ceyhanli
01-06-2008, 19:29
İki dostun hikâyesi
Birçokları; dostlukların pamuk ipliğine bağlı oluşundan şikâyet eder. Kalabalıklara rağmen içine düştüğü yalnızlığı sorgular.
Ve elinin beş parmağını gösterip;
“Dostlar bir elin beş parmağı kadar!” diyerek dert yanar...
“Dünya için Allah demeyen” gerçek bir dosttan iki dostun hikâyesini dinleyince, hiçbir şeyin görünürdeki gibi olmadığı gerçeğini bir kez daha anladım.
*
Evvel zaman içinde; biri fazla saf, diğeri ise fazla uyanık iki dost varmış.
Bir gün uyanık dost, saf dostundan borç para ister. O da verir. Uyanık dost ticaret yapar ve zengin olur. Bir gün saf dostu evlenmeye karar verir, kız istemeye uyanık dostunu da davet eder... Uyanık dost, kızı görünce; ‘Bununla ben evleneyim, sen kendine başka bir güzel kız bulursun” deyince saf kabul etmiş.
*
Gel zaman git zaman; saf dost fukara düşer. Gider, uyanık dostun kapısını çalar ve çiftliğinde çalışmak için iş ister. Uyanık dostu kabul etmez! Saf dost çok üzülür.
Bir gün saf dostun kapısını ihtiyar bir adam çalar ve hasta olduğunu belirtir ve ilaç parası ister. O da elinde avucunda ne varsa verir... Kısa bir zaman sonra ihtiyar adam ölünce vasiyeti açılır. Büyük bir serveti çıkar onu da saf dosta bırakır. Saf dost, uyanık dosttan intikam almak için köşkünün karşısına bir köşk yapar...
Yine bir gün saf dostun kapısını yaşlı bir kadın çalar ve ekmek ister. Yaşlı kadına ziyafet çekilir. Kadın saf dosta; “Benim güzel bir kızım var, sizi de çok beğendim...Evlenmek ister misin?” diye sorar.
Saf dost annesiyle istişare eder ve kızı görmek ister. Kızı görünce evlenmeyi kabul eder. Düğün günü ilan edilir ve saf dost, yine kıskandırmak ve intikam almak için uyanık dostunu da çağırır...
*
Düğün günü gelir çatar. Davetliler yerlerini alır. Saf dost dostlarına der ki:”Biz iki dosttuk... Böyle iken böyle oldu... İşte o gün bugündür...”
Bunun üzerine uyanık dost kendisine kızan davetlilere;
“Anlattıkları doğrudur...Ama bu doğruları bir de benden dinleyin...Dostumu çiftliğimde çalıştırmazdım... Bu yüzden kapısına bir ihtiyar adam gönderdim... O ihtiyar adama büyük bir servet verdim, vasiyetini de ben hazırladım...Çünkü çok hastaydı ve öleceği günler yakındı. Kendisine kalan servetin hikâyesi budur.Evleneceği kızı görünce kadının kötü biri olduğunu biliyordum. Ona bunu anlatamazdım, kendime istiyormuş gibi yapıp kadını kendisinden uzaklaştırdım... Eve gelen yaşlı teyze ise annemdir, bugün evlendiği kız da kız kardeşimdir...” deyince herkes şaşırır.
*
Saf dost hem sevinir, hem de uyanık dostu hakkında suizan ettiği için üzülür... Ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına kanaat eder...
Işığın efendisi, “Kardeşim kalbin saflığı iyiliğe, aklın saflığı ise deliliğe delalettir...” dediği gibi, aklen değil, kalben saf olabilmeyi başarmalıyız...
KIRK KAPI
Mehmet Soysal
Birçokları; dostlukların pamuk ipliğine bağlı oluşundan şikâyet eder. Kalabalıklara rağmen içine düştüğü yalnızlığı sorgular.
Ve elinin beş parmağını gösterip;
“Dostlar bir elin beş parmağı kadar!” diyerek dert yanar...
“Dünya için Allah demeyen” gerçek bir dosttan iki dostun hikâyesini dinleyince, hiçbir şeyin görünürdeki gibi olmadığı gerçeğini bir kez daha anladım.
*
Evvel zaman içinde; biri fazla saf, diğeri ise fazla uyanık iki dost varmış.
Bir gün uyanık dost, saf dostundan borç para ister. O da verir. Uyanık dost ticaret yapar ve zengin olur. Bir gün saf dostu evlenmeye karar verir, kız istemeye uyanık dostunu da davet eder... Uyanık dost, kızı görünce; ‘Bununla ben evleneyim, sen kendine başka bir güzel kız bulursun” deyince saf kabul etmiş.
*
Gel zaman git zaman; saf dost fukara düşer. Gider, uyanık dostun kapısını çalar ve çiftliğinde çalışmak için iş ister. Uyanık dostu kabul etmez! Saf dost çok üzülür.
Bir gün saf dostun kapısını ihtiyar bir adam çalar ve hasta olduğunu belirtir ve ilaç parası ister. O da elinde avucunda ne varsa verir... Kısa bir zaman sonra ihtiyar adam ölünce vasiyeti açılır. Büyük bir serveti çıkar onu da saf dosta bırakır. Saf dost, uyanık dosttan intikam almak için köşkünün karşısına bir köşk yapar...
Yine bir gün saf dostun kapısını yaşlı bir kadın çalar ve ekmek ister. Yaşlı kadına ziyafet çekilir. Kadın saf dosta; “Benim güzel bir kızım var, sizi de çok beğendim...Evlenmek ister misin?” diye sorar.
Saf dost annesiyle istişare eder ve kızı görmek ister. Kızı görünce evlenmeyi kabul eder. Düğün günü ilan edilir ve saf dost, yine kıskandırmak ve intikam almak için uyanık dostunu da çağırır...
*
Düğün günü gelir çatar. Davetliler yerlerini alır. Saf dost dostlarına der ki:”Biz iki dosttuk... Böyle iken böyle oldu... İşte o gün bugündür...”
Bunun üzerine uyanık dost kendisine kızan davetlilere;
“Anlattıkları doğrudur...Ama bu doğruları bir de benden dinleyin...Dostumu çiftliğimde çalıştırmazdım... Bu yüzden kapısına bir ihtiyar adam gönderdim... O ihtiyar adama büyük bir servet verdim, vasiyetini de ben hazırladım...Çünkü çok hastaydı ve öleceği günler yakındı. Kendisine kalan servetin hikâyesi budur.Evleneceği kızı görünce kadının kötü biri olduğunu biliyordum. Ona bunu anlatamazdım, kendime istiyormuş gibi yapıp kadını kendisinden uzaklaştırdım... Eve gelen yaşlı teyze ise annemdir, bugün evlendiği kız da kız kardeşimdir...” deyince herkes şaşırır.
*
Saf dost hem sevinir, hem de uyanık dostu hakkında suizan ettiği için üzülür... Ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına kanaat eder...
Işığın efendisi, “Kardeşim kalbin saflığı iyiliğe, aklın saflığı ise deliliğe delalettir...” dediği gibi, aklen değil, kalben saf olabilmeyi başarmalıyız...
KIRK KAPI
Mehmet Soysal