fatih kısaparmak balon baskılı balon m.ali birand-PKK mı, yoksa başka biri mi? - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : m.ali birand-PKK mı, yoksa başka biri mi?


Meftun
09-13-2007, 14:40
PKK mı, yoksa başka biri mi?

ANKARA
Ankara'da yaşanan son olay, terör uzmanlarını düşündürüyor. Her ne kadar PKK damgası vuruldu ise de, farklı senaryolardan söz edenler de var.
Dün Ankara'da konuyu çok yakından izleyen güvenlik yetkilileri, PKK'yı iyi bilenler ve dinci teröristleri izleyenlerle tartıştım.
Karşıma ilginç bir manzara çıktı.
Genelde olayın PKK kaynaklı olduğu, 27 Haziran'da Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın uyardığı gibi gerçekleştiği söyleniyor. 22 Temmuz seçimlerinde AKP'nin Güneydoğu'daki başarısına tepki, Gül'ün gezisine gözdağı ve istediği anda Türkiye'yi istikrarsızlığa itebileceğinin gösterisi olarak niteleniyor.
Ancak farklı görüşler de var.
Bakın onların yaklaşımı nasıl:

1. PKK'NIN İŞİNE GELMEZ:
Planlamanın PKK tarafından yapıldığı tezine karşı çıkanlar var. Böylesine dev bir patlamanın ne Öcalan'ın, ne PKK'nın, ne de DTP'nin işine geleceğine dikkat çekenler şu görüşleri ileri sürüyorlar.

A. Tam aksine, böyle bir olay öylesine tepki yaratırdı ki, Öcalan'ın İmralı'daki durumu zorlaşır ve bugüne kadar verdiği mesajlarla çelişirdi. Öcalan hem Devlet hem de Kürt halkının gözünde tekrar –kurtulmaya çalıştığı- terörist başı olarak görünürdü.
B. DTP son derece güç bir duruma düşer ve büyük baskı altına girerdi. Kürt sorununu siyasallaştırma çabaları suya düşerdi.
C. PKK uluslararası camiada, çok daha kolaylıkla "terörist" damgasını yerdi ve Türkiye'nin istediği gibi, üstündeki baskılar artardı.

SONUÇ: Bu girişim ya PKK'nın içindeki veya etrafındaki küçük bir grup tarafından yapılmış, bu şekilde hem Türkiye'yi sarsmak hem de gerçek gücün PKK olmadığını göstermeyi amaçlamış veya olay tümüyle başka gruplar tarafından planlanmıştır.

2. "DİNCİ TERÖRİSTLERİN İŞİ"
Bir diğer kesim de sabotaj girişiminin, PKK süsü verilmesine rağmen, El Kaide'nin imzasını taşıyan 11 Eylül 2001'deki New York saldırısını hatırlatmak için, Türk dinci terör grupları tarafından planlandığını ileri sürüyor.

3. "VATANSEVER GRUPLAR"
Nihayet bir başka görüş, hem PKK'ya karşı mücadeleyi savaşa dönüştürmek, hem DTP'yi TBMM'den attırıp Kürt-Türk ilişkilerini daha da gerip, TSK'yı Kuzey Irak'a girmeye tahrik etmek; AK Parti'yi –Kürtçü ve dinci teröre yeterince sert davranmadığı için- güç duruma düşürmek için, herhangi bir vatansever gurup tarafından da örgütlenmiş olabileceği şeklinde.
Bu aşamada, kimse kesin konuşmuyor.
Nedeni de, 600 kiloluk patlayıcının yaratacağı maddi ve manevi etki.
"Bu kadarı çok fazla. İşin içinde başka bir şey var. Böylesine bir provokasyonun altından kimse kalkamazdı" diyenler de var...
Peki, kim sorumlu?
Yoksa amaç 600 kiloyu patlatmak değil de, sadece bir gözdağı vermek miydi?
Suçlular yakalanana kadar, bu sorular galiba yanıtsız kalacak...





