ceyhanli
01-01-2008, 00:15
Mukaddes Emanetler, Topkapı Sarayı’nın ruhudur
Topkapı Sarayı, İstanbul kapılarının Fatih tarafından ebedi saadete açılmasından sonra inşa olunmaya başlandı. Her sultan zamanında da ihtiyaca göre ilaveler yapıldı. İnsan elinden çıkmakla birlikte sanki gökten inmiş bir devâsâ incidir. Bize mahsus özgün bir mimarisi vardır. Yerli ve muhteşem bir dünya markasıdır. Türk iradesi, 15. Asrın ortasından 19. Asrın yarısına kadar dünyayı bu merkezden yönetti. Devlet, 1856’da Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşındı. O tarihte Avrupa’dan borç alarak batıya karşı batılı üslupta eser yükselttik.
Topkapı Osmanlı’dır.
Dolmabahçe Tanzimat’tır.
Bundan mıdır, her ne sebeptense iki saray arasında resmi bir haksızlık uygulamadadır. Topkapı, müzedir. Dolmabahçe saray. Topkapı, Kültür Bakanlığına bağlıdır. Dolmabahçe TBMM Başkanlığına. Oysa, Topkapı, bu milletin tecessüm etmiş ruhudur. Fakat o ruhun da bir ruhu vardır, Topkapı’nın ruhu Mukaddes Emanetler dairesidir. Bu daire layıkıyla yenilendi. Onu yenileyenlere, emeği geçenlere ne mutlu. Yenilenmiş haliyle o ruh bizleri kendimize getirirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her kelimesini imzalayacağımız çok enfes ve doyurucu bir konuşma yaptı. “Yüz yıllardır yolumuza ışık tutan, yüreklerimizi ferahlatan Hazreti Peygamberin kokusu ve bereketi buradadır. Bu emaneti yüzlerce yıl dirayetle taşıyarak bu günlere getiren, bu gün de aynı dikkat ve itinayla taşıyacak olan bir milletin yaşadığı şeref, başka hiç kimseye nasip olmayacak bir şereftir.”
1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han, Kahire’de Hilafeti devr alınca bir bakıma bu müessesenin bir beratı, vesikası hükmündeki Emanet-i Mukaddeseyi de bu münasebetle Hilafet merkezi olacak olan İstanbul’a taşıdı. O tarihten 1924 senesine kadar bu dairede 40 Hafız geceli-gündüzlü Kur’an-ı kerim tilavet ettiler. Bu okuma 50 yıl kadar durdu. Sonra yeniden başladı. Fakat yeniden başlarken eski edeb ve hassasiyet tekrarlanabildi mi, şüpheliyiz. Yaşamak başka, gösteri başka. Mukaddes Emanetler dairesi üzerine titremeliyiz. Buradan dolayı bütün İslam âlemi ve insanlığa karşı yükümlülüğümüz var. İsmi üzerinde “emanet”. Eskiden o mekâna hafızların kendi sesleri bir eşsiz güzellik katardı. İkinci dönemde mabedlerin baş derdi hoparlör buraya da girdi. Şimdi saf, temiz Kur’an sesi değil hoparlörün rahatsız eden baskısı söz konusu. Mukaddes Emanetler Dairesi de Mevlevihanelerin turistik figürüne çevrilmesin. Oraya kimse canının istediği gibi giremesin, girmemeli. Camilerdeki özensizlik burada tekrarlanmamalı. Dünyanın hiçbir yerinde ne Hind’de ne batıda kimse mabede günlük kıyafetiyle giremez.
Mukaddes Emanetler, Topkapı Sarayının ruhudur.
Bu saray, bu toprakların tapu senedindeki tuğradır.
Bununla birlikte şayet, nesiller:
“Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudadır bu
Nazargâh-ı ilahidir, makam-ı Mustafa’dır bu.”
Beytini, o beytin şairini, nerede, ne zaman, kimin için, hangi vesileyle yazıldığını, o gece ve o gecenin seherinde neler olduğunu bilmiyorsa kültürel felaketimiz çok büyük demektir. O zaman Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- kokusunun olduğu kutsal bir mekâna rastgele girilir.
Kalemimizde mürekkep kalmamacasına hep o hakikati ifadeye çalıştık “kültürel kalkınma yoksa diğer kalkınmalar kalıcı olamaz”. Şükür ki sayın Başbakan konuşmasını bu keyfiyetle bitirdi. “Mânevî, kültürel ve sanatsal kalkınmayı sağlayamazsanız kazandıklarınızı kaybetmeniz çok uzun sürmez. Tarih bu tür trajedilerle doludur.”
Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşındıktan sonra.
Çok şeyler kaybettik.
Şimdi bir ricamız var.
Kimden?
Aziz dostlarımız Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’dan ve Topkapı Sarayı hizmetkârı İlber Ortaylı’dan.
Şair Nabi merhumun bu beyti, Mukaddes Emanetler Dairesi’nin girişine Osmanlıca aslı, latinize edilmiş şekli ve diğer dünya dillerindeki yazılışı, izah ve hikâyesiyle birlikte yazılsın.
