fütüvvet
11-24-2007, 12:25
TBMM’nin hükümete verdiği tezkereyi kabulünün üzerinden 40 güne yakın bir süre geçti.
TBMM’nin hükümete, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sınır ötesi bir harekat için görevlendirme yetkisi veren tezkereyi kabulünün üzerinden 40 güne yakın bir süre geçti. Geçen süre içerisinde operasyon yapılmadı ama birçok önemli gelişme yaşandı.
Bir adım geriden başlayalım...
Türkiye,1984-99 arasını kanlı ve her açıdan büyük kayıplara yol açan bir terör dalgasıyla geçirmiş olmasına rağmen bugün aslında, detayları planlanmış bir politikaya sahip olmadığı anlaşıldı. Geride bıraktığımız 40 günde işte bu olmayan politikanın temellerini atılmaya başlandı ve terörün 35 bin insanın canını aldığı yıllarda elde edilemeyen uluslararası destek sağlandı. Bir istatistik... Sadece iki ay içinde Ankara’ya gelen yabancı konuk sayısı bile 90’lı yılların tamamında gelenlerin üzerindedir.
Diplomatik atakta önce, Irak dahil bölge ülkeleriyle temaslarda Türkiye’nin amacının PKK’yı önlemek olduğu ve Irak’ın toprak bütünlüğüne yönelik bir gizli ajandası bulunmadığı anlatıldı. Bu politikanın en elle tutulur sonuçlarından biri, Irak’ın çoğunluğunu oluşturan Arap/Şii ve Sünni unsurların Türkiye’den yana tavır koymalarıdır. Hatta, Irak Devlet Başkan Yardımcısı Tarık Haşimi, PKK’ya karşı Türkiye’yle birlikte pozisyon alacaklarını Ankara’ya açıkça bildirdi. Bunun sonucunda Kuzey’deki Kürt yönetimi de ilk kez kendisini Irak merkezi hükümetine yakın hissetmeye başladı!
Öte yandan, Avrupa Birliği’nden ise ‘Operasyon yapmazsanız daha iyi olur’ türünden bir cümle dahi çıkmadı. Operasyon bağlantılı olaylar yaşanırken Arap Ligi’yle işbirliği anlaşması imzalandı.
Başbakan Erdoğan’ın 5 Kasım’daki ABD ziyareti ise PKK’ya karşı diplomatik ve askeri girişimlerin en kritik noktasıydı. Ziyaretin sonucunu bir cümleyle anlatmak gerekirse, ABD ilk kez seyirci olmaktan çıkıp taraftar oldu.
PKK bugün, hiç olmadığı kadar izole edildi ve belki hálá birtakım destekler alıyor ama söylem desteğini tamamen kaybetti.
Ankara, Kuzey Irak’a ‘Türkiye PKK’yı bitirecek. Ya sizinle ya size rağmen...’ mesajını güçlü bir şekilde verdi. Böylelikle Kuzey Irak yönetimi de sürece dahil edildi. Barzani yönetiminin bölgeye ilişkin haritaları ve söylemleri biliniyordu. Tezkere sonrası adımlarla Kuzey Irak yönetiminin istekleri de makul seviyeye çekildi, Pankürdist niyetlerinin imkansızlığı gösterildi.
Daha önemlisi, Türkiye için en kritik konulardan birisi olan Kerkük referandumu gündemden kalktı. Referandum 2007’de yapılmayacak. Irak anayasasının ‘2007’de şartı’ gereği muhtemelen hiç yapılmayacak.
Gelinen noktada Ankara’nın tavrı şu:
Operasyon, yani askeri seçenek masada. Ve Kuzey Irak yönetimi bu tavrını göstermese bir hafta önce operasyon olurdu. Bu tavrı sürdürürlerse bir hafta sonra da operasyon olmayabilir!..
Öte yandan ABD de ‘Bu sizin iç meseleniz, bizi ilgilendirmez’ deseydi operasyon şimdiye kadar mutlaka olurdu.
Türkiye’nin niyetinin K. Irak’ı destabilize etmemek olduğunu göstermesi direnci kırdı. Mesela, 2 ay önce hem Mesud Barzani hem de Neçirvan Barzani bir operasyona karşıydı. 3 haftadan beri Neçirvan Barzani karşı çıkmayacak noktaya geldi. Bugün, her ikisi de operasyona karşı çıkmayacak noktada bulunuyor.
Peki Ankara’nın iyimserliği nereden kaynaklanıyor?
PKK’ya lojistik desteğin kesildiği görülüyor. Hastaneler, bankalar ve havalimanlarını kullanıyorlardı, bu imkan kapanıyor. En önemlisi de Türkiye ve ABD’li komutanlar arasındaki sıcak temas hattı işlemeye başladı.
Bir başka kritik soru da şu: Türkiye operasyon izni karşılığında ABD’ye Barzani’yi muhatap alma sözü verdi mi?
Böyle bir konu gündeme dahi gelmedi. Ne Barzani ne de İran için söz verildi. Türkiye, Irak anayasası gereği ülkedeki yapıyı zaten tanıyor ama Barzani’yi muhatap almıyor. Muhataplık istiyorsa önce kendisi bu durumu düzeltmeli!
Türkiye, ‘Savaşı kazanıyoruz ama masada kaybediyoruz’ retoriğinden kurtulmak için bu kez oyunu kuralına göre oynuyor. Özeti bu...