Akil adamlar, Ankara'ya önemli mesajlar verdi

Salı günü Ankara'da, Türkiye açısından çok önemli bir grup vardı.
Onlara "Akil adamlar" diyebilirsiniz
Her biri uluslararası camia tarafından çok iyi tanınıyorlar.
Marti Ahtisaari (Finlandiya eski Cumhurbaşkanı), Hans van den Broek (Hollanda eski Dışişleri Bakanı), Marcelino Oreja Aguirre (İspanya eski Dışişleri Bakanı), Albert Rohan (Avusturya eski Dışişleri Genel Sekreteri), Bronislaw Geremek (Polonya eski Dışişleri Bakanı), Emma Bonino (İtalyan Avrupa İşleri Bakanı).
İlk defa 2003 yılından itibaren gündemimize girdiler. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması için son derece etkin çalışmalar yaptılar. Türk tam üyeliğinin, Avrupa'ya yarar sağlayacağına inanmışlardı. Gerektiğinde Ankara'yı desteklediler, gerektiğinde eleştirdiler. Gerçek dost olduklarını gösterdiler.
Akil adamlar tekrar geri döndüler.
Daha önce olduğu gibi, yine Hakan Altınay'ın Açık Toplum Enstitüsü ve Can Paker'in TESEV'i tarafından desteklenen proje çerçevesinde, Salı günü, Cumhurbaşkanı ile yemek yediler, Başbakan ve Dışişleri Bakanı'yla görüştüler.
Nedeni de basit.
Türkiye- AB ilişkileri önemli bir yol kavşağında…
Ya bulunduğumuz yerde kalacağız veya tren yine yoluna devam edecek.
Bu grup Ankara'yı dinlemeye geldi.
Ardından da, Avrupa kamuoyuna yönelik rapor hazırlayacaklar.
Duymak istedikleri, Türkiye'nin yeniden reform çarklarını döndürmek isteyip istemediği idi.
Hem Gül, hem Erdoğan, hem de Babacan'a şu mesajı verdiler:
"Bu ilişkilerdeki gerçekleri sizler değiştirebilirsiniz. Biz değiştiremeyiz. Bunun için de sizin reform adımlarını atmaya başlamanız gerekir. Siz harekete geçerseniz, biz de sizi destekleyebiliriz. Ancak, top sizlerin ayağında…"
Türkiye, 2003-2004 dönemindeki gibi harekete geçtiği taktirde, "akil adamlar" da "İşte Türkiye çarkları çevirmeye başladı, AB de şimdi verdiği sözleri yerine getirmeli" diyecekler.
Kısa vadede neler bekleniyor?

1) Her şeyin başında 301'inci madde geliyor. Ne dersek diyelim, ne yaparsak yapalım, 301 değişmeden kimse bir adım ileri adım atmayacak.
2) Vakıflar Yasası'nın çıkması ve gereken düzenlemelerin yapılması.
3) Ruhban Okulu başta olmak üzere, azınlıkların dini özgürlüklerinin güvenceye alınması.
4) Limanların Rumlara açılması sorununun çözümü.

Kıbrıs konusundaki zorluğun farkındalar ancak bu sorun çözülmeden bir yere varılamayacağını da sözlerine ekliyorlar.
"Limanlar sorunu durdukça Türkiye'yi savunmak çok zor oluyor. Hiç değilse farklı formüllerle ortaya çıkın ve bir sonuç almaya çalışın" diyen akil adamlar, Ankara'yı sürekli uyarıyorlar.
Ne yanıt aldılar acaba?
Gül ve Babacan konuşmalarında mümkün olduğunca ümit vermişler.
Başbakan daha çok AB'nin çifte standartlarına dikkat çekmiş.
Benim dikkatimi çeken nokta, kimsenin kesin sözler vermemesi ve tarih vermemesi. Anladığım kadarıyla, AKP iktidarı AB ile ilişkilerin siyasi beklentilerin önemli bölümünü Anayasa değişikliği çerçevesinde çözmeye çalışacak.
Sonuç olarak, Kasım ayındaki AB Komisyonu İlerleme Raporu'nun ağır eleştirilerle çıkacağını şimdiden göze almamız gerekecek.