Ayşe_Berra
07-28-2008, 04:05
Daha az vakit geçiriyoruz artık birbirimizle. Ve daha çok hiç ismini bile bilmediklerimizle birlikteyiz.
Uzun uzun yazıyoruz birbirimize.
MSN
CHAT
Birbirimizin ismini bile bilmiyoruz. Her şeyden soyunmuşuz ve bir klavyeyi giyinmişiz. Üzerimize birkaç kablo örtmüşler.
Uzun uzun yazıyoruz birbirimize. Oysa her şey o kadar kısa ki.
BY
Tabii ya ‘Hoşça kal’ öleli çok oldu.
‘Elveda’ çoktan gözden düştü.
BY
Hatta, büyük harflerle bile değil artık ayrılık: by
Kelimeler öldüğü için mi ölüyoruz, yoksa ölüyoruz da kelimeler mi cenazemizi kaldırmaya hazırlanıyor?
İkonlar bir de.
Gülen ikonlar. Ağlayanlar… Kusanlar… Alkışlayanlar… Renk renk, mimik mimik…
Ne çok mimiği varmış insanın diye düşünüyor insan ikonları görünce.
Daha ne kadar uzaklaşabiliriz ki birbirimizden?
Daha ne kadar kısalabilir kelimeler?
İnsan daha ne kadar kaçabilir kendinden?
Daha ne kadar bilgisayarlara gömebiliriz kendimizi?
Daha iki milyon bilgisayarımız bile yok. Daha teknolojik bir hayata bile geçmiş değiliz.
İnternet kullananlar bir avuç.
Ama gelecek internette diyorlar.
Öyle mi sahi; yoksa insanlığın sonu mu?
Sanal bir gerçekliğin, gerçek yanılgılarında düşe kalka ve en çok da düşe kalka cüceleşiyoruz.
Kelimelerimizi yitirdikçe sinirlerimiz şişiyor.
Şiddet her dem kanayan bir yara gibi kanıyor içimizde.
Gerçek hayat sanallaşıyor.
Ama farkına vardığımızda ya öldürmüş oluyoruz ya da ölmüş.
Daha az vakit geçiriyoruz artık birbirimizle. Ve daha çok hiç ismini bile bilmediklerimizle.
Evlerde önümüzdeki dönemde iki televizyondan iki bilgisayara ya da üç dört bilgisayara geçilecek gibi.
Bu sizi korkutmuyor mu?
Ben korkuyorum açıkçası. Hem de çok korkuyorum.
Bir on onbeş yıl sonra insanların birbirine dokunmayı hatırlamayacağı fikri bir sabit fikir gibi yakıyor içimi.
Bir on onbeş yıl sonra bir çocuğun annesine bilgisayardan selam (selam) diyeceği ürkütüyor beni.
Ve annenin okuldan gelen çocuğuna GNN NSL GCTİ (Günün nasıl geçti) diyeceği fikri boğuyor beni.
Bu örnekleri çoğaltmak bile daraltıyor ruhumu.
Korkmuyor musunuz?
Bilgisayarlar hayatımız girdi gireli, klavyelerde bir insanlık sağanağı altındayız. Bir işgal.
Kimse gerçek değil, herkes gerçek.
Kimse klavyenin başına oturduğunda kendisi değil.
Belki de bu yüzden aşık olup evlenebiliyor insanlar internet ortamında. Ama eksik. İstediğiniz harflerin noktası yok. İstemediğiniz harflerin noktası var. Uzun cümlelerden geçtim, kısa kelimeler bile uzun.
Gülecek misin? Bir ikona bas.
Kızdın mı? Al sana bir kırmızı kafa ikonu!
Daha tam bir gerçek olmadan nasıl bir yalanın içinde hemhal oluyoruz?
Hiç sormuyor musunuz bu soruyu kendinize?
Nasıl bir sağanak bu?
Azap mı, saadet mi= AZP mı SDT mi?
Ben korkuyorum.
Çünkü aşk=AŞK çok kısa bir kelime ve canına çok kolay kıyılabilecek kadar tek hece. AHLAK=AHLK sadece iki hece.
Dokunuş=DKNŞ, sadece üç hece.
Hissi nasıl kısaltacağız. HS mi?
Ya namus?
