CeVHeR
02-02-2008, 20:57
Ertuğrul özkök Bey geçen gün telefonuna gelen bir mesajdan sonra duygusal bir yazı yazdı. İnsanlar, başı örtülü kadınların üniversitelere gitmesinden ve kendileri gibi meslek sahibi olmasından korkuyor ve bu girişimi büyük bir endişe ile izliyorlarmış...
Ertuğrul Bey ilgili yazısında Başbakan’dan, türbanı savunanların gözlerinin içine baka baka şunu demesini istiyor: "Benden daha fazlasını beklemeyin. üniversiteyi bitirince devlet dairesine gireceğim, adım adım bu hakkı elde ederim hayalini kurmayın!"
HAYAL KURMAYIN! Bu emir kipi üzerinde düşünüyorum bir iki gündür... Bu ülkede bir kız çocuğu ve ardından bir kadın, bir anne olarak hayal kurmayı bırakalı, o kadar uzun oluyor ki... Yasakçı zihniyetin toplumun neredeyse tüm katmanlarından zaten kazıdığı kız çocukları için son kertede hayal kurmayı bile yasaklaması tüylerimi ürpertiyor. Bachhman Malina’yı yazarken, faşizm tehlikesi için bombaların atılmasını ve terör eylemlerini beklemeye gerek yok der... Faşizm, bir insan sevmezlik olarak toplama kamplarından çok daha evvel başlatır kendini... Bir kız niçin hayal kurmasın? Devlet memuru olmak gibi yüksek(!) bir hayalden bahsetmiyorum, 1981’deki sosyal bilgiler defterimde şu yazılı mesela: "Büyüdüğümde astronot olmayı hayal ediyorum. Astronot olamazsam yazar olacağım..." Uzay ile harflerin bağını henüz yedinci sınıf öğrencisiyken fark etmiş bir kız çocuğunun bugün ne hazindir ki, ayrımcıların sayesinde hiçbir hayali yok...
İnsan yaşlandıkça, eskisi kadar odaklanamıyor dinlediklerine. Mesela uzun ve başarılı bir hukuk savunmasını dinlerken, ben birden bu savunmayı okuyan kızın özel ve küçük hikayesine yol buluyorum içimdeki çatlaklardan... İçimdeki çatlaklar, yaşım ilerledikçe bir nehir yatağı kadar derinleşti ve orada bir sürü kadın yaşıyor. Dışarıdan ve nesnel gözlerle dinleyemiyorum hiçbir kadını...
Av. Fatma Benli de bu kadınlardan birisi. Otuzlarını ortalamış, yeşil gözlerinden çakmak çakmak zeka fışkıran, sesi Jan Dark kadar büyüleyici, fedakar, sabırlı, çalışkan bir avukat... Yıllarını kadınlara karşı uygulanan ayrımcılıklarla mücadeleye adamış, kız çocuklarının engellenen eğitimi ve kadınların gaspedilen çalışma haklarının savunucusu olmuş bir cesur yürek... Okul kapılarının önlerinden Strassbourg’a kadar uzayan bir hukuk direncinin hemen her santiminde emeği olan bir arkadaşımız. Zekası ve savunmasıyla Yargıç Tulkens’i bile etkilemiş gerçek bir kadın hakları savunucusu...
Yıllardır Fatma’nın hukuki manada güçlü olduğu kadar her biri de en az Emile Zola’nın Dreyfüs Davası kadar edebi yetkinlikteki uzun savunma klasörlerini mesleki bir zevkle okuyorum. Ve fakat dedim ya artık salt mesleki veya felsefi dinleti olarak ayırd etmiyorum savunmaları. Dinlerken veya okurken, o kadının kendi öz ve küçük hikayesi de beni en az sözleri kadar çarpıyor... Fatma Benli kimdir, nasıl biridir, başından geçen nasıl bir hayattır? Onca dertli kadın ve kız öyküsü içinden kendisine dair, kendisine ait ne kadar bir hayat parçası vardır? Neyi sever, neden hoşlanmaz, en son aldığı mektup kimdendir, nişanlısı var mı, annesi babası hayatta mı, grip olur mu üşüttüğünde, evde terlik giyer mi, fıkra okur mu, küpe takar mı? Bunların hiçbirini bilmiyorum. Ama Fatma’yı sanırım 15 yıla yakındır okul önlerinden, konsolosluk kapılarından, mahkeme salonlarından, megafon ve pankart altlarından, yaz kış demeden, hep tanıyorum. Fatma güçlü bir avaz, cesur ve adanmış bir zeka... Başka? Başka ne olacak, ciddi bir avukat... Hep ciddi savunma layihaları yazar gece gündüz... Başka?
