Meftun
09-21-2007, 12:35
Anayasa değişikliğinin türbana indirgenmesi doğru değil, lakin konu döndü dolaştı o noktada düğümlendi. Geniş perspektiften bakmak neredeyse olanaksız hale geldi, yeni ve sivil anayasa arayışı sadece türban üzerinden yorumlanıp duruyor.
Kendisini laik olarak tanımlayanlar başörtüsü yüzünden Anayasa değişikliğine şiddetle muhalefet ediyor. Özellikle de ideolojik sol çevreler... Tartışmayı olağan ve sağlıklı değerlendirmeler değil, korku ve evhamlar yönlendiriyor. Bu süreçte darbe kavramı bile gündeme taşınıverdi. Sonradan anlaşıldı, yazar askerî müdahaleyi değil, mahalle baskısının darbeye dönüşme ihtimalini kastediyormuş.
Yeri gelmişken kısaca değinmek isterim; Son dönemde bazı olaylar 'mahalle baskısı' tabiriyle açıklanıyor. Türkiye, düşünce ve yaşam tarzlarına göre farklı mahallelere ayrılmış bir ülke değil. Her insanın her mahallede yaşama imkânı var. AK Parti'nin tabandan gelecek baskılarla laik rejimi riske atacak uygulamalara kapı aralayacağından endişe edenler var. Başı açık kadınların yaşam tarzlarının tehlikeye sürükleneceğinden dem vuruluyor. Mahalle baskısı Türk toplumunu doğru açıklayan bir kavram değil. Türban veya rejim gibi sert tartışmalar sadece Ankara'nın sorunu. Ayrıca yapay ve abartılan bir sorun. Biraz da bitmek tükenmek bilmeyen 'iktidar oyununun' bir parçası... Toplumda sanıldığı gibi karşılığı yok. 22 Temmuz tablosu ortada. Sesi gür çıkan çok küçük bir grupla sınırlı, sessiz çoğunluğun genel havasını yansıtmıyor.
Bırakın mahalleyi aynı ailede başı açıkla kapalı bir arada problemsiz yaşıyor. İki kardeşten birinin başı örtülü diğerinin açık olduğu örnekler çok bu toplumda. Aynı binada, aynı sokakta farklı yaşam tarzlarına sahip kadınlar iç içe yaşıyor. Hiçbir sorun yok, kavga yok. Farklı olana aile içinde veya sokakta gösterilen hoşgörü mahalle düzeyinde baskıya dönüşebilir mi? Mahalle baskısı sosyolojik ve siyasi açıdan bazı Ortadoğu ülkelerini doğru okumak için anahtar kavram olabilir. Ama Türk toplumunu anlamaya yeteceğini düşünmüyorum. Burada mahalle baskısından değil belki Ankara'da gücü elinde bulunduran çevrelerin baskısından söz edilebilir. Aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya doğru baskı... Mahalleden ne AK Parti'ye ne de farklı düşünen ve farklı yaşayana baskı, tehdit söz konusu.
Doğrudur AK Parti'nin üzerinde çalıştığı Anayasa taslağı üniversitelerde kılık kıyafeti serbest bırakıyor. Süreç tamamlanır da yeni düzenleme yürürlüğe girerse dileyen kız öğrenci başındaki örtüyle okuluna devam edebilecek. Henüz son şekli verilmese de ana çerçevesi belirlenen yeni Anayasa'nın en önemli özelliği özgürlükleri genişletmesi... Kişi hak ve hürriyetlerini evrensel standartlara yükseltmesi... Dolayısıyla 12 Eylül askerî rejiminin yasaklarını ortadan kaldırması. Çıkış noktası burası. Yoksa sırf yeni anayasa yapmak için çaba harcamanın bir anlamı yok.
Maalesef bazı çevreler, özgürlük alanlarının genişlemesini istiyor; ancak başını örtenlerin bu özgürlük ortamından yararlanmasına karşı. Özgürlüklerden sınırlı kesimler değil herkes yararlanırsa gerçek özgürlük olur. Şu veya bu amaçla başını kapatanlar istisna tutulursa özgürlükten söz edilemez. Bu ülkede bir başörtüsü gerçeği var. Sadece Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yönetimdeki birkaç kişinin eşi değil örtülü olan. Avrupa'da başı kapalı kızların üniversiteye giremediği tek ülke Türkiye... Devlet politikasına dönüşen 'Başını aç, okuluna devam et' formülü sorunu çözemedi, aksine daha da ağırlaştırdı. Yarına ertelemek de çözüm değil. Başörtüsü gerçeğiyle yüzleşmek ve çözüme giden yolda yeni ve kabul edilebilir formüller üretmek durumundayız. Yeni Anayasa çözümün bir parçası niye olmasın...
