Jurnal
04-12-2009, 17:02
ABD'lilerin Obama'nın dışkısına sahip çıktığı kadar tarihi şahsiyetlerimize sahip çıkamadık. 4 halifenin üçü suikaste kurban gitti, mezhep imamları zindanlarda çürüdü. İşte tarihi ayıplar.. Obama’nın etrafındaki güvenlik çemberi ve uyguladıkları kimi koruma yöntemleri “ah keşke” duygularımı depreştirdi. İnsanlık tarihinin en değerli insanlarını nasıl da koruyamadığımız geldi aklıma... Mevzuya girmeden önce, bu konuyu yazmamıza vesile olan ayrıntıları kayda geçirmek iyi olur kanaatindeyim.
Tam da tahmin ettiğimiz gibi oldu... ABD Başkanı Barack Obama’nın Ayasofya’yı ziyareti sırasında başını okşadığı kedi de konu mankeni çıktı.
Obama’nın seyahat programına Ayasofya’da dahil edilince, müze içinde farelere karşı tedbiren tutulan altı kediden Gli adlı kediye Clinton’un gezisi sırasında sevip okşadığı Erkan bebek muamelesi çekildiği anlaşıldı. Yani bu durum doğaçlama bir sevgi gösterisi değil, kurgulanmış bir estanteneymiş. Ayasofya'nın adeta kadrolu personeli gibi çalışan bu kediler Obama’nın ziyaretinden önce özenle veteriner kontrolünden geçirilmişler ve aşı işlemleri yakından takip edilmiş.
Malum, Obama’nın yatak yastık takımı, yiyip içecekleri, hatta ihtiyacını gidereceği alfranga tuvalet bile Amerika’dan getirildi. Hatta giderken dışkısı ve idrarı da beraberinde götürüldü. Bu atıklar hasımların eline geçip de, DNA testi yapılarak ya da özel kimyasal işlemlerden geçirilerek Obama için en etkili olacak zehiri üretmeye çalışmasınlar, ya da olası hastalıklarından haberdar olmasınlar diye...
Gelelim bu tablonun bizde çağrıştırdıklarına...
Hep zulüm, hep işkence..
Varlıkları ile övündüğümüz, Hz. Peygamber’in en yakınları olan, Asrı Saadet diye adlandırdığımız dönemin yıldızları kabul edilen dört halifeden üçü, yani Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali birer suikaste kurban gittiler. Koruyamadık onları. Bu utanç benim sırtımda 1400 yıllık bir yüktür.
İslam’ın en parlak ve en güçlü döneminde varlık aleminin bu en güzide insanları şehit edildiler. Aramızda 1400 sene var ama, kimi zaman insan ruhen ta o döneme kadar uzanıp keşke koruyabilseydik diyesi geliyor... Keşke koruyabilseydik. Onlara uzanan zehirli hançerle mübarek bedenleri arasında duvar olabilseydik.
Sadece bu kadar mı? 4 büyük mezhebin imamları da hayatlarında ağır işkence ve zulümlerle karşılaşmışlardır. İmamı Azam kendisine teklif edilen bir makamı reddettiğ ve siyasi oyunlara alet olmadığı için, yönetenlerin ağır baskılarına uğramış ve uzunca süre tutulduğu hapiste ölmüştür. (D. 699, Küfe - Ö. 767 Bağdat)
Hicri 150 senesinde Filistin'in Gazze şehrinde dünyaya gelen İmam Şafii Yemen'de görev yaptığı dönemde başında bulunan zalim bir valinin gadabına uğramış, hakkında atılan ağır iftiralar nedeniyle elleri kelepçeli olarak ta Yemen’den Bağdat’a, Halife Harun Reşid'in yanına gönderilmiştir. Ağır bir cezaya çaptırılmak üzere iken İmam Muhammed ibnu Şeybani'nin lehinde şahitlik etmesiyle canını zor kurtarmış, 820 yılında aşırı kayn kaybından Mısır’da ölmüştür.
Hanbeli Mezhebinin kurucusu Ahmed bin Hanbel bir konudaki içtihadı nedeniyle hapse atılmış, tam yirmi sekiz ay hapiste tutularak ağır işkence görmüştür.
Hadis alimlerinden İmam Buhari’nin kaderi farklı olmamıştır. Buhara Emiri Halid Ibn Ahmed, çocuklarına ‘Câmiu's-Sahîh'i ve et-Tarih'i’ okutması için Buharî'yi konağına çağırmış, fakat Buharî ilim meclislerinin herkese açık olduğunu, isteyenin gelerek yararlanabileceğini, ilmi valinin konağının duvarları arasına hapsedemeyeceğini bildirerek bu özel teklifi reddetmiştir. Bunun üzerine Buhara Emiri Ahmed Ibn Hâlid tarafından Buhara'dan sürgün edilmiştir.