Ya da vicdan..? VCDN
Utanma=UTNM. Yani Ar. Yok yok AR değil, ‘ar’, ne kadar kısacık bir kelime üstelik.
Sizi korkutmuyor mu bu kısalık ve bu tahta kadar, belki tahtanın da bir ruhu vardır, ruhsuzluk=RHSZLK?
Ben korkuyorum.
Çünkü kelimelerimiz çok güçsüz. Çünkü kelimelerimizin bizsiz yaşaması mümkün değil. Kelimeler de çiçekler gibi özen ister.
Sizce öyle değil mi?
Bir ‘Seni seviyorum’ diyebilmek için insanlar ne kadar beklemiştir, hatırlamıyor musunuz?
Bir ‘Oğlum’ demek için.
‘Annem’ demek için yada… Ya da ‘Canım’ demek için.
Ya iffet. Ne kadar kırılgan. İnanmazsanız bir kez de içinizden tekrarlayın.
İFFT
Korkuyorum.
Kelimelerimizi çaldırırken, bize sadece ve kupkuru harflerin kalacağı bir sanal alfabeden, nasıl yeni aşklar çıkaracağız. Nasıl anne baba olacağız. Nasıl yepyeni, vicdanı ve ahlakı olan, iffetli, her dokunduğumuzda bizi yaralamak yerine onaran, ruhu olan ve herkesten emin olacağımız, güvenebileceğimiz, ya da en azından güvenebileceğiz insanların bulunduğu bir dünyayı nasıl yeniden yaratacağız?
Güven=GVN
Ben korkuyorum. Ya siz?
O zmn br yrdn bslmmz lzm= O zaman bir yerden başlamamız lazım. Çünkü bizi esir alacak olan, bizi insanlığımızdan çıkaracak olan kendi sözcüklerini(kelimelerini) yaratıyor.
Sözlerimiz olmazsa nasıl insan olacağız?
Bakın, sessiz harflerden ruhsuz bir ben doğuyor ufukta!
Çok geç klblrz=kalabiliriz!
Rumuz: AU
Ama siz bana Feridun Düzağaç’ın dediği gibi uzun uzun Ali Ulurasba diyebilirsiniz!
*KRKYRM= Korkuyorum
ALİ ULURASBA
Uzun uzun yazıyoruz birbirimize.
MSN
CHAT
Birbirimizin ismini bile bilmiyoruz. Her şeyden soyunmuşuz ve bir klavyeyi giyinmişiz. Üzerimize birkaç kablo örtmüşler.
Uzun uzun yazıyoruz birbirimize. Oysa her şey o kadar kısa ki.
BY
Tabii ya ‘Hoşça kal’ öleli çok oldu.
‘Elveda’ çoktan gözden düştü.
BY
Hatta, büyük harflerle bile değil artık ayrılık: by
Kelimeler öldüğü için mi ölüyoruz, yoksa ölüyoruz da kelimeler mi cenazemizi kaldırmaya hazırlanıyor?
İkonlar bir de.
Gülen ikonlar. Ağlayanlar… Kusanlar… Alkışlayanlar… Renk renk, mimik mimik…
Ne çok mimiği varmış insanın diye düşünüyor insan ikonları görünce.
Daha ne kadar uzaklaşabiliriz ki birbirimizden?
Daha ne kadar kısalabilir kelimeler?
İnsan daha ne kadar kaçabilir kendinden?
Daha ne kadar bilgisayarlara gömebiliriz kendimizi?
Daha iki milyon bilgisayarımız bile yok. Daha teknolojik bir hayata bile geçmiş değiliz.
İnternet kullananlar bir avuç.
Ama gelecek internette diyorlar.
Öyle mi sahi; yoksa insanlığın sonu mu?
Sanal bir gerçekliğin, gerçek yanılgılarında düşe kalka ve en çok da düşe kalka cüceleşiyoruz.
Kelimelerimizi yitirdikçe sinirlerimiz şişiyor.
Şiddet her dem kanayan bir yara gibi kanıyor içimizde.
Gerçek hayat sanallaşıyor.
Ama farkına vardığımızda ya öldürmüş oluyoruz ya da ölmüş.
Daha az vakit geçiriyoruz artık birbirimizle. Ve daha çok hiç ismini bile bilmediklerimizle.