24.Kasım.2007 09:34:43 MUSTAFA KARAALİOĞLU
TBMM’nin hükümete, Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sınır ötesi bir harekat için görevlendirme yetkisi veren tezkereyi kabulünün üzerinden 40 güne yakın bir süre geçti. Geçen süre içerisinde operasyon yapılmadı ama birçok önemli gelişme yaşandı.
Bir adım geriden başlayalım...
Türkiye,1984-99 arasını kanlı ve her açıdan büyük kayıplara yol açan bir terör dalgasıyla geçirmiş olmasına rağmen bugün aslında, detayları planlanmış bir politikaya sahip olmadığı anlaşıldı. Geride bıraktığımız 40 günde işte bu olmayan politikanın temellerini atılmaya başlandı ve terörün 35 bin insanın canını aldığı yıllarda elde edilemeyen uluslararası destek sağlandı. Bir istatistik... Sadece iki ay içinde Ankara’ya gelen yabancı konuk sayısı bile 90’lı yılların tamamında gelenlerin üzerindedir.
Diplomatik atakta önce, Irak dahil bölge ülkeleriyle temaslarda Türkiye’nin amacının PKK’yı önlemek olduğu ve Irak’ın toprak bütünlüğüne yönelik bir gizli ajandası bulunmadığı anlatıldı. Bu politikanın en elle tutulur sonuçlarından biri, Irak’ın çoğunluğunu oluşturan Arap/Şii ve Sünni unsurların Türkiye’den yana tavır koymalarıdır. Hatta, Irak Devlet Başkan Yardımcısı Tarık Haşimi, PKK’ya karşı Türkiye’yle birlikte pozisyon alacaklarını Ankara’ya açıkça bildirdi. Bunun sonucunda Kuzey’deki Kürt yönetimi de ilk kez kendisini Irak merkezi hükümetine yakın hissetmeye başladı!
Öte yandan, Avrupa Birliği’nden ise ‘Operasyon yapmazsanız daha iyi olur’ türünden bir cümle dahi çıkmadı. Operasyon bağlantılı olaylar yaşanırken Arap Ligi’yle işbirliği anlaşması imzalandı.
Başbakan Erdoğan’ın 5 Kasım’daki ABD ziyareti ise PKK’ya karşı diplomatik ve askeri girişimlerin en kritik noktasıydı. Ziyaretin sonucunu bir cümleyle anlatmak gerekirse, ABD ilk kez seyirci olmaktan çıkıp taraftar oldu.
PKK bugün, hiç olmadığı kadar izole edildi ve belki hálá birtakım destekler alıyor ama söylem desteğini tamamen kaybetti.
Ankara, Kuzey Irak’a ‘Türkiye PKK’yı bitirecek. Ya sizinle ya size rağmen...’ mesajını güçlü bir şekilde verdi. Böylelikle Kuzey Irak yönetimi de sürece dahil edildi. Barzani yönetiminin bölgeye ilişkin haritaları ve söylemleri biliniyordu. Tezkere sonrası adımlarla Kuzey Irak yönetiminin istekleri de makul seviyeye çekildi, Pankürdist niyetlerinin imkansızlığı gösterildi.
Daha önemlisi, Türkiye için en kritik konulardan birisi olan Kerkük referandumu gündemden kalktı. Referandum 2007’de yapılmayacak. Irak anayasasının ‘2007’de şartı’ gereği muhtemelen hiç yapılmayacak.
Gelinen noktada Ankara’nın tavrı şu:
Operasyon, yani askeri seçenek masada. Ve Kuzey Irak yönetimi bu tavrını göstermese bir hafta önce operasyon olurdu. Bu tavrı sürdürürlerse bir hafta sonra da operasyon olmayabilir!..
Öte yandan ABD de ‘Bu sizin iç meseleniz, bizi ilgilendirmez’ deseydi operasyon şimdiye kadar mutlaka olurdu.
Türkiye’nin niyetinin K. Irak’ı destabilize etmemek olduğunu göstermesi direnci kırdı. Mesela, 2 ay önce hem Mesud Barzani hem de Neçirvan Barzani bir operasyona karşıydı. 3 haftadan beri Neçirvan Barzani karşı çıkmayacak noktaya geldi. Bugün, her ikisi de operasyona karşı çıkmayacak noktada bulunuyor.
Peki Ankara’nın iyimserliği nereden kaynaklanıyor?
PKK’ya lojistik desteğin kesildiği görülüyor. Hastaneler, bankalar ve havalimanlarını kullanıyorlardı, bu imkan kapanıyor. En önemlisi de Türkiye ve ABD’li komutanlar arasındaki sıcak temas hattı işlemeye başladı.
Bir başka kritik soru da şu: Türkiye operasyon izni karşılığında ABD’ye Barzani’yi muhatap alma sözü verdi mi?
Böyle bir konu gündeme dahi gelmedi. Ne Barzani ne de İran için söz verildi. Türkiye, Irak anayasası gereği ülkedeki yapıyı zaten tanıyor ama Barzani’yi muhatap almıyor. Muhataplık istiyorsa önce kendisi bu durumu düzeltmeli!
Türkiye, ‘Savaşı kazanıyoruz ama masada kaybediyoruz’ retoriğinden kurtulmak için bu kez oyunu kuralına göre oynuyor. Özeti bu...
24.Kasım.2007 09:34:43 MUSTAFA KARAALİOĞLU