Büyük Türk hakanı Attila’yı da koruyamadık, Fatih’i de...
Abdülhamit’i de koruyamadık, Atatürk’ü de...
Menderes’i de koruyamadık, Özal’ı da... Hatta Yazıcıoğlu’nu da...
Bu örneklere ‘takdiri ilahi böyleymiş’ diyerek tevekkül çizgisinde de yaklaşabilirsiniz, ‘tedbir tevekküle mani değildir’ diyerek keşke daha iyi korunsalardı diye de düşünebilirsiniz.
Fakat hayıflanmak dünü geri getirmez ve yapılanları ortadan kaldırmaz. Madem ki bizler bizden evvelkilerin halinden sorumlu olmamak gibi bir konumdayız, öyleyse meseleye günümüzde bizim durumumuz nasıl penceresinden bakabiliriz.
Her devrin değerli insanları vardır. Bizler söz ve yazılarımızla ülkemize ve insanlığa ait değerli inciten, iğneleyen, üzen, hayatlarını zindan eden, çalışma şevklerini bitiren, ciddi bir mesnede dayanmayan iddialarla birer dedikodu furyası halinde bitirmeye çalışan tarafta mıyız, yoksa sahiden de bu ülke için samimane birşeyler yapmaya çalışanlara köstek değil destek mi olmaya çalışıyoruz?
Koruma dediğin, Mus’an Bin. Umeyr’in Uhud’da Peygamber Efendimiz için yaptığıdır. Efendimize kılıç sallandığında önce sağ kolunu, ardından sol kolunu, o da olmadı boynunu uzatmış ve yarısı kopmuş boynuyla yattığı yerden Efendimize bakarken hala onun için endişelenmeyi sürdürmüştür.
Çok hoyrat davrandık bu ülkenin değerlerine...
Amerikan istihbaratçılarının Obama’nın dışkısına gösterdiği özen kadar bu ülkenin değerli insanlarına özen gösteremedik. Ya başını okşayacağı kediyi seçmeleri ölçüsünde, sevdiğimiz insanların etrafındaki insan kalitesine dikkat edemedik.
Bu konuda söylemek istediğim çok şey var. Fakat burada bile söz uzarsa kırıcı olur.
Elinde çuvaldız, önüne gelene batırmaya çalışan düşük profilli insan profiline ekranlarda da, siyaset meydanında da, mektep ve medresede de, kürsülerde de, yapılan yorumlar da görürsünüz.
İşte bunlar, yukarıda saydığım değerli varlıklara yaşadıkları dönemde hayatı dar eden güruhların günümüzdeki versiyonlarıdır.
Sorsanız, ülkeye hizmet ettiklerini sanırlar. Yaptıkları sırf baltalamak ve yetişen fidanlara karşı balta olmaktır.
Yazık.
Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7
Tam da tahmin ettiğimiz gibi oldu... ABD Başkanı Barack Obama’nın Ayasofya’yı ziyareti sırasında başını okşadığı kedi de konu mankeni çıktı.
Obama’nın seyahat programına Ayasofya’da dahil edilince, müze içinde farelere karşı tedbiren tutulan altı kediden Gli adlı kediye Clinton’un gezisi sırasında sevip okşadığı Erkan bebek muamelesi çekildiği anlaşıldı. Yani bu durum doğaçlama bir sevgi gösterisi değil, kurgulanmış bir estanteneymiş. Ayasofya'nın adeta kadrolu personeli gibi çalışan bu kediler Obama’nın ziyaretinden önce özenle veteriner kontrolünden geçirilmişler ve aşı işlemleri yakından takip edilmiş.
Malum, Obama’nın yatak yastık takımı, yiyip içecekleri, hatta ihtiyacını gidereceği alfranga tuvalet bile Amerika’dan getirildi. Hatta giderken dışkısı ve idrarı da beraberinde götürüldü. Bu atıklar hasımların eline geçip de, DNA testi yapılarak ya da özel kimyasal işlemlerden geçirilerek Obama için en etkili olacak zehiri üretmeye çalışmasınlar, ya da olası hastalıklarından haberdar olmasınlar diye...
Gelelim bu tablonun bizde çağrıştırdıklarına...
Hep zulüm, hep işkence..
Varlıkları ile övündüğümüz, Hz. Peygamber’in en yakınları olan, Asrı Saadet diye adlandırdığımız dönemin yıldızları kabul edilen dört halifeden üçü, yani Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali birer suikaste kurban gittiler. Koruyamadık onları. Bu utanç benim sırtımda 1400 yıllık bir yüktür.
İslam’ın en parlak ve en güçlü döneminde varlık aleminin bu en güzide insanları şehit edildiler. Aramızda 1400 sene var ama, kimi zaman insan ruhen ta o döneme kadar uzanıp keşke koruyabilseydik diyesi geliyor... Keşke koruyabilseydik. Onlara uzanan zehirli hançerle mübarek bedenleri arasında duvar olabilseydik.
