Meftun
09-13-2007, 14:15
DTP’liler için 10 puan değerinde bir soru!
ANKARA’da ele geçirilen patlayıcı dolu minibüs, içimizde bazılarının bir soruya yanıt vermeleri için iyi bir fırsat olabilir.
Soru şu: Patlayıcı dolu bir araçla kendi halinde sıradan insanların, dünyadan habersiz çocukların bulunabilecekleri bir yerde eylem yapmak, bu insanların ölmelerine, sakat kalmalarına neden olmak bir terör eylemi midir, değil midir?
Bu eylemi yapana terörist denilir mi, denilemez mi?
Dün internette "terörün tanımı" ile ilgili bir araştırma yaptım, uluslararası sözleşmeleri okudum, değişik devletlerin güvenlik birimlerinin terör tanımlarına baktım, bazı makaleler buldum.
Dünyanın her yerinde böyle bir eylem, "terör" olarak isimlendiriliyor.
Polis, bombalı minibüsün bir PKK eyleminde kullanılacağını tahmin ediyor.
Doğru da olabilir, başka bir grubun terör planı da olabilir. Bunu ancak soruşturma sürüp failler yakalanınca öğrenebileceğiz.
O zamana kadar da özellikle DTP’lilerin bu soruyu kendilerine sorup, yanıtını da kamuoyu ile paylaşmalarında yarar var.
Madem "kardeşlerine terörist diyemiyorlar", hazır failler belli değilken, bu eyleme bir isim koysunlar.
Bu eylem girişimini kınayıp kınamadıklarını kamuoyuyla paylaşsınlar.
Yanıtlarını bekliyorum. Buyurun Ahmet Bey, Aysel Hanım, Sabahat Hanım, söz sizde.
Bunun adına ’sansür’ denilir
RTÜK, Kanaltürk’ün Ana Haber Bülteni’nin yayımlanmasını 6 gün süreyle durdurdu.
RTÜK’ün kapatma kararının gerekçesinde şöyle bir bölüm var:
"Siyasi haberlerde birçok siyasi partinin haberleri güncel olarak aktarılırken, AKP ile ilgili haberler ve hükümetin uygulamalarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişteki konuşmalarına da vurgu yapılarak kamuoyunu yönlendirebilecek yorumlarla aktarıldığı, tek yönlü taraf tutan yayınlar yapıldığı anlaşılmıştır."
Bunun nasıl bir "seçim yasakları ihlali" olduğunu anlayabilmek mümkün değil.
Basının özgürce faaliyet gösterdiği her ülkede, her gazetecinin ve her televizyon habercisinin rahatça yapabileceği bir haberin, televizyon kapatmak için gerekçe olması, gelecekte Türkiye’yi nelerin beklemekte olduğunu da gösteriyor.
Arkadaşlar hükümet programlarında AB’ye girmekten, düşünce ve inanç açıklamanın hür olacağından söz ediyorlar ama emirlerindeki sözde "bağımsız kuruluş", bu nedenle yasaklar koyabiliyor.
Elbette bu karar yargıya taşınacaktır ve yargı da bugüne kadar olduğu gibi bu olayda da özgür basın faaliyetinin korunması yönünde bir karar verecektir, buna kuşkum yok.
Burada vahim olan konu, iktidar gücünün basına yönelik olarak kullanılmasındaki bu fütursuzluk!
Ve bu, sansürün, aradan yıllar geçtikten sonra hortlamasından başka bir şey değil.
Küslükler demokrasisi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile tokalaşmış olmasına karşın "kırgınlığının" hálá sürdüğünü söyledi.
Haberi bugün Hürriyet’te okuyacaksınız.
Bahçeli ile Erdoğan arasındaki tartışma, seçim propagandası döneminde gerçekten de çok seviyesiz bir hal almıştı.
O dönemde bu köşede, "Yakında TBMM çatısı altında birbirinizin yüzüne bakacaksınız, üslubunuza dikkat etmelisiniz" diye yazdığımı hatırlıyorum.
Bu durumda ilginç bir yasama dönemi yaşayacağımız görülüyor.
Baykal, Cumhurbaşkanı’na küs. Bahçeli, Erdoğan’a. Erdoğan ikisine de küs. Hepsi birden DTP’lilerden hazzetmiyor.
Peki, hani demokratik siyaset bir uzlaşma düzeniydi? Birbirleriyle küs olan liderler, ülkenin ortak sorunları için nasıl bir araya gelebilecekler?
