Alem_i Ervah
01-14-2009, 21:12
Bir insana zorla birşey yaptırabilirsiniz ama zorla birşeyi sevdiremezsiniz. Bu kişiler için geçerli olduğu gibi sistemler içinde geçerlidir. Otokrat yönetimler sistemi zorla ve otorite ile sevdirmeye çalışmışlar. Bizde de Tek Parti Cumhuriyeti döneminde böyle oldu. Türkiye ancak demokrasi sayesinde Hitler, Tito, Çavucesku, Franko macerası yaşamadı.
Hitler denilince bir saptama yapmak istiyorum. Hitlerin seçimle geldiğini söyleyenler tarihsel olayları değerlendirirken bulunduğu şartlarla birlikte değerlendirmeleri gerektiği gerçeğini unutmamalılar. Bugün Almanya’da Hitler gibi bir lider seçimle kazaen seçilse insanları arkasından sürükleme şansı hiç yoktur.
Empati bilindiği gibi kendisini karşısındakinin yerine koymaktır. Onun yerine geçip onunla birlikte ağlamak yani ‘Sempati’ değildir. Bizim toplum biraz Temel gibi empati yaptı.
Temel, seyyiatı hasenatını geçmiş cehennem kazanlarından birinde. Zebani Temel’in başını bastırıyor, Temel batıp çıkıyor. Bu arada zebani de terlemiş. Temel bir empati yapmak istemiş “Sizin işinizde çok zor” demiş zebaniye.
Ancak artık çağımızda insanlar kendisine zulmedenlere sempatik bakmak yerine demokratik tepki verebiliyorlar.
Empatiyi korkular engeller. Başörtülü üniversiteli kızlarımıza empati yapılamaması reel olmayan islamofobiden kaynaklanıyor.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin gerekçesinde şöyle bir örnek hatırlıyorum. ‘Seçimler 20 yılda bir olacak şeklinde TBMM’den kanun çıksa demokrasi temel ilkesine aykırı olduğu için reddedilecektir. Aynen bunun gibi başörtülü gençlerin üniversiteye girişi de laiklik ilkesine aykırı görülerek reddedilmiştir.’
Yani bugün üniversitede başörtüsü tavizi verilirse din devleti kurulacağını gösterir, denilmek isteniyor.
Bu varsayımla hareket edersek ‘Seçimler 4 yılda bir değil 5 yılda bir olsun teklifi TBMM’den çıksa, bu 20 yıla çıkarma niyetini gösterir, demokrasi ilkesine aykırıdır, bunun için yasa reddedilmelidir.’ hükmü verilirse ne olur?
Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verse, muhakeme hatası yapmış olmaz mı? Nedensellik bağını hatalı oluşturmuş olmaz mı? Zanla, vehimle ve niyet okuyarak hareket etmiş ve kanıtlanmamış verilerle karar vermiş olmaz mı? Kanıtlanmamış bilgi ile bir insana ameliyat yapmaktan bunun ne farkı var?
Böyle hükmederse, Anayasa Mahkemesi üyeleri canının istediği kanunu canının istediği gibi yorumlama serbestisini kendisine tanımış demektir. Bu keyfilikte empati yoksunluğu ve korku izlerini görüyoruz.
Başörtülü kızları ve dindar insanları düşman gibi gören bir algı çarpıklığı var. Hem bireysel hem de toplumsal algılardaki çarpıklıklar içsel ve toplumsal barışı bozar. Kendisi ile barışık olmayan insanlar, sosyal talepleri siyasi talep gibi gören algılar güç ve kişilik çatışmalarının en büyük gerekçesini oluşturur.
Bu algı çarpıklığı ve korku, ağlama duvarına yüzünü süren generale gösterdiği hoşgörüyü kışla camisinde alnını secdeye süren kurmay subaya gösteremez. Korkuların aklı esir almasından başka bşirşey değil bu. ‘Ben ne yaparım o genci sistemle barıştırırım, ben ne yaparımda herkesin kendini güvende hissedeceği bir formül bulurum gayretini göstermez.’
