maviinsan
09-27-2007, 18:23
http://www.milliyet.com.tr/sabitimg/07/gazete/yazar/ic/k_cemal.gif
Kafayı serin tutun!
İran'da asker darbe yapmadı, Humeyni geldi.
Cezayir'de asker darbe yaptı, iç savaş çıktı; oluk gibi kan aktı, 150 bin kişi öldü.
Bizde ne olacak?
Ne yapacağız? Darbe mi?
Yoksa seyir mi edeceğiz?
Ya İslamcı ihtilal...
Ya iç savaş...
Yani ölümlerden ölüm beğen!
Öyle mi?
Böyle bir çıkmazda mıyız?
Ya Cezayir'in kanlı iç savaşı.
Ya İran'ın kapkara düzeni.
Girdiğimiz kurt kapanı bu mu?
Sahi mi?
Vah vah!
Ama bir de Malezya var.
Ilımlı İslam...
Bu sinsi olanı.
Çaktırmadan, inceden inceye nüfuz ediyor, kaleyi içten yiyip birden çökertiyor.
Gazetenin manşetindeydi.
Bir Malezyalı demiş ki:
"Biz on yıl sonra İran olacağız, Türkiye de Malezya..."
Yandık ki yandık!
O zaman bir on yıl daha geçince, biz de İran mı olacağız?..
Peki, Humeyni'miz kim olacak?
Fethullah Efendi...
Öyle mi?
Humeyni alayı valayla Paris'ten uçağa binip Tahran'a inmişti. Fethullah Efendi de Amerika'dan uçakla memlekete avdet edip İslamcı diktanın koltuğuna oturacakmış...
Sahiden mi?
Kafayı mı yediniz?..
Türkiye'yi bu kadar mı tanıyorsunuz? Bu kadar mı küçümsenir koca Türkiye, bunca tarihsel birikimi ve deneyimiyle?..
Hey, farkında mısınız?
Bu ülkenin yüz elli iki yüz yıllık modernleşme tarihiyle, gelişmişlik ve farklılaşmışlık düzeyiyle, bugün gelmiş olduğu yerle bir Cezayir, bir İran, bir Malezya hiç mukayese kabul eder mi?
Cezayir sömürgeydi.
Bu ülkeyi hep başkaları yönetti. Bağımsızlık Savaşı'nı verenler her zaman sömürge olmanın kompleksini yaşadılar.
Bu nedenle Avrupa'ya sırtlarını dönüp içe kapandılar. Demokratik açılımı, demokrasinin siyasal kurumlarını ve pazar ekonomisini dışladılar.
Demir yumruklu tek parti hükümetiyle, Baasçı bir anlayışla muhalefeti yer altına ittiler. Cezayir'de böylece tek yerde toplandı tüm muhalefet:
İslamcılık!
İran da farklı değildi.
Sömürge olmadı ama Türkiye'nin Osmanlı'dan itibaren geçtiği modernleşme ya da Batılılaşma sürecini Cezayir gibi İran da yaşamadı.
Cezayir gibi İran da daha çok demir yumruklu otoriter rejimler tarafından yönetildi. Ekonomisi kapalı ve devletçi yanı hep ağır bastı İran'ın.
Bu arada Şah, Türkiye'nin modernleşmesini iş işten geçinceye kadar küçümsemişti. Böylece radikal İslamcı muhalefet, mollaların önderliğinde yer altında güçlendi. Ve Humeyni, Şah'a tek alternatif oldu.
Bugün İslam dünyasının tek partili otoriter rejimleri de Cezayir'in, İran'ın çıkmazını yaşıyorlar. Mısır'da Mübarek rejiminin, Ürdün'de Kraliyet'in, Suriye'de Beşşar Esad'ın bugün bir tek alternatifi vardır:
İslamcılar...
Bu ülkelerde serbest seçimler yapılsa, sandıktan Müslüman Kardeşler'den başkası çıkmaz.
Türkiye farklıdır!
Modernleşme tarihi yüz elli, iki yüzyıllıktır. Yüzünü Osmanlı'dan itibaren Doğu'ya değil, Batı'ya çevirmiştir.
Bu yüzden farklıdır.
Kurtuluş Savaşı'yla birlikte Atatürk ve dava arkadaşları, herhangi bir komplekse kapılmadan Batılı olmanın gerektirdiği reformcu adımları atmışlardır. Siyasal hedef olarak önlerine 'Avrupa demokrasisi'ni koymuşlardır.