21 Eylül 2007, Cuma
Kendisini laik olarak tanımlayanlar başörtüsü yüzünden Anayasa değişikliğine şiddetle muhalefet ediyor. Özellikle de ideolojik sol çevreler... Tartışmayı olağan ve sağlıklı değerlendirmeler değil, korku ve evhamlar yönlendiriyor. Bu süreçte darbe kavramı bile gündeme taşınıverdi. Sonradan anlaşıldı, yazar askerî müdahaleyi değil, mahalle baskısının darbeye dönüşme ihtimalini kastediyormuş.
Yeri gelmişken kısaca değinmek isterim; Son dönemde bazı olaylar 'mahalle baskısı' tabiriyle açıklanıyor. Türkiye, düşünce ve yaşam tarzlarına göre farklı mahallelere ayrılmış bir ülke değil. Her insanın her mahallede yaşama imkânı var. AK Parti'nin tabandan gelecek baskılarla laik rejimi riske atacak uygulamalara kapı aralayacağından endişe edenler var. Başı açık kadınların yaşam tarzlarının tehlikeye sürükleneceğinden dem vuruluyor. Mahalle baskısı Türk toplumunu doğru açıklayan bir kavram değil. Türban veya rejim gibi sert tartışmalar sadece Ankara'nın sorunu. Ayrıca yapay ve abartılan bir sorun. Biraz da bitmek tükenmek bilmeyen 'iktidar oyununun' bir parçası... Toplumda sanıldığı gibi karşılığı yok. 22 Temmuz tablosu ortada. Sesi gür çıkan çok küçük bir grupla sınırlı, sessiz çoğunluğun genel havasını yansıtmıyor.
Bırakın mahalleyi aynı ailede başı açıkla kapalı bir arada problemsiz yaşıyor. İki kardeşten birinin başı örtülü diğerinin açık olduğu örnekler çok bu toplumda. Aynı binada, aynı sokakta farklı yaşam tarzlarına sahip kadınlar iç içe yaşıyor. Hiçbir sorun yok, kavga yok. Farklı olana aile içinde veya sokakta gösterilen hoşgörü mahalle düzeyinde baskıya dönüşebilir mi? Mahalle baskısı sosyolojik ve siyasi açıdan bazı Ortadoğu ülkelerini doğru okumak için anahtar kavram olabilir. Ama Türk toplumunu anlamaya yeteceğini düşünmüyorum. Burada mahalle baskısından değil belki Ankara'da gücü elinde bulunduran çevrelerin baskısından söz edilebilir. Aşağıdan yukarıya değil, yukarıdan aşağıya doğru baskı... Mahalleden ne AK Parti'ye ne de farklı düşünen ve farklı yaşayana baskı, tehdit söz konusu.
Doğrudur AK Parti'nin üzerinde çalıştığı Anayasa taslağı üniversitelerde kılık kıyafeti serbest bırakıyor. Süreç tamamlanır da yeni düzenleme yürürlüğe girerse dileyen kız öğrenci başındaki örtüyle okuluna devam edebilecek. Henüz son şekli verilmese de ana çerçevesi belirlenen yeni Anayasa'nın en önemli özelliği özgürlükleri genişletmesi... Kişi hak ve hürriyetlerini evrensel standartlara yükseltmesi... Dolayısıyla 12 Eylül askerî rejiminin yasaklarını ortadan kaldırması. Çıkış noktası burası. Yoksa sırf yeni anayasa yapmak için çaba harcamanın bir anlamı yok.
Maalesef bazı çevreler, özgürlük alanlarının genişlemesini istiyor; ancak başını örtenlerin bu özgürlük ortamından yararlanmasına karşı. Özgürlüklerden sınırlı kesimler değil herkes yararlanırsa gerçek özgürlük olur. Şu veya bu amaçla başını kapatanlar istisna tutulursa özgürlükten söz edilemez. Bu ülkede bir başörtüsü gerçeği var. Sadece Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve yönetimdeki birkaç kişinin eşi değil örtülü olan. Avrupa'da başı kapalı kızların üniversiteye giremediği tek ülke Türkiye... Devlet politikasına dönüşen 'Başını aç, okuluna devam et' formülü sorunu çözemedi, aksine daha da ağırlaştırdı. Yarına ertelemek de çözüm değil. Başörtüsü gerçeğiyle yüzleşmek ve çözüme giden yolda yeni ve kabul edilebilir formüller üretmek durumundayız. Yeni Anayasa çözümün bir parçası niye olmasın...
21 Eylül 2007, Cuma