erenon
12-02-2007, 02:19
Baran Tursun, cumartesi gecesi İzmir'de iki arkadaşıyla arabadaydı. İçkiliydiler.
Polise göre "Dur" ihtarı yapıldı; durmadılar.
Arabadaki iki gence göre böyle bir ihtarı duymadılar.
Polis tek el ateş etti.
Beyninden vurulan Tursun, 5 günlük komadan sonra dün vefat etti.
İçişleri Bakanı "Hatası olan cezasını alır" dedi.
Emniyet Genel Müdürü de Milliyet'e "200 bin polis arasında bazen kastı aşan hareketler oluyor. Yanlış yapanı asla affetmeyiz" demecini verdi.
Olumlu açıklamalar... Ancak sorunun ardında, yasalara da yansıyan bir "zihniyet" var.
* * *
1990'ların başında terör tırmanışa geçince acilen Terörle Mücadele Yasası'na bir madde eklendi:
"Kolluk kuvvetleri, 'Teslim ol' emrine uymayıp silaha teşebbüs edenlere 'doğruca ve duraksamadan' ateş edebilir" denildi.
Tipik bir tepki yasasıydı. "Polis yetkisiz" diye bu kez de sınırsız bir "öldürme yetkisi" veriliyordu.
Prof. Mümtaz Soysal "Olağanüstü Hal'deki 'Vur emri', olağan dönemde de uygulanır hale getiriliyor" diye konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürdü.
Ahmet Necdet Sezer başkanlığındaki mahkeme, 6 Ocak 1999 tarihli kararıyla itiraza hak verdi:
"Yasayla 'yargısız infaz'ın yasal hale getirildiğine ve yaşama hakkının ihlal edildiği"ne hükmetti.
Mahkemeye göre "kolluk kuvvetleri silahı son çare olarak kullanabilmeli"ydi.
"Bu da yetmez"di:
"Silah kullanımında ölçülü olunmalı, mukavemet ve tehdidin gerektirdiği ölçüde silah kullanılmalı"ydı.
"Örneğin ayağa ya da ele ateş açılarak etkisiz bırakılabilecek fail ya da şüphelinin yaşamsal organlarına ateş edilmemeli"ydi.
Kolluk güçlerine tanınan bu yetkilerin "büyük sakıncalar yaratacağı", gerekçede açıkça belirtildi.
* * *
Bu gerekçeyle iptal edilen "vur emri", 5 ay önce, bu kez de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'na "sokuşturuldu."
Herkes seçimle meşgulken polise "duraksamadan" ateş etme yetkisi yeniden verildi.
Gerçi bu kez, "Polis önce dur ihtarı yapar, şüpheli kaçarsa uyarı ateşi açar, kaçmayı sürdürürse yakalamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde ateş edebilir" denilerek bir kademelendirme getirilmişti, ama uygulamada bunun işe yaramadığı hemen görüldü.
Yasa çıktığından beri, neredeyse her ay bir ölüm haberi geldi:
Ağustosta Nijeryalı Festus Okey, nezarette polis kurşunuyla öldürüldü. Sanık polis, tutuksuz yargılanıyor.
Ekimde, Yürüyüş dergisi satan 17 yaşındaki bir genç, polisten kaçarken vurulup felç oldu. Ateş eden polis "mağdur" olarak ifade verdi.
Kasımda Avcılar'da parkta bira içen bir vatandaş polis tekmesiyle öldü.
Ardından Bornova'da Baran Tursun vuruldu.
* * *
Görüldüğü gibi, polisin oransız güç kullanımı, yetkililerin dediği gibi "münferit" değil, giderek yaygınlaşan bir uygulama...
Söylendiği gibi sorumlular cezalandırılmıyor, tersine korunuyorlar.
Asıl önemlisi, polis gücünü, kendisine "duraksamadan ateş etme" yetkisi bahşeden yasadan alıyor. Uyarmadan kurşunu sıkıyor.
Anayasa Mahkemesi'nin "büyük sakıncalar doğar" itirazının ve haziranda yasa çıkarken dile getirilen eleştirilerin haklılığı görülüyor.
Sorun, ölümcüldür.
O yüzden polise acilen "dur" ihtarı yapılmalıdır.
