fatih kısaparmak balon baskılı balon Mesut olmanın sırrı! - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mesut olmanın sırrı!


ceyhanli
01-17-2008, 16:07
Mesut olmanın sırrı!

Bugün biraz siyasetin (politikanın) dışına çıkalım ve hemen herkesin hasretini çektiği “mutlu olmanın sırları”nı açıklamaya gayret edelim!
Günümüz (asrımız) insanının mutsuz olduğu kesin... Bunun için, derin araştırmalara girişmeye gerek yoktur. İnsanların yüzlerine dikkatlice bakın; yüz ifadelerinde mutsuzluklarını derhal fark edersiniz!
Yapılmakta olan tüm istatistikler de bu hâli destekler mahiyettedir.
Eskiden, sinir ve ruh mütehassısları, psikiyatrlar, müşterisizlikten sızlanırlardı. Şimdilerde ise, en yoğun çalışan hekimler bunlar...
Şahsi kanaatimi arz ediyorum; bunca mutsuzluğun kaynağını “inançsızlık” teşkil etmektedir. Ölüm halindeki iki insanı düşünün, bunlardan birincisi inançsız, diğeri ise iman sahibi olsun.

Seneler, çabucak geçer...
Her ikisi de hayatı, hayal misali tüketmiştir. Seneler, çabucak geçmiş; geçerken elde hiçbir şey bırakmayarak sona gelinmiştir. Bu sonun ise, geriye dönüşü yok.
Bu husus kutsal kitabımız Kur’ân-ı kerimde şöyle anlatılır: “..... Hele can boğaza dayandığı zaman... O vakit siz bakar durursunuz.. (o anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz... Mademki ceza görmeyecekmişsiniz... onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz...” Vakı’a suresi, 83-87 âyetler.
Bu iki kişinin ölümden sonraki yüz ifadeleri bile; hangi hâl içre olduklarını çok güzel anlatır. İnançsızın yüzü simsiyah, kaskatı, çatık kaşlı; kızgın, şaşkın ve perişan bir insanın bakılamayacak bir yüz ifadesi vardır.
İman sahibinin ölümden sonraki hâli ise, ölmeden evvelki halinden çok daha iyidir. Nur topu gibi parlak ve tebessüm halindedir. Bizde bir tabir vardır; rahata erdi diye. İşte bunun gibi, inançlı insanın yüz ifadesi rahata ermişliği yansıtır. Biten çetin bir imtihan ve çilenin sonunda, oh! hayat varmış diyen bir yüzün ifadesidir bu...
İnananla inanmayanın farkı, birinin vermekten, diğerinin ise almaktan hoşlanmasıdır. Alıp yığanın, onları bırakması ne zordur! Üstelik, gittiği yer (kendisine göre) kör nokta, karanlık yani hiçliktir! Sadece bu ıstırap bile kafidir, onun yüzünün o hâle gelmesine...

Mü’min hep kârdadır...
İnanmanın güzelliğine bakın ki, mü’min, ister hayır ister şer olsun her türlü hadise karşısında her daim kârdadır. Çünkü, ya şükreder, ya da sabreder. Bu her iki hâle de Cenab-ı Hak ecir verir.
Ayrıca Sevgili Peygamber Efendimiz (aleyhisselam) buyurmuş ki: “Kadere iman eden, kederden emin olur!” Her şeyin Allahü teâlâdan olduğunu bilen, ne denli sebeplere yapışırsa yapışsın (ki, bu onun görevidir) sonunda takdir edilenin gerçekleşeceğini bilir.
Bu şuurdaki insan, ne varlığa sevinir; ne yokluğa üzülür!
Zira, kendini, dolayısıyla Rabbini bilmektedir. Kendini bilmek, yani ârif olmak, yokluğunu bilmektir. Bundan dolayıdır ki, “ben!” diyen ârif olamaz. Ârif, ötelere, namütenahi ötelere sevdalı olup, devamlı ölümü düşünür. Bütün işlerini, ölümü düşünerek dizayn eder. Bu insan, her hâl ve şartta rahat ve huzurludur.
Tecelliyatı rıza makamında seyreder ki, gerçekte asıl Cenab-ı Hak, kendisinden razıdır. İnanan insan için, bundan büyük mutluluk ne olabilir ki?

Çerçeve
Fuat Bol