selahattin_ay
09-12-2007, 12:24
Cumhurbaşkanı'nın seçimden sonra ilk iç gezisini Güneydoğu'ya yapmasının sembolik anlamı çok büyüktür.
Cumhurbaşkanı Van (Başkale), Hakkari (Yüksekova), Siirt, Şırnak ve Diyarbakır'a gidecek.
İleri karakolda iftar açacak, üniversiteleri ziyaret edecek, sivil toplum örgütleriyle konuşacak.
Cumhurbaşkanı, bu tutumuyla, Kürt sorununun, Türkiye'nin en önde gelen ve hemen üzerine gidilmesi gereken bir sorunu olduğunu gösteriyor.
Eğer bizler de bu sorunu artık laik-dinci tartışmalarının dışına taşıyabilir ve gereken duyarlığı gösterebilirsek, galiba iyi olacak. Zira hem Türkiye'de hem de bölgede, bu sorunla ilgili öylesine gelişmeler yaşanıyor ve bizler de öylesine ilgisiz bir tutum içindeyiz ki, insan inanamıyor. Sanki hayati bir konu değilmiş gibi, siyasetin içine sokuyoruz.
Oysa şu manzaraya bakın...
Kürt kökenli vatandaşlarımız, kötü bir deneyden sonra, ilk defa temsilcilerini TBMM'ne soktular. Sorunlarının bu temsilciler tarafından ülkenin gündemine taşınmasını bekliyorlar.
Kendimizi aldatmayalım.
DTP'lileri de takıyye yapmaya zorlamayalım.
Bu insanları, istediğimiz kadar "Türkiye partisi" olmaları için sıkıştıralım, başaramayacağız. Onlar kalpleriyle "Kürt kökenli vatandaşlarımızın partisidir" ve değişmeyeceklerdir.
Aynı şekilde, DTP'yi zorla PKK'dan kopartmak ve PKK'yı terör örgütü olarak nitelemeleri için bastırıyoruz.
Ben de, DTP'nin PKK'dan uzaklaşması gerektiğine, Kürt sorununun ancak bu şekilde çözümlenebileceğine inanıyorum.
Ancak, bir diğer gerçeği de göz ardı etmeyelim. DTP ile PKK'nın ve Güneydoğu halkının hiç değilse bir kesiminin iç içe olduklarını unutmayalım.
Kızdık, ancak Sabahat Tuncel (DTP-İstanbul) Batman konuşmasında doğruyu söyledi. Gerçekten de, Güneydoğu'nun bir bölümünde PKK terör örgütü olarak görülmüyor. Onlar için, PKK'lılar "kardeş". Hatta bir bölümü gerçekten "kardeş". Reddedemezler. Üstelik örgütün onayı olmadan ne milletvekili seçilebilirler ne de siyasette kalabilirler. Hele tepki göstermeleri veya eleştiri yapmaları imkansızdır. Fazla ileri giderlerse, fena cezalandırılırlar. DTP'liler bu gerçekleri gayet iyi biliyorlar.
Bizler de, bilelim.
Kabul etmeyelim, ancak buna göre hareket edelim.
DTP'yi PKK'nın terörüne karşı çıkmaya teşvik edelim.
Kürt sorunu çok karmaşıktır. İç ve dış etkenleri de çok fazla. Bundan dolayı, devletin tüm kurumlarının tüm enerjisini bu konuya yönlendirmeleri gerekiyor.
Çok farklı bir vali idi, bakalım...
Efkan Ala'yı tanıyan bilir.
Önce 2003'te, Batman'da valilik yapmış, ardından da bugünlere kadar Diyarbakır Valisi olmuştur.
İlk göreve başladığı zaman dikkatleri çekti.
Güneydoğu'ya ve Güneydoğulular'a çok farklı yaklaşıyordu.
Şaşırtıcı bir üslubu vardı.
Ezberimizi bozmuştu.
Bizler genelde, hele Olağanüstü Hal döneminde, vuran kıran valilere alışmıştık. Onlar için önemli olan sindirmekti. "Bunlar güçlüden yanadırlar. Bundan dolayı sert olacaksın. Vuracaksın ki, sinsinler..." anlayışı geçerliydi.
Bu ezberi önce Gaffar Okkan bozmuştu.
Ardından da Efkan Ala geldi.
Bölge insanını çok iyi tanıyan, PKK'yı son derece gerçekçi değerlendiren, tüm olaya değişik yaklaşan bir vali idi.
Valiliği, Ankara'dan gelen emirleri yerine getiren veya büyüklerinin hoşuna gidecek yaklaşımları tercih etmek gibi görmedi...
Efkan Ala'nın AK Parti ile bir ilişkisini duymadım.
Başbakan'ın dost-ahbap çevresinden olmadığını da biliyorum.
Başbakanlık Müsteşarlığı son derece önemli bir koltuktur.
Hükümetin başı ile diğer bakanlıkların uyumlu çalışması ve devletin koordinasyonundan sorumludur.
Böylesine kritik bir yere Efkan Ala'nın getirilmesi, elbette, Kürt sorununun ön plana alınacağının bir işareti sayılabilir.
Başbakanlık Müsteşarı, gayet tabii sadece Kürt sorunuyla uğraşmayacak, ancak Ala'nın mevcudiyeti, hiç değilse konuyu ön plana çıkaracaktır.
Başbakan doğru ve akılcı bir atama yaptı.
Bakalım Efkan Ala, Güneydoğu'da gösterdiği aynı başarıyı müsteşarlıkta da gösterebilecek mi?
