Bir dost
11-17-2008, 11:57
KÖŞE YAZARI OLMANIN PÜF NOKTALARI
Bir "meslek" olarak köşe yazarlığı, reyting üzerine kuruludur. Reytingi çok olan köşe yazarlarına "usta yazar" deniyor. Usta yazar başka ne demek peki? Polemiği güçlü, iş ve siyaset çevresinden dostları olan ve yeri geldiğinde patron adına bazı işlerin takibini yapabilen gazeteci demek... Bu tür yazarların okuyucu profili seçkin kimselerden oluşmaz; onlar ortalama okuyucudur. Onlara düşünce, bilgi değil; tartışma, polemik, şahsiyet yapmak hatta bol hakaret ve küfür gerekir. Pekiyi, o zaman ne yapmak lazım? Hemen bir "karşı taraf" bulacaksınız. Ancak bulduğunuz karşı taraf sizin gibi birisi olmalı. Aynı kıratta olan kişiler daha çok anlaşır çünkü. Bu kişilerin yaşantıları farklı, düşünce seviyeleri ve kişilikleri aynı seviyededir.
Bir gazetede yazmaya mı başladınız? Bir dergi mi çıkarmak istiyorsunuz? Reyting mi almak istiyorsunuz? Yazınızın siteler tarafından alıntılanması, tartışılması mı bütün arzunuz? Hemen Türkiye şartlarına göre "büyük medya", amiral gemisi filan denilen gazetelerin yayın yönetmeni veya başyazarı seviyesinde olan kişileri muhatap alın. Başlangıçta hemen bir sonuç alamazsınız tabi. Oralarda bulunanlar sizi okur ama okumazlıktan, bilmezlikten gelir. Buna sakın aldanmayın. Israr edin. Her yazısıyla ilgili olarak mutlaka bir karşı cevap geliştirin, yetiştirin. Onun muhatabı Cumhurbaşkanı, Başbakan veya bazı bakanlar olmuş, fark etmez. Siz sanki Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın basın danışmanı gibi cevaplar üretin ve verin veriştirin. Eğer karşı tarafın ilgisini çekemezseniz, bu kez adına konuştuğunuz kişilerin dikkatini çekersiniz.
Köpeğe gem vurma, kendini at, sanır demiş atalarımız ama sen gene de gem vurmaya devam et. Mesela, de ki: Ben şu, şu yazarları hiç okumuyorum. Madem o bizi okumuyor, okumadığını söylüyor; ben ne diye okuyacakmışım. Sonra da üstü kapalı olarak, karşı taraf olarak gördüğünüz o kişilere, "M. Yakup, pop sosyolog, şair eskisi, Kör İmamın Oğlu, dönme vs." gibi lakaplar takın ve onlara cevap yetiştirmeye devam edin. Eğer Türkiye’de başörtüsü, imam-hatiplerin kat sayı sorunu, vs.nin çözülmesi isteniyorsa; bunu, siyasilerin yetersizliğine değil; bazı ünlü yayın yönetmenlerinin değişmesine, icazetine bağlayın. Bakın deyin, Türkiye’yi bu adamlar yönetiyor ve ben bu adamlarla tartışıyorum. Böylece adam yerine konulduğunuzu filan hissedersiniz. Reytinginizi içeride böylece yıllarca sürdürebilirsiniz. Bazı mahfillerde sizden kanaat önderi olarak diye bahsedilmeye başlar, inanın buna. Hatta bir gün Dabulyu Buş’la da tanışmanız da mümkün. Memleketin en etkili gazetecilerindendir, denilebilir sizin için.
Bakmışsınız başbakan da sizi örnek almıştır. O da durduğu yerden ülkenin en önde gelen iş adamlarını, medya patronlarını hedef ve muhatap alır. Ülke bir polemik cenneti olur. Sonuç önemli değildir bu polemikte. Bazıları kendilerini adam hissetmeye başlar o kadar.
Usta yazar demek aynı zamanda ortalama fikir satmak değildir; yüz de satmak demektir. Evet, köşe yazarı aynı zamanda yüzünü de satar. Bunun için belli aralıklarla imgenizi değiştirmeniz gerekir. Mesela, bir zaman Marks sakalı bırakın, böylece televizyonlarda arzı endam edin. Sakal olmazsa bıyık bırakın. Sonra sakalı, bıyığı kesin. Ama fiziğinizi mutlaka kullanın.
Zaman zaman sanat, spor, magazin yazın. Anlamam ama deyip edebiyattan, felsefeden, ekonomiden dem vurun.
Bunlardan sonuç alamadınız mı? Bir müstear ad bulun ve kendi kendinizle polemik yapın. Bir dostum dün yazdığım yazıya şöyle bir itirazda bulundu, deyin ve önceki söylediklerinizi geri alın. Böylece hem bilge dostlarınızın olduğunu hissettirin hem de birkaç tane şapka giydiğinizi.
Bütün bunlardan sonra da reytinginiz artmadı, televizyonlardan, gazetelerden teklifler gelmedi mi? Ben bir zamanlar komünist, şeriatçı, Kürtçü, dönme filan idim. Gelin size oralarda gördüklerimi, yaptıklarımı anlatayım deyin. Bazı ifşaatlarda bulunun. Mutlaka ilgileneceklerdir. Bayansanız, başınızı açın, barlarda şarkı filan söyleyin. Bay iseniz küçük çapkınlıklar filan yapın. Evlenin hemen ardından boşanın.
