EbuHafs
01-01-2008, 23:52
Kendimizi hesaba çekelim
Mahmut Toptaş
mtoptas@milligazete.com.tr
01.01.2008
Lokman hekime sormuşlar: “Edebi kimden öğrendin?” demişler, “Edepsizlerden” diye cevap vermiş. Başkalarının yaptığı ve hoşumuza gitmediği şeyleri farkında olmadan kendimiz yapıyoruzdur.
Başımızdaki iki göz, herkesi görür ama kendisini göremez. Başkasının hatasını görürüz fakat kendi hatamızı göremeyiz.
Başkaları bizim için ayna olsun ve oradan kendimizi görelim.
Hatta bütün insanların hatasını görmenin ötesinde kendi hatamızı Allah’a yüklemeye bile gidebiliriz.
Temizliğimize, gıdamıza, soğuk ve sıcağa dikkat etmeyiz, hastalanırız, sonunda faturayı Allah’a çıkarırız.
Ticaretin İslâmi kurallarına dikkatsizliğimizin sonucunda batarsak yine faturayı Allah’a havale edebiliyoruz.
Yangınların, depremlerin, su baskınlarının, fırtınaların tahribatını yine Allah’a yükletip kendi ihmallerimizin, hatalarımızın, hilelerimizin, yanlışlarımızın altında ezilmemek için kendimizi temize çıkarmaya çalışıyoruz.
Uhut harbinde Müslümanlar harbi kaybedince “Bu da başımıza nereden geldi” demeye başladılar. Başımızda Allah Rasülü var. Allah’ın da vaadi varken biz neden mağlup olduk dediler.
Rabbimiz onlara cevap verir. “Onlara (Bedir’de) iki kat uğrattığımız musibetten biri, kendinize uğrayınca mı “Bu nereden?” (dediniz.) De ki: “O kendinizdendir” şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (Al-i İmran 165)
Evet o mağlubiyetin kendilerinden olduğunu bildiriyor. Mağlubiyetin sebebini de söylüyor: “Andolsun, Allah size verdiği sözde durdu. Hani siz Allah’ın izniyle onları öldürüyordunuz. Öyle ki, size sevdiğiniz zaferi (Uhud’da) gösterdikten sonra gevşediniz, (verilen) emirde çekiştiniz ve isyan ettiniz. İçinizden kimi dünyayı istiyor, kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi denemek için sizi onlardan geri çevirdi (bozguna uğrattı). O sizi muhakkak bağışladı. Allah, mü’minler üzerine fazl (nimet-insan) sahibidir.” (Al-i İmran 152)
Onların kabahati, gevşemek, verilen emri yerine getirmemek, ve isyan etmek idi.
Değişen bir şey yok. Günümüzde de başarısızlıklarımızın temelinde bunlar yatmakta. Biraz başarılı olanımız işi rahavete veriyor ve yıkılmayacağı kanaatine varıyor, eski gayretini bırakıveriyor.
Hangi sahada olursa olsun yerinde sayan kaybeder. Onun için Abdülaziz b. Ebi Ravvad’a nisbet edilen: “İki günü denk olan aldanmıştır.” Sözü, hadis olarak halkımız arasında kabul görmüştür, ama raviler bunu, kibarı kelam olarak kabul ederler. (Bu güzel söz için bak: Aliyyül kari, el-Masnu’)
Biz, yaptığımız her meşru işi, en iyi, en güzel ve en sağlam şekilde yapmak için gayret göstereceğiz.
Başarılı olduğumuzda sevinç göz yaşlarıyla işimizi yumuşatıp gevşetmeyeceğiz. Kendimizi aşmaya çalışacağız.
Yaptığımız işin öncülerine danışarak yapacağız.
Başarısızlık anında ümitsizliğe düşüp geri adım atmayacağız.
Başarı anında da, başarısızlık anında da güler yüz, tatlı dil, bal gibi sözden ayrılmayacağız ve kimseye kaş çatıp surat asmayacağız.
Hiçbir kimseye hıyanet etmediğimiz gibi devlet malını da deniz görenlerden olmayacağız.
Kul olarak üzerimize düşeni yapıp işe koyulduktan sonra gelecek başarıyı Allah’tan bilecek, başarısızlığımızda kusurumuzu araştırıp tekrarlamamaya dikkat edeceğiz ve “Tevekkeltü alellah” deyip işin üzerine yürüyeceğiz.