Entellektüel Boyut
Rahim Er
Topkapı Sarayı, İstanbul kapılarının Fatih tarafından ebedi saadete açılmasından sonra inşa olunmaya başlandı. Her sultan zamanında da ihtiyaca göre ilaveler yapıldı. İnsan elinden çıkmakla birlikte sanki gökten inmiş bir devâsâ incidir. Bize mahsus özgün bir mimarisi vardır. Yerli ve muhteşem bir dünya markasıdır. Türk iradesi, 15. Asrın ortasından 19. Asrın yarısına kadar dünyayı bu merkezden yönetti. Devlet, 1856’da Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşındı. O tarihte Avrupa’dan borç alarak batıya karşı batılı üslupta eser yükselttik.
Topkapı Osmanlı’dır.
Dolmabahçe Tanzimat’tır.
Bundan mıdır, her ne sebeptense iki saray arasında resmi bir haksızlık uygulamadadır. Topkapı, müzedir. Dolmabahçe saray. Topkapı, Kültür Bakanlığına bağlıdır. Dolmabahçe TBMM Başkanlığına. Oysa, Topkapı, bu milletin tecessüm etmiş ruhudur. Fakat o ruhun da bir ruhu vardır, Topkapı’nın ruhu Mukaddes Emanetler dairesidir. Bu daire layıkıyla yenilendi. Onu yenileyenlere, emeği geçenlere ne mutlu. Yenilenmiş haliyle o ruh bizleri kendimize getirirken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, her kelimesini imzalayacağımız çok enfes ve doyurucu bir konuşma yaptı. “Yüz yıllardır yolumuza ışık tutan, yüreklerimizi ferahlatan Hazreti Peygamberin kokusu ve bereketi buradadır. Bu emaneti yüzlerce yıl dirayetle taşıyarak bu günlere getiren, bu gün de aynı dikkat ve itinayla taşıyacak olan bir milletin yaşadığı şeref, başka hiç kimseye nasip olmayacak bir şereftir.”
1517 yılında Yavuz Sultan Selim Han, Kahire’de Hilafeti devr alınca bir bakıma bu müessesenin bir beratı, vesikası hükmündeki Emanet-i Mukaddeseyi de bu münasebetle Hilafet merkezi olacak olan İstanbul’a taşıdı. O tarihten 1924 senesine kadar bu dairede 40 Hafız geceli-gündüzlü Kur’an-ı kerim tilavet ettiler. Bu okuma 50 yıl kadar durdu. Sonra yeniden başladı. Fakat yeniden başlarken eski edeb ve hassasiyet tekrarlanabildi mi, şüpheliyiz. Yaşamak başka, gösteri başka. Mukaddes Emanetler dairesi üzerine titremeliyiz. Buradan dolayı bütün İslam âlemi ve insanlığa karşı yükümlülüğümüz var. İsmi üzerinde “emanet”. Eskiden o mekâna hafızların kendi sesleri bir eşsiz güzellik katardı. İkinci dönemde mabedlerin baş derdi hoparlör buraya da girdi. Şimdi saf, temiz Kur’an sesi değil hoparlörün rahatsız eden baskısı söz konusu. Mukaddes Emanetler Dairesi de Mevlevihanelerin turistik figürüne çevrilmesin. Oraya kimse canının istediği gibi giremesin, girmemeli. Camilerdeki özensizlik burada tekrarlanmamalı. Dünyanın hiçbir yerinde ne Hind’de ne batıda kimse mabede günlük kıyafetiyle giremez.
Mukaddes Emanetler, Topkapı Sarayının ruhudur.
Bu saray, bu toprakların tapu senedindeki tuğradır.
Bununla birlikte şayet, nesiller:
“Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudadır bu
Nazargâh-ı ilahidir, makam-ı Mustafa’dır bu.”
Beytini, o beytin şairini, nerede, ne zaman, kimin için, hangi vesileyle yazıldığını, o gece ve o gecenin seherinde neler olduğunu bilmiyorsa kültürel felaketimiz çok büyük demektir. O zaman Sevgili Peygamberimizin -aleyhisselam- kokusunun olduğu kutsal bir mekâna rastgele girilir.
Kalemimizde mürekkep kalmamacasına hep o hakikati ifadeye çalıştık “kültürel kalkınma yoksa diğer kalkınmalar kalıcı olamaz”. Şükür ki sayın Başbakan konuşmasını bu keyfiyetle bitirdi. “Mânevî, kültürel ve sanatsal kalkınmayı sağlayamazsanız kazandıklarınızı kaybetmeniz çok uzun sürmez. Tarih bu tür trajedilerle doludur.”
Topkapı’dan Dolmabahçe’ye taşındıktan sonra.
Çok şeyler kaybettik.
Şimdi bir ricamız var.
Kimden?
Aziz dostlarımız Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den, Başbakan Tayyip Erdoğan’dan, Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’dan ve Topkapı Sarayı hizmetkârı İlber Ortaylı’dan.
Şair Nabi merhumun bu beyti, Mukaddes Emanetler Dairesi’nin girişine Osmanlıca aslı, latinize edilmiş şekli ve diğer dünya dillerindeki yazılışı, izah ve hikâyesiyle birlikte yazılsın.
Entellektüel Boyut
Rahim Er