Bu ülkede dindar kızlara, dindar siyasetçilere, dindar subaylara bu kadar olay çıkarmalarına neden olacak zorlamalar, hukuksuzluklar ve testler yapıldığı halde, bu insanlar demokrasi sınırları içinde kaldılarsa, bunun hiç mi kıymet-i harbiyesi yok?
‘Açık el sıkılmış elden daha güçlüdür’ bu bilgi Harp Akademilerinde belki öğretilmiyor ama siyaset ve diplomasi akademilerinin temel bilgisidir.
Bilgi Sosyolojisi,kültürel psikoloji ve nörofelsefe alanındaki gelişmeler dünyada pek çok kavramı değiştirdi.
Batı felsefesi ‘Akıl ve din birbirinin karşıtıdır, dinler ve kültürler barış içinde bir arada bulunamazlar, rekabet eder, çatışır, egemenlik ve üstünlük için savaşırlar’ görüşünü terk etti. Çünkü din ve Tanrı inancı unutulursa insanların yaşamaları için amaçları ve gerekçeleri kayboluyordu. Toplum ruh sağlığı olumsuz etkileniyordu.
Batı felsefesi bugün bunun yerine adalet ve özgürlüğün bir arada olduğu bir düzen önerdi. Aydınlanmacı felsefenin yeni evrimi bu idi. Gerekçesi de Bhikhu Parekh’e göre ‘İnsanlar hata yapabilecekleri ve gelecekte inançlarının yanlış olduğunu keşfedebilecekleri için bu inançları sorgulamak ve değiştirmekte özgür olmalıdır. Bu iki ilke, adalet ve özgürlük, bir araya gelince bağımsızlığı oluşturur.’
Ulus devlet, üniter devlet diye dağa taşa yazanların kulakları çınlasın.
Devlet büyüklerimize ve toplumumuza bilimsel bir gerçek olan sosyal empatiyi şu bayram günlerinde birdefa daha düşünmeye ve gerçekleştirmeye çalışmalarını diliyorum.
“Egemen güçler eğer samimiyseniz biraz empati yapın, anlayın bu talepleri.”
Hitler denilince bir saptama yapmak istiyorum. Hitlerin seçimle geldiğini söyleyenler tarihsel olayları değerlendirirken bulunduğu şartlarla birlikte değerlendirmeleri gerektiği gerçeğini unutmamalılar. Bugün Almanya’da Hitler gibi bir lider seçimle kazaen seçilse insanları arkasından sürükleme şansı hiç yoktur.
Empati bilindiği gibi kendisini karşısındakinin yerine koymaktır. Onun yerine geçip onunla birlikte ağlamak yani ‘Sempati’ değildir. Bizim toplum biraz Temel gibi empati yaptı.
Temel, seyyiatı hasenatını geçmiş cehennem kazanlarından birinde. Zebani Temel’in başını bastırıyor, Temel batıp çıkıyor. Bu arada zebani de terlemiş. Temel bir empati yapmak istemiş “Sizin işinizde çok zor” demiş zebaniye.
Ancak artık çağımızda insanlar kendisine zulmedenlere sempatik bakmak yerine demokratik tepki verebiliyorlar.
Empatiyi korkular engeller. Başörtülü üniversiteli kızlarımıza empati yapılamaması reel olmayan islamofobiden kaynaklanıyor.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin gerekçesinde şöyle bir örnek hatırlıyorum. ‘Seçimler 20 yılda bir olacak şeklinde TBMM’den kanun çıksa demokrasi temel ilkesine aykırı olduğu için reddedilecektir. Aynen bunun gibi başörtülü gençlerin üniversiteye girişi de laiklik ilkesine aykırı görülerek reddedilmiştir.’
Yani bugün üniversitede başörtüsü tavizi verilirse din devleti kurulacağını gösterir, denilmek isteniyor.
