Meftun
09-24-2007, 10:44
Andıç Medyası'na bakıyorum da, hakikaten acınacak durumdalar. Toplumsal her gelişmenin karşısında elitist ve jakoben bir duruş sergiledikten sonra, halkın galip geldiği her olayda inanılmaz bir eziklik ve yenilgi psikozuyla giderek daha şirretleşmeleri ve aklı-mantığı hepten rafa kaldırmaları gülünecek değil, ağlanılacak bir duruma dönüşüyor.
Ne acı ki durum böyle... Koskoca bir anayasa tartışması varken olayı getirip bir 'türban ve mahalle' magazinine bağlayan koca koca adamlara gülmek yeterli yahut doğru mu, o da ayrı bir konu!
Koskoca rejim bekçileri (Bu tamamen göreceli bir kavramdır. Zira rejimden kimin ne anladığı tartışma konusudur. Bugün rejim diye yeri göğü inletenlerin köşe başlarını tutmuş çıkarcılar olduğunu filenin sultanları bile biliyor.) Bir hocanın (Üstelik adamcağıza hocalık payesini bile çok gördü YÖK'ümüz. Onlara göre Şerif Mardin hoca bile değil!) bir cümlesi bir ülkenin kaderini etkiliyor.
Efendim Sayın Şerif Mardin, bir magazin röportajcısına verdiği söyleşide 'Bu ülke Malezya olur ya olamaz diyemem' demiş. Vay efendim işte buymuş. Nasıl balıklama atlamalar, nasıl malzemesizlikten sımsıkı buna sarılmalar filan.
Oysa aynı röportajın biraz aşağısında şöyle bir şey de var: "Bir tek bu türban meselesinin anti-demokratik bir uygulama olduğu konusunda yüzde 100 eminim. Bu mesele, artık olguların toplanmasına ihtiyaç olmayan bir ahlakî meseleye dönüşmüştür. Orada kararım net, türbanlı öğrenciler üniversiteye girebilmeliler. Türban, benim kararımı verebildiğim nadir alanlardan bir tanesi." Elbette ki bu cümleler andıççıların hoşlarına gitmediği için hiç söylenmemiş kabul ettiler.
Ezelden beri hep söyleyip durduğumuz için artık çok iyi biliyorsunuz: Ülkemizde bir kesimin laiklik ya da rejim ya da Atatürk'ü ağzına sakız etmesinin nedeni tamamen ticarîdir, siyasîdir, ahlakîdir. Yoksa ne Atatürk din düşmanı idi ne de laiklik dinsizlik demektir. Ama bizim dinsizlerin laikliği bir silah gibi inançlı insanların üzerine doğrulttukları doğrudur. Tek parti zihniyetinin, dışa açılmanın, büyük ülke olmanın işlerini bozacağını, rantlarını kıracağını düşünen zihniyetin (ister medya sahibi holdingci olsun, ister akademisyen isterse hukukçu) vatanperverliğe, Atatürkçülüğe sığındığını elin ecnebileri bile fark etti. Onlar aynı taktiği kullanmaya sıkılmıyorlar hâlâ!
Durum böyleyken bir palavra da anketçi Tarhan Erdem Bey'den gelmiş. Andıç medyasının malzemesiz kalmış zavallılarının elbette ki dört elle sarıldıkları bu teze göre; 'Eğer üniversitede türban serbest bırakılırsa açık insanlara baskı olacak ve bütün kızlar örtünecektir'... Bu nasıl bir palavra, nasıl bir yalan, -eğer cidden inanarak söyleniyorsa- nasıl bir kendi ülkesini tanımamazlıktır.
Eğer başı örtülüler baskın karakter gibi bulundukları yerde herkesi kapatıyorlarsa bugün sokakta başı açık insanın olmaması gerekirdi. Dahası 'türban yasağı' denilen şeyin sadece üniversitede olması yetmeyecektir, sokaklara, evlere de sokmak lazımdır bu yasağı. Yalanın, palavranın, aptallığın nasıl olsa cezai bir karşılığı yok, üflesinler bakalım.
Son bir soru, plaza kuşları ve azgın medyanın 'mahalle' geyiği yapan leşkerlerine: Sizin mahallede baskı olmaz değil mi? Misal insanlar inançlarını istedikleri gibi yaşar, istedikleri gibi giyinirler. Dolayısıyla başı örtülü insana iş verirsiniz değil mi? Vardır elbet canım birkaç örtülü çalışanınız!