Eminim, üstesinden gelecektir.
Cumhurbaşkanı Van (Başkale), Hakkari (Yüksekova), Siirt, Şırnak ve Diyarbakır'a gidecek.
İleri karakolda iftar açacak, üniversiteleri ziyaret edecek, sivil toplum örgütleriyle konuşacak.
Cumhurbaşkanı, bu tutumuyla, Kürt sorununun, Türkiye'nin en önde gelen ve hemen üzerine gidilmesi gereken bir sorunu olduğunu gösteriyor.
Eğer bizler de bu sorunu artık laik-dinci tartışmalarının dışına taşıyabilir ve gereken duyarlığı gösterebilirsek, galiba iyi olacak. Zira hem Türkiye'de hem de bölgede, bu sorunla ilgili öylesine gelişmeler yaşanıyor ve bizler de öylesine ilgisiz bir tutum içindeyiz ki, insan inanamıyor. Sanki hayati bir konu değilmiş gibi, siyasetin içine sokuyoruz.
Oysa şu manzaraya bakın...
Kürt kökenli vatandaşlarımız, kötü bir deneyden sonra, ilk defa temsilcilerini TBMM'ne soktular. Sorunlarının bu temsilciler tarafından ülkenin gündemine taşınmasını bekliyorlar.
Kendimizi aldatmayalım.
DTP'lileri de takıyye yapmaya zorlamayalım.
Bu insanları, istediğimiz kadar "Türkiye partisi" olmaları için sıkıştıralım, başaramayacağız. Onlar kalpleriyle "Kürt kökenli vatandaşlarımızın partisidir" ve değişmeyeceklerdir.
Aynı şekilde, DTP'yi zorla PKK'dan kopartmak ve PKK'yı terör örgütü olarak nitelemeleri için bastırıyoruz.
Ben de, DTP'nin PKK'dan uzaklaşması gerektiğine, Kürt sorununun ancak bu şekilde çözümlenebileceğine inanıyorum.
Ancak, bir diğer gerçeği de göz ardı etmeyelim. DTP ile PKK'nın ve Güneydoğu halkının hiç değilse bir kesiminin iç içe olduklarını unutmayalım.
Kızdık, ancak Sabahat Tuncel (DTP-İstanbul) Batman konuşmasında doğruyu söyledi. Gerçekten de, Güneydoğu'nun bir bölümünde PKK terör örgütü olarak görülmüyor. Onlar için, PKK'lılar "kardeş". Hatta bir bölümü gerçekten "kardeş". Reddedemezler. Üstelik örgütün onayı olmadan ne milletvekili seçilebilirler ne de siyasette kalabilirler. Hele tepki göstermeleri veya eleştiri yapmaları imkansızdır. Fazla ileri giderlerse, fena cezalandırılırlar. DTP'liler bu gerçekleri gayet iyi biliyorlar.
Bizler de, bilelim.
Kabul etmeyelim, ancak buna göre hareket edelim.
DTP'yi PKK'nın terörüne karşı çıkmaya teşvik edelim.
Kürt sorunu çok karmaşıktır. İç ve dış etkenleri de çok fazla. Bundan dolayı, devletin tüm kurumlarının tüm enerjisini bu konuya yönlendirmeleri gerekiyor.
Çok farklı bir vali idi, bakalım...
Efkan Ala'yı tanıyan bilir.
Önce 2003'te, Batman'da valilik yapmış, ardından da bugünlere kadar Diyarbakır Valisi olmuştur.
İlk göreve başladığı zaman dikkatleri çekti.
Güneydoğu'ya ve Güneydoğulular'a çok farklı yaklaşıyordu.
Şaşırtıcı bir üslubu vardı.
Ezberimizi bozmuştu.
Bizler genelde, hele Olağanüstü Hal döneminde, vuran kıran valilere alışmıştık. Onlar için önemli olan sindirmekti. "Bunlar güçlüden yanadırlar. Bundan dolayı sert olacaksın. Vuracaksın ki, sinsinler..." anlayışı geçerliydi.
Bu ezberi önce Gaffar Okkan bozmuştu.
Ardından da Efkan Ala geldi.
Bölge insanını çok iyi tanıyan, PKK'yı son derece gerçekçi değerlendiren, tüm olaya değişik yaklaşan bir vali idi.
Valiliği, Ankara'dan gelen emirleri yerine getiren veya büyüklerinin hoşuna gidecek yaklaşımları tercih etmek gibi görmedi...
Efkan Ala'nın AK Parti ile bir ilişkisini duymadım.
Başbakan'ın dost-ahbap çevresinden olmadığını da biliyorum.
Başbakanlık Müsteşarlığı son derece önemli bir koltuktur.
Hükümetin başı ile diğer bakanlıkların uyumlu çalışması ve devletin koordinasyonundan sorumludur.
Böylesine kritik bir yere Efkan Ala'nın getirilmesi, elbette, Kürt sorununun ön plana alınacağının bir işareti sayılabilir.
Başbakanlık Müsteşarı, gayet tabii sadece Kürt sorunuyla uğraşmayacak, ancak Ala'nın mevcudiyeti, hiç değilse konuyu ön plana çıkaracaktır.
Başbakan doğru ve akılcı bir atama yaptı.
Bakalım Efkan Ala, Güneydoğu'da gösterdiği aynı başarıyı müsteşarlıkta da gösterebilecek mi?
Eminim, üstesinden gelecektir.