ceyhanli
12-09-2007, 17:00
Ölüm, bu gece
Kiev’de çalışan bir Türk mühendisin geçen gün dostlarına gönderdiği e-mailini okuyunca düşündüm ve gerçekten de; ateş düştüğü yeri yakarmış!
Genç mühendis iki buçuk yaşındaki oğlu İbrahim Can’ı amansız bir hastalıktan kaybedince acısını paylaşan dostlarına diyor ki;
“Ben on beş günde -normalde bir ömür boyunca duysam da içselleştiremeyeceğim- o kadar çok şey öğrendim ki. Allah hiç kimseye böyle bir öğrenme süreci yaşatmasın. Ama şu kadarını söyleyeyim: Bizi hayata bağlayan bir çok şey aslında fani. Eğer baki olanla fani arasında yaşamımızda sağlıklı bir denge kurarsak, hayatta başımıza gelebilecek her türlü kötü sürprizi en sağlıklı bir şekilde algılama, doğru tepkileri verme şansımız olur, bu hayatta da kolay kolay hiçbir şey bizi yıkamaz.”
*
Evet, dünya fani ölüm ani denilir ama yine de kimse, nerede ve ne zaman gelip boğaza düğümlenecek vakte hazırlamaz kendini...
Kimse kendine yakıştıramaz...
Şairin dediği gibi; her ölen pişman ölür...
Keşke tüm pişmanlıklar ölmeden önce yaşansa ve günahtan çok tövbelere vakit ayrılsa...
Genç mühendise sabır dilerken, son sözlerinde ise diyor ki; “İbrahim can şu anda Cennet’te. Dünyayı pek özlediğini de zannetmiyorum. Ama biz onu çok özlüyor, baktığımız her yerde onu görüyoruz.”
*
Yıllar önce duvarlara asılan bir tabelada; hayat hayaldir sözü düşünce aklıma, o günden bugüne geriye dönüp yaşananlara her baktığımda, her şey bir hayalden ibaretti.
Bir çok şey hatırlanmıyor bile.
Eskilerin dediği gibi; insan, her geceyi ölüm, her sabahı hayat bilmeli...
Şairin mısralara döktüğü sözler gibi;
“Ölüm, bu gece.
Adımlarından tanırım seni.
Öyleyse, beni küçük adımla çağır.
Bir fotoğraf düşür kaldırıma,
Bir gölge bırak gözlerime...”
*
Ölüm, sadece bu gece değil...
Her gece...
Mesele; güzel ölümle ölebilmek...
KIRK KAPI
Mehmet Soysal
Kiev’de çalışan bir Türk mühendisin geçen gün dostlarına gönderdiği e-mailini okuyunca düşündüm ve gerçekten de; ateş düştüğü yeri yakarmış!
Genç mühendis iki buçuk yaşındaki oğlu İbrahim Can’ı amansız bir hastalıktan kaybedince acısını paylaşan dostlarına diyor ki;
“Ben on beş günde -normalde bir ömür boyunca duysam da içselleştiremeyeceğim- o kadar çok şey öğrendim ki. Allah hiç kimseye böyle bir öğrenme süreci yaşatmasın. Ama şu kadarını söyleyeyim: Bizi hayata bağlayan bir çok şey aslında fani. Eğer baki olanla fani arasında yaşamımızda sağlıklı bir denge kurarsak, hayatta başımıza gelebilecek her türlü kötü sürprizi en sağlıklı bir şekilde algılama, doğru tepkileri verme şansımız olur, bu hayatta da kolay kolay hiçbir şey bizi yıkamaz.”
*
Evet, dünya fani ölüm ani denilir ama yine de kimse, nerede ve ne zaman gelip boğaza düğümlenecek vakte hazırlamaz kendini...
Kimse kendine yakıştıramaz...
Şairin dediği gibi; her ölen pişman ölür...
Keşke tüm pişmanlıklar ölmeden önce yaşansa ve günahtan çok tövbelere vakit ayrılsa...
Genç mühendise sabır dilerken, son sözlerinde ise diyor ki; “İbrahim can şu anda Cennet’te. Dünyayı pek özlediğini de zannetmiyorum. Ama biz onu çok özlüyor, baktığımız her yerde onu görüyoruz.”
*
Yıllar önce duvarlara asılan bir tabelada; hayat hayaldir sözü düşünce aklıma, o günden bugüne geriye dönüp yaşananlara her baktığımda, her şey bir hayalden ibaretti.
Bir çok şey hatırlanmıyor bile.
Eskilerin dediği gibi; insan, her geceyi ölüm, her sabahı hayat bilmeli...
Şairin mısralara döktüğü sözler gibi;
“Ölüm, bu gece.
Adımlarından tanırım seni.
Öyleyse, beni küçük adımla çağır.
Bir fotoğraf düşür kaldırıma,
Bir gölge bırak gözlerime...”
*
Ölüm, sadece bu gece değil...
Her gece...
Mesele; güzel ölümle ölebilmek...
KIRK KAPI
Mehmet Soysal