LâHuTî
10-30-2012, 14:57
M. Latif SALİHOĞLU
Sözünü ettiğimiz "Kemalist sığınmacılar", Suriyeli sığınmacılar hiç mi, hiç benzemiyor.
Zulmün dayanılmaz baskısından kaçan Suriyeliler, bir nevi "ızdırar hali" sebebiyle gidip komşu ülkelere sığınıyorlar.
Bizdeki jakoben kafalılar ise, tamamen isteyerek ve severek, yani gönüllü şekilde gidip Kemalizme sığınıyorlar.
Dolayısıyla, Suriyeli sığınmacılara yardım eli uzatılır; onlara komşuluk ve kardeşlik hukukuyla muamele edilir.
Ancak, Kemalist sığınmacılar böylesi bir muameleyi asla hak etmiyorlar.
Siz bakmayın ve de kanmayın onların şimdilerde marjinal gruplar halinde kavga–şamata çıkarma, emniyet kuvvetleriyle çatışarak Cumhuriyet'i kutlama numaralarına.
Böyle yapmakla, aslında kendilerini sadece reklâm ediyorlar. "Biz gücümüzü kaybetmetik" demeye getiriyorlar.
Gerçekte ise, takattan düşmüş, kuvvetlerini büyük çapta kaybetmiş durumdalar.
Onun için diyoruz ki: Bırakın yürüsünler, bırakın konuşsunlar.
Zira, bağırıp söylediklerine artık kimse beş para değer vermiyor.
Zaten, doksan yıldır aynı şeyleri tekarlıyor, aynı teraneyi okuyup duruyorlar.
Buna rağmen, günden güne geriliyorlar.
Şimdilerde, esas tehlike "dindar Kemalist" cenahtan geliyor.
Bu anlayışın önüne geçmek, bu zihniyeti ıslâh etmek, diğerinden çok daha zor görünüyor.
Her ne ise... Biz yine sadede dönelim.
İslâm dinini dışladılar; Kemalizmi din diye bellediler
Vaktiyle, İslâm dinini dışlayan jakoben (zorba) Kemalistler, bir milletin dinsiz olamayacağını fark edince, bu kez dönüp Kemalizmi "Türk'ün dini" yaptılar.
Tıpkı, Hıristiyanlığı protesto ederek yola çıkan Fransız ihtilâlcilerinin, bir süre sonra Protestanlığı din/mezhep haline dönüştürme manevraları gibi.
Evet, yanlış okumadınız: Bu vatanda, bir zamanlar Kemalizm "Türk'ün dini" şeklinde resmen lanse edilmeye çalışıldı.
Bu feci gerçeğin delilini, ispatını görmek isteyenler, tek parti devrinde yayınlanan Türk Dil Kurumuna ait "Sözlük"ün DİN maddesine bakabilir.
Orada, dinin sözlük manası verildikten sonra, örnekleme kısmında aynen şu ifade zikrediliyor: "Kemalizm, Türk'ün dinidir." (TDK Türkçe Sözlük, 1946 basımı.)
Evet, rejimin zorba bekçileri, işi bu raddeye kadar çıkarmışlardı.
Sonra baktılar ki, gidişat onların istediği gibi değil. Bu millet dininden, mukaddesatından kopmuyor.
Dahası, bilhassa Nur Risâleleri sayesinde, yeni nesiller dinlerine daha sıkı, daha ihlâslı şekilde bağlandığını fark ettiler.
Bu durum karşısında, hemen çark edip, bu kez bütün tabu ve totemlerini din perdesine büründürmeye çalıştılar.
Haliyle, maskaraya döndüler ve şaşkınları oynamaya başladılar.
Bir taraftan "Biz de dindarız", hatta "En iyi Müslüman biziz" demeye, bir taraftan da dindar kıyımına var güçleriyle devam ettiler.
Allah'tan ki, güçleri gitgide eriyip zayıfladı da, mazlumlara daha diş geçiremez hale geldiler.
* * *
Yazımızın tam da burasında, size çarpıcı bir misâl verelim.
Zorba Kemalistler, dünkü Cumhuriyet kutlamaları konusunda "dindar Kemalistler"le anlaşamayıp karşı karşıya geldiler.
Onların medyadaki popüler sözcülerinen (ismi lâzım değil) biri, dünkü köşe yazısında geniş vatandaş kitlesine hitaben şunları dillendirdi:
"Lütfen, cumhuriyet kutlamalarına katılın. Cumhuriyet, bizi birbirimize bağlayan en güçlü kurumdur. Her dinden, her milletten, her bölgeden insanı o bir arada tutar. Bunu zayıflatırsak ayakta kalamayız.