ANKARA’da ele geçirilen patlayıcı dolu minibüs, içimizde bazılarının bir soruya yanıt vermeleri için iyi bir fırsat olabilir.
Soru şu: Patlayıcı dolu bir araçla kendi halinde sıradan insanların, dünyadan habersiz çocukların bulunabilecekleri bir yerde eylem yapmak, bu insanların ölmelerine, sakat kalmalarına neden olmak bir terör eylemi midir, değil midir?
Bu eylemi yapana terörist denilir mi, denilemez mi?
Dün internette "terörün tanımı" ile ilgili bir araştırma yaptım, uluslararası sözleşmeleri okudum, değişik devletlerin güvenlik birimlerinin terör tanımlarına baktım, bazı makaleler buldum.
Dünyanın her yerinde böyle bir eylem, "terör" olarak isimlendiriliyor.
Polis, bombalı minibüsün bir PKK eyleminde kullanılacağını tahmin ediyor.
Doğru da olabilir, başka bir grubun terör planı da olabilir. Bunu ancak soruşturma sürüp failler yakalanınca öğrenebileceğiz.
O zamana kadar da özellikle DTP’lilerin bu soruyu kendilerine sorup, yanıtını da kamuoyu ile paylaşmalarında yarar var.
Madem "kardeşlerine terörist diyemiyorlar", hazır failler belli değilken, bu eyleme bir isim koysunlar.
Bu eylem girişimini kınayıp kınamadıklarını kamuoyuyla paylaşsınlar.
Yanıtlarını bekliyorum. Buyurun Ahmet Bey, Aysel Hanım, Sabahat Hanım, söz sizde.
Bunun adına ’sansür’ denilir
RTÜK, Kanaltürk’ün Ana Haber Bülteni’nin yayımlanmasını 6 gün süreyle durdurdu.
RTÜK’ün kapatma kararının gerekçesinde şöyle bir bölüm var:
"Siyasi haberlerde birçok siyasi partinin haberleri güncel olarak aktarılırken, AKP ile ilgili haberler ve hükümetin uygulamalarının, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişteki konuşmalarına da vurgu yapılarak kamuoyunu yönlendirebilecek yorumlarla aktarıldığı, tek yönlü taraf tutan yayınlar yapıldığı anlaşılmıştır."
Bunun nasıl bir "seçim yasakları ihlali" olduğunu anlayabilmek mümkün değil.
Basının özgürce faaliyet gösterdiği her ülkede, her gazetecinin ve her televizyon habercisinin rahatça yapabileceği bir haberin, televizyon kapatmak için gerekçe olması, gelecekte Türkiye’yi nelerin beklemekte olduğunu da gösteriyor.
Arkadaşlar hükümet programlarında AB’ye girmekten, düşünce ve inanç açıklamanın hür olacağından söz ediyorlar ama emirlerindeki sözde "bağımsız kuruluş", bu nedenle yasaklar koyabiliyor.
Elbette bu karar yargıya taşınacaktır ve yargı da bugüne kadar olduğu gibi bu olayda da özgür basın faaliyetinin korunması yönünde bir karar verecektir, buna kuşkum yok.
Burada vahim olan konu, iktidar gücünün basına yönelik olarak kullanılmasındaki bu fütursuzluk!
Ve bu, sansürün, aradan yıllar geçtikten sonra hortlamasından başka bir şey değil.
Küslükler demokrasisi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile tokalaşmış olmasına karşın "kırgınlığının" hálá sürdüğünü söyledi.
Haberi bugün Hürriyet’te okuyacaksınız.
Bahçeli ile Erdoğan arasındaki tartışma, seçim propagandası döneminde gerçekten de çok seviyesiz bir hal almıştı.
O dönemde bu köşede, "Yakında TBMM çatısı altında birbirinizin yüzüne bakacaksınız, üslubunuza dikkat etmelisiniz" diye yazdığımı hatırlıyorum.
Bu durumda ilginç bir yasama dönemi yaşayacağımız görülüyor.
Baykal, Cumhurbaşkanı’na küs. Bahçeli, Erdoğan’a. Erdoğan ikisine de küs. Hepsi birden DTP’lilerden hazzetmiyor.
Peki, hani demokratik siyaset bir uzlaşma düzeniydi? Birbirleriyle küs olan liderler, ülkenin ortak sorunları için nasıl bir araya gelebilecekler?