine "Zerdüşt" inancını savundukları ortaya çıktı; işte o zaman "Müslüman Kürtler" kimin peşinde olduklarını düşünmeye ve kendilerini sorgulamaya başladılar!..
Uzatmayalım... DTP'lilerin "İslâm aleyhinde" konuşmaları ve üstüne üstlük bir "Ramazan günü"nde, milletin gözleri önünde "su" içmeleri, bardağı taşıran son damla oldu!..
Bu millet; bir 10 Kasım'da, Anıtkabir'de 70 milyonun gözleri önünde "su" içen A.N.Sezer'den nasıl "gıcık" kaptıysa, Müslüman Kürtler de PKK'dan ve DTP'den gıcık kapmaya, "saflarını netleştirmeye" başladı!..
İşte bu açıdan, 22 Temmuz seçimleri "Kürtlerin yol ayrımı"nın bir nişanesidir. Uzun yıllar "PKK'nın başkenti" olarak bilinen Diyarbakır'da, AK Parti'nin 6, DTP'nin 4 milletvekili çıkarması; Kürt halkının "Marksist, ateist ve Zerdüşt önderler"in kıskacından kurtulduğunun; "Kürt de, Türk de bizim kardeşimiz" diyen AK Parti'ye yöneldiğinin bir göstergesidir!..
Ve şimdi... 22 Temmuz'da "6-4 mağlup" DTP'yi, "yerel seçimi de kaybetme" panik ve korkusu sarmıştır!..
Bilmektedirler ki;
"Diyarbakır Belediyesi" de ellerinden giderse; ne PKK kalır ortada, ne de DTP!..
O halde;
'Dağ"da teröre, "şehir"de otomobil kundaklamaya devam... Hele de, "sınır ötesi operasyonlar"dan sonra!..
BU, "MİLLET"LE SAVAŞTIR!
İyi hoş da; bu PKK'lılar bilmezler mi ki; halktaki bu "korku ve panik" bir süre sonra "öfke ve nefret"e döner!?! O öfkeyle "kundakçı"ları bir yakalarlarsa var ya, "linç" etmeleri işten değildir!..
PKK'lılar bilmezler mi ki; bu yaptıkları, "Devlet"e karşı değil, "millet"e karşı bir savaştır!..
Şu hâle bakın;
Gariban bir öğretmen; 25 yıl boyunca didinmiş, tasarruf yapmış ve bir "otomobil" almış kendine... Sen de gidip; o otomobile benzin dökmüş, kibriti çakmış ve yakmışsın!..
Kimin malını yakıyorsun a salak!..
Hem halkta "taban" bulmaya çalışıyorsun, hem de "halkın ciğeri"ni yakıyorsun!..
Düşünsene be ahmak;
"Mal"ın, "canın yongası" olduğunu düşünsene... Malı yanan, canı yanan bir adam, sana "sempati" duyabilir mi hiç?..
Bu "korku" ve "endişe"yle yaşayan bir toplum, sana "öfke ve nefret"le bakmaz mı?.. Eline bir geçirse, "linç" etmeyi düşünmez mi?..
Kalkmış, bir de "özgürlük"ten, "bağımsızlık"tan dem vuruyorsun!..
Şu yaktığın "otomobil"lerin tamamı "ithal" ediliyor, bavul bavul "döviz" ödeniyor!.. Sen de onları yakarak, Türkiye'yi "daha fazla dışa bağımlı" hale getiriyorsun!..
O kadar "embesil"sin ki;
"Emperyalizm"den şikâyet eden sen, "emperyalistlere hizmet" ettiğinin farkında bile değilsin!..
HALK DüŞMANLARI HER YERDE!
Bu eylemlerinizle, "halk düşmanı" bir örgüt olduğunuzu gösteriyorsunuz ki; aslında iyi oluyor... Size "sempati" besleyenleri de, kendinizden "nefret" ettiriyorsunuz!..
Yaptığınız, sadece "servet düşmanlığı" değil; siz aynı zamanda birer "Hak ve halk düşmanı"sınız!..
Hem de; bütün "Marksist"ler, "ateist"ler, kısacası bütün "solcu"lar gibi!..