Kamil YEŞİL Milli gazete
Bir "meslek" olarak köşe yazarlığı, reyting üzerine kuruludur. Reytingi çok olan köşe yazarlarına "usta yazar" deniyor. Usta yazar başka ne demek peki? Polemiği güçlü, iş ve siyaset çevresinden dostları olan ve yeri geldiğinde patron adına bazı işlerin takibini yapabilen gazeteci demek... Bu tür yazarların okuyucu profili seçkin kimselerden oluşmaz; onlar ortalama okuyucudur. Onlara düşünce, bilgi değil; tartışma, polemik, şahsiyet yapmak hatta bol hakaret ve küfür gerekir. Pekiyi, o zaman ne yapmak lazım? Hemen bir "karşı taraf" bulacaksınız. Ancak bulduğunuz karşı taraf sizin gibi birisi olmalı. Aynı kıratta olan kişiler daha çok anlaşır çünkü. Bu kişilerin yaşantıları farklı, düşünce seviyeleri ve kişilikleri aynı seviyededir.
Bir gazetede yazmaya mı başladınız? Bir dergi mi çıkarmak istiyorsunuz? Reyting mi almak istiyorsunuz? Yazınızın siteler tarafından alıntılanması, tartışılması mı bütün arzunuz? Hemen Türkiye şartlarına göre "büyük medya", amiral gemisi filan denilen gazetelerin yayın yönetmeni veya başyazarı seviyesinde olan kişileri muhatap alın. Başlangıçta hemen bir sonuç alamazsınız tabi. Oralarda bulunanlar sizi okur ama okumazlıktan, bilmezlikten gelir. Buna sakın aldanmayın. Israr edin. Her yazısıyla ilgili olarak mutlaka bir karşı cevap geliştirin, yetiştirin. Onun muhatabı Cumhurbaşkanı, Başbakan veya bazı bakanlar olmuş, fark etmez. Siz sanki Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın basın danışmanı gibi cevaplar üretin ve verin veriştirin. Eğer karşı tarafın ilgisini çekemezseniz, bu kez adına konuştuğunuz kişilerin dikkatini çekersiniz.
Köpeğe gem vurma, kendini at, sanır demiş atalarımız ama sen gene de gem vurmaya devam et. Mesela, de ki: Ben şu, şu yazarları hiç okumuyorum. Madem o bizi okumuyor, okumadığını söylüyor; ben ne diye okuyacakmışım. Sonra da üstü kapalı olarak, karşı taraf olarak gördüğünüz o kişilere, "M. Yakup, pop sosyolog, şair eskisi, Kör İmamın Oğlu, dönme vs." gibi lakaplar takın ve onlara cevap yetiştirmeye devam edin. Eğer Türkiye’de başörtüsü, imam-hatiplerin kat sayı sorunu, vs.nin çözülmesi isteniyorsa; bunu, siyasilerin yetersizliğine değil; bazı ünlü yayın yönetmenlerinin değişmesine, icazetine bağlayın. Bakın deyin, Türkiye’yi bu adamlar yönetiyor ve ben bu adamlarla tartışıyorum. Böylece adam yerine konulduğunuzu filan hissedersiniz. Reytinginizi içeride böylece yıllarca sürdürebilirsiniz. Bazı mahfillerde sizden kanaat önderi olarak diye bahsedilmeye başlar, inanın buna. Hatta bir gün Dabulyu Buş’la da tanışmanız da mümkün. Memleketin en etkili gazetecilerindendir, denilebilir sizin için.
Bakmışsınız başbakan da sizi örnek almıştır. O da durduğu yerden ülkenin en önde gelen iş adamlarını, medya patronlarını hedef ve muhatap alır. Ülke bir polemik cenneti olur. Sonuç önemli değildir bu polemikte. Bazıları kendilerini adam hissetmeye başlar o kadar.
Usta yazar demek aynı zamanda ortalama fikir satmak değildir; yüz de satmak demektir. Evet, köşe yazarı aynı zamanda yüzünü de satar. Bunun için belli aralıklarla imgenizi değiştirmeniz gerekir. Mesela, bir zaman Marks sakalı bırakın, böylece televizyonlarda arzı endam edin. Sakal olmazsa bıyık bırakın. Sonra sakalı, bıyığı kesin. Ama fiziğinizi mutlaka kullanın.
Zaman zaman sanat, spor, magazin yazın. Anlamam ama deyip edebiyattan, felsefeden, ekonomiden dem vurun.
Bunlardan sonuç alamadınız mı? Bir müstear ad bulun ve kendi kendinizle polemik yapın. Bir dostum dün yazdığım yazıya şöyle bir itirazda bulundu, deyin ve önceki söylediklerinizi geri alın. Böylece hem bilge dostlarınızın olduğunu hissettirin hem de birkaç tane şapka giydiğinizi.
Bütün bunlardan sonra da reytinginiz artmadı, televizyonlardan, gazetelerden teklifler gelmedi mi? Ben bir zamanlar komünist, şeriatçı, Kürtçü, dönme filan idim. Gelin size oralarda gördüklerimi, yaptıklarımı anlatayım deyin. Bazı ifşaatlarda bulunun. Mutlaka ilgileneceklerdir. Bayansanız, başınızı açın, barlarda şarkı filan söyleyin. Bay iseniz küçük çapkınlıklar filan yapın. Evlenin hemen ardından boşanın.
Kamil YEŞİL Milli gazete