1946'da çok partili demokrasiye atılan adım da, 1950'de hükümetin ilk kez genel seçimlerle, yani halkın oylarıyla el değiştirmesi de, Avrupa Konseyi, OECD, NATO üyelikleri de, AB ile 1963 Ortaklık Antlaşması da, 1980'lerde başlayan ekonomik dışa açılma ve liberalleşme de, 2004-2005'de AB ile tam üyelik müzakere sürecinin işlemeye başlaması da, bunların tümü de Türkiye'nin Batı yolculuğunun kilometre taşlarıdır.
Cezayir'in böyle bir yolculuğu hiç olmadı.
İran'ın da öyle.
Malezya'yı saymıyorum bile...
Bu ülkelerin hiçbiri, Türkiye'nin siyasal alanda yaşamış olduğu demokratikleşme sürecinin, devlet ve siyaset hayatıyla toplum düzenindeki laikleşme sürecinin yanından bile geçmemişlerdir.
Türkiye bu yüzden farklıdır.
Ayrıca, Türkiye'de demokrasi sadece seçim sandığından ibaret kalmamıştır. Pazar ekonomisi eliyle ekonominin dışa açılması ve büyümesiyle sivil toplum da serpilmiş ve güçlenmiştir. Siyasal demokrasiyi taşıyacak dayanıklı bir altyapı ortaya çıkmıştır.
Türkiye bu nedenle farklıdır.
Böyle bir altyapı bu ülkelerin hiç birinde olmadı.
Bugün de yoktur.
Türkiye, kendi demokratik çerçevesi içinde İslamcı siyasal gelenekten gelenlere de, -bu arada AKP'nin kurucu kadrolarına da- demokrasi oyununun kurallarını genel olarak benimsetmiştir.
İran'da, Cezayir'de olmayan budur. Arap dünyasındaki Mısır, Ürdün, Suriye gibi otoriter, Baasçı rejimlerde olmayan budur.
Bir başka deyişle:
Türkiye gibi en az yüzyıllık bir modernleşme sürecinden nasibini doğru dürüst almadıkları için demokrasi açısından çıkmazları büyüktür bu ülkelerin...
Türkiye'yi bu ülkelerle mukayese etmeyin.
Türkiye'ye güvenin.
Demokrasiden korkmayın.
Ve kafayı serin tutun!
h.cemal@milliyet.com.tr
Kafayı serin tutun!
İran'da asker darbe yapmadı, Humeyni geldi.
Cezayir'de asker darbe yaptı, iç savaş çıktı; oluk gibi kan aktı, 150 bin kişi öldü.
Bizde ne olacak?
Ne yapacağız? Darbe mi?
Yoksa seyir mi edeceğiz?
Ya İslamcı ihtilal...
Ya iç savaş...
Yani ölümlerden ölüm beğen!
Öyle mi?
Böyle bir çıkmazda mıyız?
Ya Cezayir'in kanlı iç savaşı.
Ya İran'ın kapkara düzeni.
Girdiğimiz kurt kapanı bu mu?
Sahi mi?
Vah vah!
Ama bir de Malezya var.
Ilımlı İslam...
Bu sinsi olanı.
Çaktırmadan, inceden inceye nüfuz ediyor, kaleyi içten yiyip birden çökertiyor.
Gazetenin manşetindeydi.
Bir Malezyalı demiş ki:
"Biz on yıl sonra İran olacağız, Türkiye de Malezya..."
Yandık ki yandık!
O zaman bir on yıl daha geçince, biz de İran mı olacağız?..
Peki, Humeyni'miz kim olacak?
Fethullah Efendi...
Öyle mi?
Humeyni alayı valayla Paris'ten uçağa binip Tahran'a inmişti. Fethullah Efendi de Amerika'dan uçakla memlekete avdet edip İslamcı diktanın koltuğuna oturacakmış...
Sahiden mi?
Kafayı mı yediniz?..
Türkiye'yi bu kadar mı tanıyorsunuz? Bu kadar mı küçümsenir koca Türkiye, bunca tarihsel birikimi ve deneyimiyle?..
Hey, farkında mısınız?
Bu ülkenin yüz elli iki yüz yıllık modernleşme tarihiyle, gelişmişlik ve farklılaşmışlık düzeyiyle, bugün gelmiş olduğu yerle bir Cezayir, bir İran, bir Malezya hiç mukayese kabul eder mi?
Cezayir sömürgeydi.
Bu ülkeyi hep başkaları yönetti. Bağımsızlık Savaşı'nı verenler her zaman sömürge olmanın kompleksini yaşadılar.