Yok mu?
24 Eylül 2007, Pazartesi
Ne acı ki durum böyle... Koskoca bir anayasa tartışması varken olayı getirip bir 'türban ve mahalle' magazinine bağlayan koca koca adamlara gülmek yeterli yahut doğru mu, o da ayrı bir konu!
Koskoca rejim bekçileri (Bu tamamen göreceli bir kavramdır. Zira rejimden kimin ne anladığı tartışma konusudur. Bugün rejim diye yeri göğü inletenlerin köşe başlarını tutmuş çıkarcılar olduğunu filenin sultanları bile biliyor.) Bir hocanın (Üstelik adamcağıza hocalık payesini bile çok gördü YÖK'ümüz. Onlara göre Şerif Mardin hoca bile değil!) bir cümlesi bir ülkenin kaderini etkiliyor.
Efendim Sayın Şerif Mardin, bir magazin röportajcısına verdiği söyleşide 'Bu ülke Malezya olur ya olamaz diyemem' demiş. Vay efendim işte buymuş. Nasıl balıklama atlamalar, nasıl malzemesizlikten sımsıkı buna sarılmalar filan.
Oysa aynı röportajın biraz aşağısında şöyle bir şey de var: "Bir tek bu türban meselesinin anti-demokratik bir uygulama olduğu konusunda yüzde 100 eminim. Bu mesele, artık olguların toplanmasına ihtiyaç olmayan bir ahlakî meseleye dönüşmüştür. Orada kararım net, türbanlı öğrenciler üniversiteye girebilmeliler. Türban, benim kararımı verebildiğim nadir alanlardan bir tanesi." Elbette ki bu cümleler andıççıların hoşlarına gitmediği için hiç söylenmemiş kabul ettiler.
Ezelden beri hep söyleyip durduğumuz için artık çok iyi biliyorsunuz: Ülkemizde bir kesimin laiklik ya da rejim ya da Atatürk'ü ağzına sakız etmesinin nedeni tamamen ticarîdir, siyasîdir, ahlakîdir. Yoksa ne Atatürk din düşmanı idi ne de laiklik dinsizlik demektir. Ama bizim dinsizlerin laikliği bir silah gibi inançlı insanların üzerine doğrulttukları doğrudur. Tek parti zihniyetinin, dışa açılmanın, büyük ülke olmanın işlerini bozacağını, rantlarını kıracağını düşünen zihniyetin (ister medya sahibi holdingci olsun, ister akademisyen isterse hukukçu) vatanperverliğe, Atatürkçülüğe sığındığını elin ecnebileri bile fark etti. Onlar aynı taktiği kullanmaya sıkılmıyorlar hâlâ!
Durum böyleyken bir palavra da anketçi Tarhan Erdem Bey'den gelmiş. Andıç medyasının malzemesiz kalmış zavallılarının elbette ki dört elle sarıldıkları bu teze göre; 'Eğer üniversitede türban serbest bırakılırsa açık insanlara baskı olacak ve bütün kızlar örtünecektir'... Bu nasıl bir palavra, nasıl bir yalan, -eğer cidden inanarak söyleniyorsa- nasıl bir kendi ülkesini tanımamazlıktır.
Eğer başı örtülüler baskın karakter gibi bulundukları yerde herkesi kapatıyorlarsa bugün sokakta başı açık insanın olmaması gerekirdi. Dahası 'türban yasağı' denilen şeyin sadece üniversitede olması yetmeyecektir, sokaklara, evlere de sokmak lazımdır bu yasağı. Yalanın, palavranın, aptallığın nasıl olsa cezai bir karşılığı yok, üflesinler bakalım.
Son bir soru, plaza kuşları ve azgın medyanın 'mahalle' geyiği yapan leşkerlerine: Sizin mahallede baskı olmaz değil mi? Misal insanlar inançlarını istedikleri gibi yaşar, istedikleri gibi giyinirler. Dolayısıyla başı örtülü insana iş verirsiniz değil mi? Vardır elbet canım birkaç örtülü çalışanınız!
Yok mu?
24 Eylül 2007, Pazartesi