"İslâm birliği, bu çağda hayaldir. Bakın İslâm coğrafyası paramparça değil mi?"
Koyu Kemalistin mantığı görüyor musunuz?
Onun temsil ettiği zihniyete göre, İslâm ile Cumhuriyet birbiriyle uyuşmuyor, bağdaşmıyor.
İslâmın kalp ve akıllarda meydana getirdiği kudsî ittihadın Kâbe'deki muazzam tecellisini görmüyor da, doksan yılda doksan kez krize tutulan "Kemalist Cumhuriyetçiliği" kutsamaya çalışıyor.
Bu kişi, yazısının bir paragrafında da "Allah için elinizi vicdanınıza koyun..." diyerek cümleye başlıyor.
İşte, şaşkınları oynamak buna denir: Hem Allah için arzulanan "İslâm birliği"ni küçümsemek, hem de "Allah için" diyerek vicdanları konuşturmaya çalışmak, ancak bizdeki Kemalistlere mahsus bir özellik olsa gerektir. Başka yerde örneğini bulamazsınız.
* * *
İslâm birliği fikrini dışlayan ve bunu bir hayal olarak nitelendiren aynı yazar, cidden övgüye lâyık olan Yahya Kemal'i de istismara kalkışmış.
O büyük şairin sadece bir yönünü nazara vererek, ona en büyük hakareti yapmış.
İşte, "İslâm birliği" karşıtı yazarın Yahya Kemâl'in 1918'deki Mondros Mütarekesi üzerine kaleme aldığı şiirinden iktibas ettiği bazı mısralar:
Vatanda korkulu rüya içindeyiz, gerçek.
Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.
Ateş ve kanla siler, bir gün, ordumuz lekeyi,
Bu, insanoğluna bir şeyn olan Mütareke'yi.
Şimdi de, aynı Yahya Kemâl'in bu kez dört yıl sonra zafere doğru giden "Müslüman Türk ordusu" için kaleme aldığı o güzel şiirinden birkaç mısrayı da biz aktaralım:
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!
Ne dersiniz? "İslâmın son ordusu"na medihnâme yazan büyük şair Yahya Kemal mi hayalci, yoksa 1924'ten sonra o ezanı dahi susturan jakobenizmin hasretiyle yanıp tutuşan Kemalist sığınmacı mı hayal âleminde dolaşıyor?
Bunun takdirini size bırakarak, usta şairin ölüm döşeğinde iken yazmış olduğu son mısralarla yazımızı noktalayalım:
Ölmek kaderde var; yaşayıp köhnemek hazin,
Bir çâre yok mudur buna yâ Rabbe'l–âlemin.
Aktüel - Kısa kısa Kürtçe için Türkçe talimat
PKK'nın kurmaylarından Murat Karayılan'ın "Kürtçe'yi yaygınlaştırın" şeklindeki talimatına muhatap olan KCK sanıkların tepkisi şöyle olmuş: "Talimatı verirken bari Türkçe konuşmasın."
Cumhuriyete sahip çıkmak
Dün Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk koyan CHP İstanbul İl Başkanı Salıcı, aynı tören alanında bulunan askerlere “Sizin korumanız gereken Cumhuriyet’e biz sahip çıkıyoruz” diye seslenmiş.
Bu münasebetsiz çıkış, beraberinde birkaç soruyu hatıra getirdi.
1) Cumhuriyet sahipsiz mi? Yahut, cumhuriyete saldıran mı var? Varsa kim?
2) Bu beyefendi, darbe dışında acaba askerden ne istiyor ve ordudan ne bekliyor?
3) Siyaseten gerileyince, acaba akıllarına yine "CHP+Ordu = İktidar" formülü mü geldi?
Teröristler, hep diktatörden yana
PKK’nın Suriye kolu olarak bilinen PYD militanları, Baas rejiminin zulmü altında inleyen muhaliflerle çatışmaya girmiş.
Yaparlar bunu. Zira, 1990'larda da Saddam'ın zulmünden Türkiye'ye kaçan Iraklı Kürtlere daha beterini yapmışlardı.
Bunda şaşılacak bir durum yok.
Zira, terör, özünde zulmü barındırdığı için, teröristler de daima zalimden yana tavır koyalar. Merhamet denen şey, onların semtine dahi uğramaz.