Av.Fatma Benli’den en son aldığım mektup her şeyi tuzla buz ediyor... Mektubunda başörtülü olduğu için okula alınmayan bir müvekilinin uzun yıllara dayalı ayrımcılıklardan artık yorgun düşerek şöyle söylendiğini anlatmış: "Bıktım artık! Bilimkurgu filmlerindeki gibi Galaktica tarzı bir uzay gemisi yapıp, bizi uzaya göndersinler de bu tartışma burada bitsin artık, yeter!" diyormuş genç kadın...
Ertuğrul Bey’in bu öneriyi nasıl değerlendireceğini bilmiyorum. Neticede Galaktica da bir hayaldir. Belki bu hayali kurmalarına bile kızılacaktır kızların...
Fatma Benli’nin itirazı bir hukukçu olarak son Anayasal ve kanuni değişim taslakları üzerinde yoğunlaşıyor. Şimdiye kadar yasağın anayasal bir temeli yoktu ama bundan sonra yasak, anayasal hale gelecek diyor. Korkularında haklıdır... Ve fakat uzun yıllar hayatını hukuki mücadelelere adamış Fatma Benli’nin ağzından ilk kez duygusal bir fırtına kopuyor. Kalemi elinden fırlatarak "YETER ARTIK!" diye bağırıyor: "Bütün başı örtülüleri, bütün türbanlıları toplasınlar, Konya Ovası veya işte hepimizi alabilecek kadar büyük bir mekana koyup, sonra da yaksınlar! Onlar da kurtulsun, bizler de!"
Başarılı bir avukatı bu raddeye getiren şey Bachmann’ın Malina’sında bahsettiği faşizm değildir de nedir? Malina gibi, duvar üzerindeki ince bir çatlaktan içeri girip ortadan yok olmamızı istiyorlar.
Gözlerimizin içine bakarak: “Hayal kurmayın!” diyeceklermiş... öyleyse toplayıp yakın... Hitler de öyle yapmıştı. Kesin çözüm! Kesin temizlik!
Sibel ERASLAN / VAKİT 02/02/2008
Ertuğrul Bey ilgili yazısında Başbakan’dan, türbanı savunanların gözlerinin içine baka baka şunu demesini istiyor: "Benden daha fazlasını beklemeyin. üniversiteyi bitirince devlet dairesine gireceğim, adım adım bu hakkı elde ederim hayalini kurmayın!"
HAYAL KURMAYIN! Bu emir kipi üzerinde düşünüyorum bir iki gündür... Bu ülkede bir kız çocuğu ve ardından bir kadın, bir anne olarak hayal kurmayı bırakalı, o kadar uzun oluyor ki... Yasakçı zihniyetin toplumun neredeyse tüm katmanlarından zaten kazıdığı kız çocukları için son kertede hayal kurmayı bile yasaklaması tüylerimi ürpertiyor. Bachhman Malina’yı yazarken, faşizm tehlikesi için bombaların atılmasını ve terör eylemlerini beklemeye gerek yok der... Faşizm, bir insan sevmezlik olarak toplama kamplarından çok daha evvel başlatır kendini... Bir kız niçin hayal kurmasın? Devlet memuru olmak gibi yüksek(!) bir hayalden bahsetmiyorum, 1981’deki sosyal bilgiler defterimde şu yazılı mesela: "Büyüdüğümde astronot olmayı hayal ediyorum. Astronot olamazsam yazar olacağım..." Uzay ile harflerin bağını henüz yedinci sınıf öğrencisiyken fark etmiş bir kız çocuğunun bugün ne hazindir ki, ayrımcıların sayesinde hiçbir hayali yok...
İnsan yaşlandıkça, eskisi kadar odaklanamıyor dinlediklerine. Mesela uzun ve başarılı bir hukuk savunmasını dinlerken, ben birden bu savunmayı okuyan kızın özel ve küçük hikayesine yol buluyorum içimdeki çatlaklardan... İçimdeki çatlaklar, yaşım ilerledikçe bir nehir yatağı kadar derinleşti ve orada bir sürü kadın yaşıyor. Dışarıdan ve nesnel gözlerle dinleyemiyorum hiçbir kadını...