Sadece bu kadar mı? 4 büyük mezhebin imamları da hayatlarında ağır işkence ve zulümlerle karşılaşmışlardır. İmamı Azam kendisine teklif edilen bir makamı reddettiğ ve siyasi oyunlara alet olmadığı için, yönetenlerin ağır baskılarına uğramış ve uzunca süre tutulduğu hapiste ölmüştür. (D. 699, Küfe - Ö. 767 Bağdat)
Hicri 150 senesinde Filistin'in Gazze şehrinde dünyaya gelen İmam Şafii Yemen'de görev yaptığı dönemde başında bulunan zalim bir valinin gadabına uğramış, hakkında atılan ağır iftiralar nedeniyle elleri kelepçeli olarak ta Yemen’den Bağdat’a, Halife Harun Reşid'in yanına gönderilmiştir. Ağır bir cezaya çaptırılmak üzere iken İmam Muhammed ibnu Şeybani'nin lehinde şahitlik etmesiyle canını zor kurtarmış, 820 yılında aşırı kayn kaybından Mısır’da ölmüştür.
Hanbeli Mezhebinin kurucusu Ahmed bin Hanbel bir konudaki içtihadı nedeniyle hapse atılmış, tam yirmi sekiz ay hapiste tutularak ağır işkence görmüştür.
Hadis alimlerinden İmam Buhari’nin kaderi farklı olmamıştır. Buhara Emiri Halid Ibn Ahmed, çocuklarına ‘Câmiu's-Sahîh'i ve et-Tarih'i’ okutması için Buharî'yi konağına çağırmış, fakat Buharî ilim meclislerinin herkese açık olduğunu, isteyenin gelerek yararlanabileceğini, ilmi valinin konağının duvarları arasına hapsedemeyeceğini bildirerek bu özel teklifi reddetmiştir. Bunun üzerine Buhara Emiri Ahmed Ibn Hâlid tarafından Buhara'dan sürgün edilmiştir.
Büyük Türk hakanı Attila’yı da koruyamadık, Fatih’i de...
Abdülhamit’i de koruyamadık, Atatürk’ü de...
Menderes’i de koruyamadık, Özal’ı da... Hatta Yazıcıoğlu’nu da...
Bu örneklere ‘takdiri ilahi böyleymiş’ diyerek tevekkül çizgisinde de yaklaşabilirsiniz, ‘tedbir tevekküle mani değildir’ diyerek keşke daha iyi korunsalardı diye de düşünebilirsiniz.
Fakat hayıflanmak dünü geri getirmez ve yapılanları ortadan kaldırmaz. Madem ki bizler bizden evvelkilerin halinden sorumlu olmamak gibi bir konumdayız, öyleyse meseleye günümüzde bizim durumumuz nasıl penceresinden bakabiliriz.
Her devrin değerli insanları vardır. Bizler söz ve yazılarımızla ülkemize ve insanlığa ait değerli inciten, iğneleyen, üzen, hayatlarını zindan eden, çalışma şevklerini bitiren, ciddi bir mesnede dayanmayan iddialarla birer dedikodu furyası halinde bitirmeye çalışan tarafta mıyız, yoksa sahiden de bu ülke için samimane birşeyler yapmaya çalışanlara köstek değil destek mi olmaya çalışıyoruz?
Koruma dediğin, Mus’an Bin. Umeyr’in Uhud’da Peygamber Efendimiz için yaptığıdır. Efendimize kılıç sallandığında önce sağ kolunu, ardından sol kolunu, o da olmadı boynunu uzatmış ve yarısı kopmuş boynuyla yattığı yerden Efendimize bakarken hala onun için endişelenmeyi sürdürmüştür.
Çok hoyrat davrandık bu ülkenin değerlerine...
Amerikan istihbaratçılarının Obama’nın dışkısına gösterdiği özen kadar bu ülkenin değerli insanlarına özen gösteremedik. Ya başını okşayacağı kediyi seçmeleri ölçüsünde, sevdiğimiz insanların etrafındaki insan kalitesine dikkat edemedik.
Bu konuda söylemek istediğim çok şey var. Fakat burada bile söz uzarsa kırıcı olur.
Elinde çuvaldız, önüne gelene batırmaya çalışan düşük profilli insan profiline ekranlarda da, siyaset meydanında da, mektep ve medresede de, kürsülerde de, yapılan yorumlar da görürsünüz.
İşte bunlar, yukarıda saydığım değerli varlıklara yaşadıkları dönemde hayatı dar eden güruhların günümüzdeki versiyonlarıdır.
Sorsanız, ülkeye hizmet ettiklerini sanırlar. Yaptıkları sırf baltalamak ve yetişen fidanlara karşı balta olmaktır.
Yazık.
Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber 7