Sözünü ettiğimiz "Kemalist sığınmacılar", Suriyeli sığınmacılar hiç mi, hiç benzemiyor.
Zulmün dayanılmaz baskısından kaçan Suriyeliler, bir nevi "ızdırar hali" sebebiyle gidip komşu ülkelere sığınıyorlar.
Bizdeki jakoben kafalılar ise, tamamen isteyerek ve severek, yani gönüllü şekilde gidip Kemalizme sığınıyorlar.
Dolayısıyla, Suriyeli sığınmacılara yardım eli uzatılır; onlara komşuluk ve kardeşlik hukukuyla muamele edilir.
Ancak, Kemalist sığınmacılar böylesi bir muameleyi asla hak etmiyorlar.
Siz bakmayın ve de kanmayın onların şimdilerde marjinal gruplar halinde kavga–şamata çıkarma, emniyet kuvvetleriyle çatışarak Cumhuriyet'i kutlama numaralarına.
Böyle yapmakla, aslında kendilerini sadece reklâm ediyorlar. "Biz gücümüzü kaybetmetik" demeye getiriyorlar.
Gerçekte ise, takattan düşmüş, kuvvetlerini büyük çapta kaybetmiş durumdalar.
Onun için diyoruz ki: Bırakın yürüsünler, bırakın konuşsunlar.
Zira, bağırıp söylediklerine artık kimse beş para değer vermiyor.
Zaten, doksan yıldır aynı şeyleri tekarlıyor, aynı teraneyi okuyup duruyorlar.
Buna rağmen, günden güne geriliyorlar.
Şimdilerde, esas tehlike "dindar Kemalist" cenahtan geliyor.
Bu anlayışın önüne geçmek, bu zihniyeti ıslâh etmek, diğerinden çok daha zor görünüyor.
Her ne ise... Biz yine sadede dönelim.
İslâm dinini dışladılar; Kemalizmi din diye bellediler
Vaktiyle, İslâm dinini dışlayan jakoben (zorba) Kemalistler, bir milletin dinsiz olamayacağını fark edince, bu kez dönüp Kemalizmi "Türk'ün dini" yaptılar.
Tıpkı, Hıristiyanlığı protesto ederek yola çıkan Fransız ihtilâlcilerinin, bir süre sonra Protestanlığı din/mezhep haline dönüştürme manevraları gibi.
Evet, yanlış okumadınız: Bu vatanda, bir zamanlar Kemalizm "Türk'ün dini" şeklinde resmen lanse edilmeye çalışıldı.
Bu feci gerçeğin delilini, ispatını görmek isteyenler, tek parti devrinde yayınlanan Türk Dil Kurumuna ait "Sözlük"ün DİN maddesine bakabilir.
Orada, dinin sözlük manası verildikten sonra, örnekleme kısmında aynen şu ifade zikrediliyor: "Kemalizm, Türk'ün dinidir." (TDK Türkçe Sözlük, 1946 basımı.)
Evet, rejimin zorba bekçileri, işi bu raddeye kadar çıkarmışlardı.
Sonra baktılar ki, gidişat onların istediği gibi değil. Bu millet dininden, mukaddesatından kopmuyor.
Dahası, bilhassa Nur Risâleleri sayesinde, yeni nesiller dinlerine daha sıkı, daha ihlâslı şekilde bağlandığını fark ettiler.
Bu durum karşısında, hemen çark edip, bu kez bütün tabu ve totemlerini din perdesine büründürmeye çalıştılar.
Haliyle, maskaraya döndüler ve şaşkınları oynamaya başladılar.
Bir taraftan "Biz de dindarız", hatta "En iyi Müslüman biziz" demeye, bir taraftan da dindar kıyımına var güçleriyle devam ettiler.
Allah'tan ki, güçleri gitgide eriyip zayıfladı da, mazlumlara daha diş geçiremez hale geldiler.
* * *
Yazımızın tam da burasında, size çarpıcı bir misâl verelim.
Zorba Kemalistler, dünkü Cumhuriyet kutlamaları konusunda "dindar Kemalistler"le anlaşamayıp karşı karşıya geldiler.
Onların medyadaki popüler sözcülerinen (ismi lâzım değil) biri, dünkü köşe yazısında geniş vatandaş kitlesine hitaben şunları dillendirdi:
"Lütfen, cumhuriyet kutlamalarına katılın. Cumhuriyet, bizi birbirimize bağlayan en güçlü kurumdur. Her dinden, her milletten, her bölgeden insanı o bir arada tutar. Bunu zayıflatırsak ayakta kalamayız.