Onlar da; "servet düşmanlığı" yaparak çıktılar yola... "Halk devrimi" yapacaklardı... "Eşitlik" sağlayacaklardı.
Ama ne oldu?..
"Marksizm"in rantını yiye yiye "kapitalizm"in kucağına oturdular... Millet "gecekondu"larda oturup, "Birinci" cigarası tüttürmeye devam etti, ama onlar "Amerikan emperyalizmi"nin simgesi "Marlboro" sigarası tüttürmeye, "viski" içmeye ve "yalı"larda oturmaya başladı!..
Ama, "Hak ve halk düşmanlıkları" aynen devam etti... Bu düşmanlıklarını "sızdıkları" bürokraside, yuvalandıkları "örgüt"lerde ve köşe başını tuttukları "gazete/televizyon"larda sürdürdüler!..
Bir tek "sanat" sektörü kalmıştı, oraya da sıçrattılar "ideoloji"lerini!..
İşte Fazıl Say...
Benim gözümde, bu adam; hem "Hak düşmanlığı"nın, hem de "halk düşmanlığı"nın simge ismidir!..
Evet; "Türkiye Ortaçağ karanlığına gidiyor... Bakan eşleri türban takıyor" sözü, "Hak düşmanlığı"nın ifadesidir...
Bekir Coşkun gibi, "Türkiye'nin köpekleri"ni seven ama "Türkiye'nin insanları"nı bir türlü sevemeyen bir adamın, "inançlı insanlar" için sarfettiği "Göbeğini kaşıyan adam" hakaretini televizyona taşıyan Fazıl Say, hem "halk düşmanlığı"nın, hem de "Hak düşmanlığı"nın simge ismi olmuştur!
"Göbeğini kaşıyan adam" suçlamasının hedefinde Osman Yağmurdereli vardır... Peki, Osman Yağmurdereli niçin Fazıl Say'ın hedefi olmuştur?.. çünkü Osman Yağmurdereli; "Yeniden evlenseydim, saçının telini yalnızca benim görebileceğim bir hanımefendiyi tercih ederdim" diyerek, "başörtüsü"nden yana tavır koymuştur... Bu tavır, Fazıl Say'ın karşı çıktığı "yüzde 70 halk çoğunluğu"nun yanında olmak demektir!.. Dolayısıyla, "hakaret"e müstehaktır!..
FAZIL SAY'IN AĞABABALARI
Bekir Coşkun ve Fazıl Say gibiler, aslında "dede"lerinin ve "ağababaları"nın yanında yunmuş-arınmış sayılır!.. çünkü, "ağababa"ları, onlardan da "şedit"ti!..
önceki gün Beşir Ayvazoğlu yazmıştı... Fazıl Say'ın, "zihniyet" olarak "dede"si, "ağababa"sı sayılan Mahmut Ragıp Kösemihaloğlu gibiler, "yüzde 70'i öldürecek" kadar, "gözlerini kan bürümüş" birer "halk düşmanı"ymış!..
Söz, Beşir Ayvazoğlu'nda:
"Yıl 1934. Musiki inkılâbı yapılmış, Tük musikisi radyodan, konservatuardan, okullardan kovulmuş! Halk, piyasada bulabildiği taş plakları -ki bir ara onların da toplatılması düşünülmüştü- veya Kahire Radyosu'nu dinleyerek musiki ihtiyacını karşılamaya çalışmaktadır./../ Bu arada Türk musikisiyle Batı musikisinin imkanlarını birleştirerek "modern alaturka", "alaturka salon orkestrası" gibi isimlerle çıkış yolu arayanlar da vardır. Bu amaçla kurulan ve piyano gibi bazı Batı sazlarıyla armoni, solo, orkestra gibi Batı müziğine has terimleri de kullanan bir topluluk Ankara'da bir gazinoda bir konser verir. "Musiki İnkılabı"nın öncü isimlerinden Mahmut Ragıp Bey, bu konser hakkındaki yazısında topluluğu aşağılayıcı bir üslûpla tasvir ettikten sonra diyor ki:
"Bu adamlar bilmiyorlardı ki tarihi Türk sanatı çoktan devrini kapayıp divan edebiyatı gibi ortadan çekilmiş, alaturka adı altında son nefeslerini yaşayan yukarıda söylediğim kepazelikler ise polis kuvvetiyle ve kanunlarla yasak edilmesi lâzım gelen maneviyat mikropları olup kalmıştı."