Bu nedenle Avrupa'ya sırtlarını dönüp içe kapandılar. Demokratik açılımı, demokrasinin siyasal kurumlarını ve pazar ekonomisini dışladılar.
Demir yumruklu tek parti hükümetiyle, Baasçı bir anlayışla muhalefeti yer altına ittiler. Cezayir'de böylece tek yerde toplandı tüm muhalefet:
İslamcılık!
İran da farklı değildi.
Sömürge olmadı ama Türkiye'nin Osmanlı'dan itibaren geçtiği modernleşme ya da Batılılaşma sürecini Cezayir gibi İran da yaşamadı.
Cezayir gibi İran da daha çok demir yumruklu otoriter rejimler tarafından yönetildi. Ekonomisi kapalı ve devletçi yanı hep ağır bastı İran'ın.
Bu arada Şah, Türkiye'nin modernleşmesini iş işten geçinceye kadar küçümsemişti. Böylece radikal İslamcı muhalefet, mollaların önderliğinde yer altında güçlendi. Ve Humeyni, Şah'a tek alternatif oldu.
Bugün İslam dünyasının tek partili otoriter rejimleri de Cezayir'in, İran'ın çıkmazını yaşıyorlar. Mısır'da Mübarek rejiminin, Ürdün'de Kraliyet'in, Suriye'de Beşşar Esad'ın bugün bir tek alternatifi vardır:
İslamcılar...
Bu ülkelerde serbest seçimler yapılsa, sandıktan Müslüman Kardeşler'den başkası çıkmaz.
Türkiye farklıdır!
Modernleşme tarihi yüz elli, iki yüzyıllıktır. Yüzünü Osmanlı'dan itibaren Doğu'ya değil, Batı'ya çevirmiştir.
Bu yüzden farklıdır.
Kurtuluş Savaşı'yla birlikte Atatürk ve dava arkadaşları, herhangi bir komplekse kapılmadan Batılı olmanın gerektirdiği reformcu adımları atmışlardır. Siyasal hedef olarak önlerine 'Avrupa demokrasisi'ni koymuşlardır.
1946'da çok partili demokrasiye atılan adım da, 1950'de hükümetin ilk kez genel seçimlerle, yani halkın oylarıyla el değiştirmesi de, Avrupa Konseyi, OECD, NATO üyelikleri de, AB ile 1963 Ortaklık Antlaşması da, 1980'lerde başlayan ekonomik dışa açılma ve liberalleşme de, 2004-2005'de AB ile tam üyelik müzakere sürecinin işlemeye başlaması da, bunların tümü de Türkiye'nin Batı yolculuğunun kilometre taşlarıdır.
Cezayir'in böyle bir yolculuğu hiç olmadı.
İran'ın da öyle.
Malezya'yı saymıyorum bile...
Bu ülkelerin hiçbiri, Türkiye'nin siyasal alanda yaşamış olduğu demokratikleşme sürecinin, devlet ve siyaset hayatıyla toplum düzenindeki laikleşme sürecinin yanından bile geçmemişlerdir.
Türkiye bu yüzden farklıdır.
Ayrıca, Türkiye'de demokrasi sadece seçim sandığından ibaret kalmamıştır. Pazar ekonomisi eliyle ekonominin dışa açılması ve büyümesiyle sivil toplum da serpilmiş ve güçlenmiştir. Siyasal demokrasiyi taşıyacak dayanıklı bir altyapı ortaya çıkmıştır.
Türkiye bu nedenle farklıdır.
Böyle bir altyapı bu ülkelerin hiç birinde olmadı.
Bugün de yoktur.
Türkiye, kendi demokratik çerçevesi içinde İslamcı siyasal gelenekten gelenlere de, -bu arada AKP'nin kurucu kadrolarına da- demokrasi oyununun kurallarını genel olarak benimsetmiştir.
İran'da, Cezayir'de olmayan budur. Arap dünyasındaki Mısır, Ürdün, Suriye gibi otoriter, Baasçı rejimlerde olmayan budur.
Bir başka deyişle:
Türkiye gibi en az yüzyıllık bir modernleşme sürecinden nasibini doğru dürüst almadıkları için demokrasi açısından çıkmazları büyüktür bu ülkelerin...
Türkiye'yi bu ülkelerle mukayese etmeyin.
Türkiye'ye güvenin.
Demokrasiden korkmayın.
Ve kafayı serin tutun!
h.cemal@milliyet.com.tr