CAN DÜNDAR
Polise göre "Dur" ihtarı yapıldı; durmadılar.
Arabadaki iki gence göre böyle bir ihtarı duymadılar.
Polis tek el ateş etti.
Beyninden vurulan Tursun, 5 günlük komadan sonra dün vefat etti.
İçişleri Bakanı "Hatası olan cezasını alır" dedi.
Emniyet Genel Müdürü de Milliyet'e "200 bin polis arasında bazen kastı aşan hareketler oluyor. Yanlış yapanı asla affetmeyiz" demecini verdi.
Olumlu açıklamalar... Ancak sorunun ardında, yasalara da yansıyan bir "zihniyet" var.
* * *
1990'ların başında terör tırmanışa geçince acilen Terörle Mücadele Yasası'na bir madde eklendi:
"Kolluk kuvvetleri, 'Teslim ol' emrine uymayıp silaha teşebbüs edenlere 'doğruca ve duraksamadan' ateş edebilir" denildi.
Tipik bir tepki yasasıydı. "Polis yetkisiz" diye bu kez de sınırsız bir "öldürme yetkisi" veriliyordu.
Prof. Mümtaz Soysal "Olağanüstü Hal'deki 'Vur emri', olağan dönemde de uygulanır hale getiriliyor" diye konuyu Anayasa Mahkemesi'ne götürdü.
Ahmet Necdet Sezer başkanlığındaki mahkeme, 6 Ocak 1999 tarihli kararıyla itiraza hak verdi:
"Yasayla 'yargısız infaz'ın yasal hale getirildiğine ve yaşama hakkının ihlal edildiği"ne hükmetti.
Mahkemeye göre "kolluk kuvvetleri silahı son çare olarak kullanabilmeli"ydi.
"Bu da yetmez"di:
"Silah kullanımında ölçülü olunmalı, mukavemet ve tehdidin gerektirdiği ölçüde silah kullanılmalı"ydı.
"Örneğin ayağa ya da ele ateş açılarak etkisiz bırakılabilecek fail ya da şüphelinin yaşamsal organlarına ateş edilmemeli"ydi.
Kolluk güçlerine tanınan bu yetkilerin "büyük sakıncalar yaratacağı", gerekçede açıkça belirtildi.
* * *
Bu gerekçeyle iptal edilen "vur emri", 5 ay önce, bu kez de Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu'na "sokuşturuldu."
Herkes seçimle meşgulken polise "duraksamadan" ateş etme yetkisi yeniden verildi.
Gerçi bu kez, "Polis önce dur ihtarı yapar, şüpheli kaçarsa uyarı ateşi açar, kaçmayı sürdürürse yakalamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde ateş edebilir" denilerek bir kademelendirme getirilmişti, ama uygulamada bunun işe yaramadığı hemen görüldü.
Yasa çıktığından beri, neredeyse her ay bir ölüm haberi geldi:
Ağustosta Nijeryalı Festus Okey, nezarette polis kurşunuyla öldürüldü. Sanık polis, tutuksuz yargılanıyor.
Ekimde, Yürüyüş dergisi satan 17 yaşındaki bir genç, polisten kaçarken vurulup felç oldu. Ateş eden polis "mağdur" olarak ifade verdi.
Kasımda Avcılar'da parkta bira içen bir vatandaş polis tekmesiyle öldü.
Ardından Bornova'da Baran Tursun vuruldu.
* * *
Görüldüğü gibi, polisin oransız güç kullanımı, yetkililerin dediği gibi "münferit" değil, giderek yaygınlaşan bir uygulama...
Söylendiği gibi sorumlular cezalandırılmıyor, tersine korunuyorlar.
Asıl önemlisi, polis gücünü, kendisine "duraksamadan ateş etme" yetkisi bahşeden yasadan alıyor. Uyarmadan kurşunu sıkıyor.
Anayasa Mahkemesi'nin "büyük sakıncalar doğar" itirazının ve haziranda yasa çıkarken dile getirilen eleştirilerin haklılığı görülüyor.
Sorun, ölümcüldür.
O yüzden polise acilen "dur" ihtarı yapılmalıdır.
CAN DÜNDAR