Bu varsayımla hareket edersek ‘Seçimler 4 yılda bir değil 5 yılda bir olsun teklifi TBMM’den çıksa, bu 20 yıla çıkarma niyetini gösterir, demokrasi ilkesine aykırıdır, bunun için yasa reddedilmelidir.’ hükmü verilirse ne olur?
Anayasa Mahkemesi böyle bir karar verse, muhakeme hatası yapmış olmaz mı? Nedensellik bağını hatalı oluşturmuş olmaz mı? Zanla, vehimle ve niyet okuyarak hareket etmiş ve kanıtlanmamış verilerle karar vermiş olmaz mı? Kanıtlanmamış bilgi ile bir insana ameliyat yapmaktan bunun ne farkı var?
Böyle hükmederse, Anayasa Mahkemesi üyeleri canının istediği kanunu canının istediği gibi yorumlama serbestisini kendisine tanımış demektir. Bu keyfilikte empati yoksunluğu ve korku izlerini görüyoruz.
Başörtülü kızları ve dindar insanları düşman gibi gören bir algı çarpıklığı var. Hem bireysel hem de toplumsal algılardaki çarpıklıklar içsel ve toplumsal barışı bozar. Kendisi ile barışık olmayan insanlar, sosyal talepleri siyasi talep gibi gören algılar güç ve kişilik çatışmalarının en büyük gerekçesini oluşturur.
Bu algı çarpıklığı ve korku, ağlama duvarına yüzünü süren generale gösterdiği hoşgörüyü kışla camisinde alnını secdeye süren kurmay subaya gösteremez. Korkuların aklı esir almasından başka bşirşey değil bu. ‘Ben ne yaparım o genci sistemle barıştırırım, ben ne yaparımda herkesin kendini güvende hissedeceği bir formül bulurum gayretini göstermez.’
Bu ülkede dindar kızlara, dindar siyasetçilere, dindar subaylara bu kadar olay çıkarmalarına neden olacak zorlamalar, hukuksuzluklar ve testler yapıldığı halde, bu insanlar demokrasi sınırları içinde kaldılarsa, bunun hiç mi kıymet-i harbiyesi yok?
‘Açık el sıkılmış elden daha güçlüdür’ bu bilgi Harp Akademilerinde belki öğretilmiyor ama siyaset ve diplomasi akademilerinin temel bilgisidir.
Bilgi Sosyolojisi,kültürel psikoloji ve nörofelsefe alanındaki gelişmeler dünyada pek çok kavramı değiştirdi.
Batı felsefesi ‘Akıl ve din birbirinin karşıtıdır, dinler ve kültürler barış içinde bir arada bulunamazlar, rekabet eder, çatışır, egemenlik ve üstünlük için savaşırlar’ görüşünü terk etti. Çünkü din ve Tanrı inancı unutulursa insanların yaşamaları için amaçları ve gerekçeleri kayboluyordu. Toplum ruh sağlığı olumsuz etkileniyordu.
Batı felsefesi bugün bunun yerine adalet ve özgürlüğün bir arada olduğu bir düzen önerdi. Aydınlanmacı felsefenin yeni evrimi bu idi. Gerekçesi de Bhikhu Parekh’e göre ‘İnsanlar hata yapabilecekleri ve gelecekte inançlarının yanlış olduğunu keşfedebilecekleri için bu inançları sorgulamak ve değiştirmekte özgür olmalıdır. Bu iki ilke, adalet ve özgürlük, bir araya gelince bağımsızlığı oluşturur.’
Ulus devlet, üniter devlet diye dağa taşa yazanların kulakları çınlasın.
Devlet büyüklerimize ve toplumumuza bilimsel bir gerçek olan sosyal empatiyi şu bayram günlerinde birdefa daha düşünmeye ve gerçekleştirmeye çalışmalarını diliyorum.
“Egemen güçler eğer samimiyseniz biraz empati yapın, anlayın bu talepleri.”