fatih kısaparmak balon baskılı balon Ne Mutlu BİNGÖL'lüyüm Diyene... - AK Parti |AKParti Forum |AK Gençlik |Recep Tayyip Erdoğan |AKPARTİ Gençlik Forumu|

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ne Mutlu BİNGÖL'lüyüm Diyene...


hayataAKartı
12-05-2007, 20:44
Caner ve Yusuf…


Kaza gibi görünen bir cinayete verdik onları.


Karayolları 8. Bölge Müdürlüğünün işlediği bir cinayet.


Bingöl’e yol yapmayan, yaptığı yolda hiçbir standarda uymayan, yol işlerini eş dost Elazığlı matah’itler aldığında, elinden gelen her kolaylığı göstererek bu kolaylıkların bize kötü yol, kazaya açık yol ve ölüme davetiye olarak geri dönmesine neden olan rezilötesi kurum.


Varlık gerekçesine ihanet eden, 21. yüzyılda ilçeleri ile arasında yolu olmayan bir il olarak tarihe geçmemizi sağlayan kötü niyetli kurum.


Üç kişinin ölümüne neden olan yolu ödeneği olmasına rağmen iki yılda bitiremeyen varlığı gereksiz, varlığı zarar kurum.


İçimizi acıtan ölümlerin nedeni katil kurum…


Yola serdikleri mıcırlarla adam öldüren bu kurumla ilgili kaçıncı yazım bilmiyorum. Üç şerit olan gazik varyantını, şeritleri daraltarak dört şeride çıkaran ve daraltılmış şeritlerde bir arabada aynı aileden 5 hemşerimizin feci bir biçimde ölmesine neden olan bu kurum, Azrail’in Elazığ şubesi gibi çalışmaya devam ettikçe de yazmaya devam edeceğim. Bunlardan kurtulana kadar, kurtulamazsak parmaklarım kalem tutmaktan vazgeçene kadar yazacağım.


Bölge müdürlüğü siteminden kurtulmak zorundayız!


İşi hemen siyasilere havale etmenin kolaycılığına kapılmadan, “seçtik gönderdik, gidip kapatsınlar” demenin tembelliğine aldanmadan, ne yapacağımızı düşünmemiz gerektiğine inanıyorum. Her şeyden önce gerek şimdiki ve gerekse geçmiş dönemlerdeki milletvekillerimizin bu kurumu kapatacak güçleri olsaydı bir saniye bile açık tutmayacakları gerçeğinden hareket ederek bizler, yani Bingöllüler ne yapabiliriz sorusunu kendimize sormak durumundayız.


Evet ne yapabiliriz?


Şöyle düşünüyorum;


Öncelikle 8.Bölge Müdürünün (muhtemelen gelecek yüzü ve cesareti yoktur yerine yardımcısını filan gönderecektir) ya da yerine gelecek olan kişinin, hukukun izin verdiği ölçüde protesto edilmesi ve bu şehirde istenmediğinin anlaşılır bir biçimde yüzüne ifade edilmesi gerekiyor. Gazetelere ilanlar vererek “şehrimizde istenmeyen adam” olarak ilan edilmesi ilk adım olarak değerlendirilebilir.


Nerdeyse her konuda ahkam kesen, gazetelerde her gün açıklamalar yapan sivil toplum örgütlerimiz var. Bunlardan birinin ya da birilerinin saat kulesinin altında başlatacakları “8.Bölge Müdürlüğü Kapatılsın” imza kampanyasında bir haftada 100.000 imza toplayacaklarına inanıyorum. Başbakanın önüne, ellerindeki 100.000 imza ile gönderdiğimiz vekillerin bu işi daha kolay yapabileceklerini söylemeye gerek var mı? Kimse başlatmazsa toplum ve örgüt değilim ama sivilim diyerek ben başlatacağım bu kampanyayı.


İl’in idarecilerinin de yapması gereken şeyler var. Vali’nin Karayolları Bölge müdürünü il koordinasyon kurulu toplantılarına kabul etmemesi, varlığı gereksiz olan bu kurumun Bingöl’ün koordinasyonunda yerinin olmadığının kendisine unutamayacağı biçimde hatırlatılması gerektiğine inanıyorum. Eski valilerimizden Tamer Ersoy’un Bölge Müdürünü aylarca toplantılara almadığını hatırlatma ihtiyacı duyuyorum.


Bütün bunlardan sonrası ise vekillerimizin işi. Yaşananlardan ve toplanan imzalardan oluşturulmuş bir rapor ile yine aynı bölge müdürlüğünden muzdarip olan Tunceli, Malatya ve Adıyaman milletvekillerinin de desteğini alarak bu işi çözebilirler. Bu kurumun kapanması için gereken her şeyi yapacaklarına eminim. Çünkü onlar da bu kurum kapanmadan karayollarında rahat yüzü görmeyeceğimizi hepimiz kadar, hatta hepimizden daha iyi biliyorlar.


Ölümleri, varlığı ile trajik kılan 8. Bölge Müdürlüğünün tersine aynı ölümleri yokluğu ile katlanılmaz bir boyuta çıkaran başka bir kurumdan daha söz etmek gerekiyor.


AKUT’un insan üstü mücadele ile uçurumlardan çıkardığı cenazeleri gömmemize bile izin verilmedi. Şehrin acısını yaşamaya dahi hakkı olmadı. Çünkü şehirde Adli Tıp şubesi yoktu ve cenazelerin buradan Malatya’ya gönderilmeleri, orada yapılacak otopsiden sonra gömülmeleri gerekiyordu. En azından (hayli) genç bir savcı ve genç bir doktor böyle düşünüyordu. Ölüm onlara gelmemişti ve onlar sadece işlerini yaptıklarını düşünüyorlardı. Cinayet gibi bir trafik kazasından sonra otopsi istiyorlardı ve bu şehirde otopsi yapacak bir yer, kişi ya da kurum bulunmuyordu. “Vazgeçin bundan, şehrin acısına neşter atmayın” taleplerimiz nafileydi. Çaresiz gitti cenazeler Malatya’ya. Neticede Elazığ’ın öldürdüğü çocuklarımızı, ancak Malatya’nın verdiği izinle gömebildik. Yusuf, Caner ve Hacı Bayram gece boyunca yaşadıkları acılara, ölümlerinden sonraki acıları da eklediğimiz için bizleri af ederler mi bilemiyorum.


Basit bir adli tıp kurumu Bingöl şubesi ile çözülebilecek bu sorun nerdeyse her cenazemizde acımıza acı katma ritüeline dönüştü. Bingöl’ün sadece otopsi yapsa bile bir adlı tıp kurumu şubesine ihtiyacı, artık inkar edilemez boyutlara ulaştı.


Bir düşünsenize;


Karayolları Bölge Müdürlüğü Elazığ’da olduğu için insanlarımız ölüyor, Adli tıp kurumu Malatya da olduğu için Elazığ’ın öldürdüğü insanlarımızı, Malatya’ya götüremeden gömemiyoruz.


Bu mudur layık olduğumuz yaşam ve ölüm? Daha iyisini hak ettiğimize inananların artık susmak ya da sadece şikâyet etmek yerine başka şeyler yapması gerekiyor.


Ya çözüm bulmalı var olanı kapatmaya ve olmayanı açmaya, ya da buna layık olduğumuza inanarak ve bütün ayıplarımızı, bütün hatalarımızı, ekayıplerimizi, yokluklarımızı örtsün diye kendimizi kandırmalıyız ; “Ne mutlu Bingöllüyüm diyene”


Başka türlü çekmek mümkün değil bu zilleti…