Av. Fatma Benli de bu kadınlardan birisi. Otuzlarını ortalamış, yeşil gözlerinden çakmak çakmak zeka fışkıran, sesi Jan Dark kadar büyüleyici, fedakar, sabırlı, çalışkan bir avukat... Yıllarını kadınlara karşı uygulanan ayrımcılıklarla mücadeleye adamış, kız çocuklarının engellenen eğitimi ve kadınların gaspedilen çalışma haklarının savunucusu olmuş bir cesur yürek... Okul kapılarının önlerinden Strassbourg’a kadar uzayan bir hukuk direncinin hemen her santiminde emeği olan bir arkadaşımız. Zekası ve savunmasıyla Yargıç Tulkens’i bile etkilemiş gerçek bir kadın hakları savunucusu...
Yıllardır Fatma’nın hukuki manada güçlü olduğu kadar her biri de en az Emile Zola’nın Dreyfüs Davası kadar edebi yetkinlikteki uzun savunma klasörlerini mesleki bir zevkle okuyorum. Ve fakat dedim ya artık salt mesleki veya felsefi dinleti olarak ayırd etmiyorum savunmaları. Dinlerken veya okurken, o kadının kendi öz ve küçük hikayesi de beni en az sözleri kadar çarpıyor... Fatma Benli kimdir, nasıl biridir, başından geçen nasıl bir hayattır? Onca dertli kadın ve kız öyküsü içinden kendisine dair, kendisine ait ne kadar bir hayat parçası vardır? Neyi sever, neden hoşlanmaz, en son aldığı mektup kimdendir, nişanlısı var mı, annesi babası hayatta mı, grip olur mu üşüttüğünde, evde terlik giyer mi, fıkra okur mu, küpe takar mı? Bunların hiçbirini bilmiyorum. Ama Fatma’yı sanırım 15 yıla yakındır okul önlerinden, konsolosluk kapılarından, mahkeme salonlarından, megafon ve pankart altlarından, yaz kış demeden, hep tanıyorum. Fatma güçlü bir avaz, cesur ve adanmış bir zeka... Başka? Başka ne olacak, ciddi bir avukat... Hep ciddi savunma layihaları yazar gece gündüz... Başka?
Av.Fatma Benli’den en son aldığım mektup her şeyi tuzla buz ediyor... Mektubunda başörtülü olduğu için okula alınmayan bir müvekilinin uzun yıllara dayalı ayrımcılıklardan artık yorgun düşerek şöyle söylendiğini anlatmış: "Bıktım artık! Bilimkurgu filmlerindeki gibi Galaktica tarzı bir uzay gemisi yapıp, bizi uzaya göndersinler de bu tartışma burada bitsin artık, yeter!" diyormuş genç kadın...
Ertuğrul Bey’in bu öneriyi nasıl değerlendireceğini bilmiyorum. Neticede Galaktica da bir hayaldir. Belki bu hayali kurmalarına bile kızılacaktır kızların...
Fatma Benli’nin itirazı bir hukukçu olarak son Anayasal ve kanuni değişim taslakları üzerinde yoğunlaşıyor. Şimdiye kadar yasağın anayasal bir temeli yoktu ama bundan sonra yasak, anayasal hale gelecek diyor. Korkularında haklıdır... Ve fakat uzun yıllar hayatını hukuki mücadelelere adamış Fatma Benli’nin ağzından ilk kez duygusal bir fırtına kopuyor. Kalemi elinden fırlatarak "YETER ARTIK!" diye bağırıyor: "Bütün başı örtülüleri, bütün türbanlıları toplasınlar, Konya Ovası veya işte hepimizi alabilecek kadar büyük bir mekana koyup, sonra da yaksınlar! Onlar da kurtulsun, bizler de!"
Başarılı bir avukatı bu raddeye getiren şey Bachmann’ın Malina’sında bahsettiği faşizm değildir de nedir? Malina gibi, duvar üzerindeki ince bir çatlaktan içeri girip ortadan yok olmamızı istiyorlar.
Gözlerimizin içine bakarak: “Hayal kurmayın!” diyeceklermiş... öyleyse toplayıp yakın... Hitler de öyle yapmıştı. Kesin çözüm! Kesin temizlik!
Sibel ERASLAN / VAKİT 02/02/2008