Mahmut Ragıp Bey, bu kadar hakaretle yetinmiyor ve eski musikiyi yaşatmaya çalışanlara nasıl cezalar verilmesi gerektiğini Avrupa tarihinden bir örnekle anlatıyor:
"Eski zamanlarda Avrupa'da da bu gibi mikroplu musikilere karşı devlet kuvvetlerinin harp açtığı, kanunlar çıkardığı görülmüştür. Meselâ İsveç'te öyle bir devir gelmiş ki büyük şehirlerde ahlâksızlık ve ruhsuzluk terennüm eden şarkıcılar idama mahkûm edilir olmuşlar; hem de alaylı şekilde."
(...)
üslûbundan "alaturka"cıları böyle bir cezaya çarptırılmış görmekten çokmutlu olacağı anlaşılan Mahmut Ragıp Bey'in "kepazelik" ve "mikroplu musiki" dediği, Itrî'lerin, Dede Efendi'lerin, Hacı Arif ve Tanburi Cemil Bey'lerin musikisi.../../ Ve lâyık gördüğü ceza, aşağılayarak idam etmek..."
ZEMİN KAYBETTİKçE çILDIRIYORLAR!
Görüyorsunuz ya; Fazıl Say'ın "ağababa"sı ve "dede"si sayılan kafalar, böylesine "zorba"dır, böylesine "despot"tur, böylesine "diktatör"dür ve böylesine "totaliter!"
Hele söyleyin şimdi;
"Hak ve halk düşmanlığı" konusunda Fazıl Say ile PKK'lılar arasında ne fark vardır!?!
Yaptıkları iş, nihayetinde "halkın inancı"na, "halkın malı"na ve "halkın kültürü"ne düşmanlıktır!..
Bana göre; Fazıl Say'ın bu ülkeye verdiği zarar, PKK'lıların verdiği zarardan daha az değildir!..
Uzun lâfın kısası;
Bu millet, "PKK'lı terörist"lere ne kadar "öfke ve nefret" besliyorsa, Fazıl Say zihniyetinden de o kadar "nefret" etmektedir!..
PKK, halk tabanında nasıl "zemin" kaybediyorsa, Fazıl Say da kaybetmektedir ki, zaten "hırçınlığı ve küstahlığı" buradan kaynaklanmaktadır.
Bu "hırçınlık"lar ve "küstahlık"lar "acizlik" ve "zayıflık" belirtileridir!..
Hızla eriyorlar, hızla yok oluyorlar!..
Saldırılar, "can havli" halidir!..
PKK'nın da, Fazıl Say'ın da!.
----------------------------------------------------------------
BBG Evi mi, İBG Evi mi?
Hatırlarsınız... BBG, yani "Biri Bizi Gözetliyor" türü programların yapımcılarından biri; "Benim amacım onları yarıştırmak veya evlendirmek değil!.. Benim amacım, aile yapısını dinamitlemek!" demişti.
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın, PKK kampları için; "O kamplar, bizim için artık birer BBG Evi gibi" sözü, herhalde tarihe geçecektir!.. Tıpkı, "bombacı astsubay" için; "Tanırım, iyi çocuktur" sözü gibi!..
PKK'lılar, evet gözetleniyorlar!.. Her hareketleri adım adım takip ediliyor... Tabiî, "ABD uyduları"nın "anlık istihbarat"larıyla!.. Yani, PKK kamplarını "ABD'nin gözü"yle gözetliyoruz!..
Gözetliyorduk ki, dün yeni bir haber geldi... "Uçak"larımızı, "tank"larımızı ve "top"larımızı modernize ettirdiğimiz İsrail'den, 200 milyon Dolar'a "insansız uçak" alacakmışız, iyi mi?.. Bundan sonra, o uçaklarla gözetleyecekmişiz PKK kamplarını!..
Bu durumda, "BBG Evi" tabirini de değiştirip, "İBG Evi" demekte bir sakınca olmaz herhalde!..
İBG, yani "İsrail Bizi Gözetliyor!"
Hasan KARAKAYA / VAKİT 29/12/2007