Hz. Ömer (r.a.) buyurmuş: “Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz” (Ahmed bin Hanbel, Zühd, 1/120)
Mahmut Toptaş
mtoptas@milligazete.com.tr
01.01.2008
Lokman hekime sormuşlar: “Edebi kimden öğrendin?” demişler, “Edepsizlerden” diye cevap vermiş. Başkalarının yaptığı ve hoşumuza gitmediği şeyleri farkında olmadan kendimiz yapıyoruzdur.
Başımızdaki iki göz, herkesi görür ama kendisini göremez. Başkasının hatasını görürüz fakat kendi hatamızı göremeyiz.
Başkaları bizim için ayna olsun ve oradan kendimizi görelim.
Hatta bütün insanların hatasını görmenin ötesinde kendi hatamızı Allah’a yüklemeye bile gidebiliriz.
Temizliğimize, gıdamıza, soğuk ve sıcağa dikkat etmeyiz, hastalanırız, sonunda faturayı Allah’a çıkarırız.
Ticaretin İslâmi kurallarına dikkatsizliğimizin sonucunda batarsak yine faturayı Allah’a havale edebiliyoruz.
Yangınların, depremlerin, su baskınlarının, fırtınaların tahribatını yine Allah’a yükletip kendi ihmallerimizin, hatalarımızın, hilelerimizin, yanlışlarımızın altında ezilmemek için kendimizi temize çıkarmaya çalışıyoruz.
Uhut harbinde Müslümanlar harbi kaybedince “Bu da başımıza nereden geldi” demeye başladılar. Başımızda Allah Rasülü var. Allah’ın da vaadi varken biz neden mağlup olduk dediler.
Rabbimiz onlara cevap verir. “Onlara (Bedir’de) iki kat uğrattığımız musibetten biri, kendinize uğrayınca mı “Bu nereden?” (dediniz.) De ki: “O kendinizdendir” şüphesiz Allah her şeye kadirdir. (Al-i İmran 165)
Evet o mağlubiyetin kendilerinden olduğunu bildiriyor. Mağlubiyetin sebebini de söylüyor: “Andolsun, Allah size verdiği sözde durdu. Hani siz Allah’ın izniyle onları öldürüyordunuz. Öyle ki, size sevdiğiniz zaferi (Uhud’da) gösterdikten sonra gevşediniz, (verilen) emirde çekiştiniz ve isyan ettiniz. İçinizden kimi dünyayı istiyor, kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi denemek için sizi onlardan geri çevirdi (bozguna uğrattı). O sizi muhakkak bağışladı. Allah, mü’minler üzerine fazl (nimet-insan) sahibidir.” (Al-i İmran 152)
Onların kabahati, gevşemek, verilen emri yerine getirmemek, ve isyan etmek idi.
Değişen bir şey yok. Günümüzde de başarısızlıklarımızın temelinde bunlar yatmakta. Biraz başarılı olanımız işi rahavete veriyor ve yıkılmayacağı kanaatine varıyor, eski gayretini bırakıveriyor.
Hangi sahada olursa olsun yerinde sayan kaybeder. Onun için Abdülaziz b. Ebi Ravvad’a nisbet edilen: “İki günü denk olan aldanmıştır.” Sözü, hadis olarak halkımız arasında kabul görmüştür, ama raviler bunu, kibarı kelam olarak kabul ederler. (Bu güzel söz için bak: Aliyyül kari, el-Masnu’)
Biz, yaptığımız her meşru işi, en iyi, en güzel ve en sağlam şekilde yapmak için gayret göstereceğiz.
Başarılı olduğumuzda sevinç göz yaşlarıyla işimizi yumuşatıp gevşetmeyeceğiz. Kendimizi aşmaya çalışacağız.
Yaptığımız işin öncülerine danışarak yapacağız.
Başarısızlık anında ümitsizliğe düşüp geri adım atmayacağız.
Başarı anında da, başarısızlık anında da güler yüz, tatlı dil, bal gibi sözden ayrılmayacağız ve kimseye kaş çatıp surat asmayacağız.
Hiçbir kimseye hıyanet etmediğimiz gibi devlet malını da deniz görenlerden olmayacağız.
Kul olarak üzerimize düşeni yapıp işe koyulduktan sonra gelecek başarıyı Allah’tan bilecek, başarısızlığımızda kusurumuzu araştırıp tekrarlamamaya dikkat edeceğiz ve “Tevekkeltü alellah” deyip işin üzerine yürüyeceğiz.
Hz. Ömer (r.a.) buyurmuş: “Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz” (Ahmed bin Hanbel, Zühd, 1/120)