Evlerde önümüzdeki dönemde iki televizyondan iki bilgisayara ya da üç dört bilgisayara geçilecek gibi.
Bu sizi korkutmuyor mu?
Ben korkuyorum açıkçası. Hem de çok korkuyorum.
Bir on onbeş yıl sonra insanların birbirine dokunmayı hatırlamayacağı fikri bir sabit fikir gibi yakıyor içimi.
Bir on onbeş yıl sonra bir çocuğun annesine bilgisayardan selam (selam) diyeceği ürkütüyor beni.
Ve annenin okuldan gelen çocuğuna GNN NSL GCTİ (Günün nasıl geçti) diyeceği fikri boğuyor beni.
Bu örnekleri çoğaltmak bile daraltıyor ruhumu.
Korkmuyor musunuz?
Bilgisayarlar hayatımız girdi gireli, klavyelerde bir insanlık sağanağı altındayız. Bir işgal.
Kimse gerçek değil, herkes gerçek.
Kimse klavyenin başına oturduğunda kendisi değil.
Belki de bu yüzden aşık olup evlenebiliyor insanlar internet ortamında. Ama eksik. İstediğiniz harflerin noktası yok. İstemediğiniz harflerin noktası var. Uzun cümlelerden geçtim, kısa kelimeler bile uzun.
Gülecek misin? Bir ikona bas.
Kızdın mı? Al sana bir kırmızı kafa ikonu!
Daha tam bir gerçek olmadan nasıl bir yalanın içinde hemhal oluyoruz?
Hiç sormuyor musunuz bu soruyu kendinize?
Nasıl bir sağanak bu?
Azap mı, saadet mi= AZP mı SDT mi?
Ben korkuyorum.
Çünkü aşk=AŞK çok kısa bir kelime ve canına çok kolay kıyılabilecek kadar tek hece. AHLAK=AHLK sadece iki hece.
Dokunuş=DKNŞ, sadece üç hece.
Hissi nasıl kısaltacağız. HS mi?
Ya namus?
Ya da vicdan..? VCDN
Utanma=UTNM. Yani Ar. Yok yok AR değil, ‘ar’, ne kadar kısacık bir kelime üstelik.
Sizi korkutmuyor mu bu kısalık ve bu tahta kadar, belki tahtanın da bir ruhu vardır, ruhsuzluk=RHSZLK?
Ben korkuyorum.
Çünkü kelimelerimiz çok güçsüz. Çünkü kelimelerimizin bizsiz yaşaması mümkün değil. Kelimeler de çiçekler gibi özen ister.
Sizce öyle değil mi?
Bir ‘Seni seviyorum’ diyebilmek için insanlar ne kadar beklemiştir, hatırlamıyor musunuz?
Bir ‘Oğlum’ demek için.
‘Annem’ demek için yada… Ya da ‘Canım’ demek için.
Ya iffet. Ne kadar kırılgan. İnanmazsanız bir kez de içinizden tekrarlayın.
İFFT
Korkuyorum.
Kelimelerimizi çaldırırken, bize sadece ve kupkuru harflerin kalacağı bir sanal alfabeden, nasıl yeni aşklar çıkaracağız. Nasıl anne baba olacağız. Nasıl yepyeni, vicdanı ve ahlakı olan, iffetli, her dokunduğumuzda bizi yaralamak yerine onaran, ruhu olan ve herkesten emin olacağımız, güvenebileceğimiz, ya da en azından güvenebileceğiz insanların bulunduğu bir dünyayı nasıl yeniden yaratacağız?
Güven=GVN
Ben korkuyorum. Ya siz?
O zmn br yrdn bslmmz lzm= O zaman bir yerden başlamamız lazım. Çünkü bizi esir alacak olan, bizi insanlığımızdan çıkaracak olan kendi sözcüklerini(kelimelerini) yaratıyor.
Sözlerimiz olmazsa nasıl insan olacağız?
Bakın, sessiz harflerden ruhsuz bir ben doğuyor ufukta!
Çok geç klblrz=kalabiliriz!
Rumuz: AU
Ama siz bana Feridun Düzağaç’ın dediği gibi uzun uzun Ali Ulurasba diyebilirsiniz!
*KRKYRM= Korkuyorum
ALİ ULURASBA