"İslâm birliği, bu çağda hayaldir. Bakın İslâm coğrafyası paramparça değil mi?"
Koyu Kemalistin mantığı görüyor musunuz?
Onun temsil ettiği zihniyete göre, İslâm ile Cumhuriyet birbiriyle uyuşmuyor, bağdaşmıyor.
İslâmın kalp ve akıllarda meydana getirdiği kudsî ittihadın Kâbe'deki muazzam tecellisini görmüyor da, doksan yılda doksan kez krize tutulan "Kemalist Cumhuriyetçiliği" kutsamaya çalışıyor.
Bu kişi, yazısının bir paragrafında da "Allah için elinizi vicdanınıza koyun..." diyerek cümleye başlıyor.
İşte, şaşkınları oynamak buna denir: Hem Allah için arzulanan "İslâm birliği"ni küçümsemek, hem de "Allah için" diyerek vicdanları konuşturmaya çalışmak, ancak bizdeki Kemalistlere mahsus bir özellik olsa gerektir. Başka yerde örneğini bulamazsınız.
* * *
İslâm birliği fikrini dışlayan ve bunu bir hayal olarak nitelendiren aynı yazar, cidden övgüye lâyık olan Yahya Kemal'i de istismara kalkışmış.
O büyük şairin sadece bir yönünü nazara vererek, ona en büyük hakareti yapmış.
İşte, "İslâm birliği" karşıtı yazarın Yahya Kemâl'in 1918'deki Mondros Mütarekesi üzerine kaleme aldığı şiirinden iktibas ettiği bazı mısralar:
Vatanda korkulu rüya içindeyiz, gerçek.
Fakat bu çok süremez, mutlaka şafak sökecek.
Ateş ve kanla siler, bir gün, ordumuz lekeyi,
Bu, insanoğluna bir şeyn olan Mütareke'yi.
Şimdi de, aynı Yahya Kemâl'in bu kez dört yıl sonra zafere doğru giden "Müslüman Türk ordusu" için kaleme aldığı o güzel şiirinden birkaç mısrayı da biz aktaralım:
Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi.
Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi.
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın!
Ne dersiniz? "İslâmın son ordusu"na medihnâme yazan büyük şair Yahya Kemal mi hayalci, yoksa 1924'ten sonra o ezanı dahi susturan jakobenizmin hasretiyle yanıp tutuşan Kemalist sığınmacı mı hayal âleminde dolaşıyor?
Bunun takdirini size bırakarak, usta şairin ölüm döşeğinde iken yazmış olduğu son mısralarla yazımızı noktalayalım:
Ölmek kaderde var; yaşayıp köhnemek hazin,
Bir çâre yok mudur buna yâ Rabbe'l–âlemin.
Aktüel - Kısa kısa Kürtçe için Türkçe talimat
PKK'nın kurmaylarından Murat Karayılan'ın "Kürtçe'yi yaygınlaştırın" şeklindeki talimatına muhatap olan KCK sanıkların tepkisi şöyle olmuş: "Talimatı verirken bari Türkçe konuşmasın."
Cumhuriyete sahip çıkmak
Dün Taksim'deki Cumhuriyet Anıtı’na çelenk koyan CHP İstanbul İl Başkanı Salıcı, aynı tören alanında bulunan askerlere “Sizin korumanız gereken Cumhuriyet’e biz sahip çıkıyoruz” diye seslenmiş.
Bu münasebetsiz çıkış, beraberinde birkaç soruyu hatıra getirdi.
1) Cumhuriyet sahipsiz mi? Yahut, cumhuriyete saldıran mı var? Varsa kim?
2) Bu beyefendi, darbe dışında acaba askerden ne istiyor ve ordudan ne bekliyor?
3) Siyaseten gerileyince, acaba akıllarına yine "CHP+Ordu = İktidar" formülü mü geldi?
Teröristler, hep diktatörden yana
PKK’nın Suriye kolu olarak bilinen PYD militanları, Baas rejiminin zulmü altında inleyen muhaliflerle çatışmaya girmiş.
Yaparlar bunu. Zira, 1990'larda da Saddam'ın zulmünden Türkiye'ye kaçan Iraklı Kürtlere daha beterini yapmışlardı.
Bunda şaşılacak bir durum yok.
Zira, terör, özünde zulmü barındırdığı için, teröristler de daima zalimden yana tavır koyalar. Merhamet denen şey, onların semtine dahi uğramaz.